Türkiye keskin bir kimliğe sahip

72andSunny Amsterdam’ın Yönetici Kreatif Direktörü Carlo Cavallone ile Cannes’da bir araya geldik. Birçok dev şirketle çalışan Cavallone ile Türkiye pazarını ve Dylan Dog’u konuştuk.

Carlo Cavallone

Son dönemlerin en yaratıcı ajansları arasında gösterilen 72andSunny Amsterdam’ın Yönetici Kreatif Direktörü Carlo Cavallone ile, toplantılarımız arasında zor da olsa denk getirerek, sohbet ettik. Majestic Hotel’de gerçekleştirdiğimiz röportajda genç yöneticiye nelerden bslendiği ile farklı bölge ve ülkelerde çalışmanın nasıl farklılıklar yarattığını konuştuk. Türkiye pazarının keskin bir kimliğe sahip olduğunun altını çizen Cavallone, “Türkiye’de reklam gençlerin enerjisine karşılık veriyor. Bu çok güzel bir şey” yorumunu yaptı.

İlham konusunda her reklamcının farklı kaynakları olduğu bilinen bir gerçek. İtalyan olan Cavallone’nin yaratıcılığının da doğal olarak çizgi romanlardan geldiğini öğrendik. Gençlik yıllarında, Batman’i İtalyanca’ya çeviren Cavallone, “Çizgi romanda balonlar çok ufak olduğu için her şeyi kısa ve basit bir biçimde anlatmanız gerekirdi. İşte gençken yaptığım bu iş reklamcılık kariyerimde büyük değer kattı” diyor.

Yiğit Can Kaytmaz Farklı bölgelerde ve ülkelerde çalıştınız. Nasıl bir deneyimdi bu sizin için? Farklı bölgelerde yaratıcılık değişiyor mu?

Carlo Cavallone Evet, değişiyor. İtalya’da çalışmak benim için ilginç oldu. Yerel pazarda deneyim kazandım. Ondan sonra Hollanda’ya taşındım. Orada hem global hem de yerel pazarda çalıştım; İtalya, İspanya, Türkiye gibi. Türkiye için de epey iş yaptım. Sonra da Amerika’ya taşındım ve oradaki pazarı da deneyimlemiş oldum. Hepsinin birbirinden farklı olduğunu düşünüyorum. Amerika’nın pazarı ise daha da farklı. Avrupa’dakilerden çok daha farklı olduğu hissediliyor çünkü tek kültür ağırlıklı. Ve reklamcılığa yaklaşımı da genelde çok farklı. Avrupa’daki pazarlar birbirinden farklı fakat ortak yönleri daha fazla. Ama daha öteye giden işler de yapıyoruz, Cannes ve global kampanyalar gibi. Bu da tamamen faklı bir pazar. Tüm bu farklılıklar içinde daha kapsayıcı ve daha karakteristik oluyor. Deneyimimi her daim eğlenceli ve ilginç bir yolculuk olarak tanımlayabilirim. Birçok risk deneyimledim çünkü. Bu da muhteşem.

Yiğit Can Kaytmaz Türkiye’den de markalarla çalıştınız. Buradaki yaratıcılıkta nasıl bir farklılık gözlemlediniz? Türkiye’deki reklamlara genel bakışınız nasıl?

Carlo Cavallone Keskin bir kimliğe sahip olduğunu söyleyebilirim. Ülke olarak epey gelişim göstermiş. Her daim gözlemlediğim, Türk pazarının diğer pazarlara göre daha deneysel ve ilerici olabildiği. Mobil ve dijitalde çok iyi bir konumdasınız. Genç nüfus var ve mobil alanda penetrasyon üst seviyelerde… Çünkü bu çok büyük bir mobil pazarı, Avrupa’nın ikincisi veya belki birincisi, emin değilim. Yaş ortalaması epey düşük, çok genç bir nüfusa sahip bir ülke. Ve reklam pazarı buna, bu enerjiye göre karşılık veriyor gibi görünüyor. Bu da gerçekten çok güzel bir şey.

Ama bazen, her yerel pazarda olduğu gibi biraz muhafazakar ya da emniyette kalabiliyor. Bu da onun keskin kimliği ile ilgili bir şey olarak görünüyor.

Yiğit Can Kaytmaz Hala büyük markalarla çalışıyorsunuz. Onlarla çalışmak nasıl? Daha mı zorlu yoksa üretim süreci daha mı kolay oluyor?

Carlo Cavallone Markaya göre değişiyor, gerçekten. Ama söyleyebileceğim, bazen yarattığı yankı bir yandan epey tatmin edici oluyor. Mesela, Adidas gibi bir markayla çalıştığınızda emin olun ki uzun bir süreçten geçeceksiniz, bir Dünya Kupası kampanyası gibi mesela. Uzun ve zorlu bir süreç olabilir fakat buna karşılık yaratıcılık bakımından çok fazla imkana sahip oluyorsunuz. Daha kolay olmayabilir ama bu seni süreci tamamlamada daha fazla motive ediyor. Birlikte çalıştığımız diğer büyük markalar, Unilever gibi, onlar gerçekten bizim hayatımızı kolaylaştırıyor. Çok iyi bir süreçten geçtiğini biliyorsun çünkü. Daha küçük markalarla bazen böyle bir durum yaşayamıyorsunuz, bazen daha esnek olsalar bile. Bizim durumumuzda şirketteki deneyimlerin birleşmesinin daha iyi olduğunu düşünüyorum. Markayla kültürel bir bağ kurabilmeniz daha önemli, ne kadar büyük olduğu bizi ilgilendirmiyor. Kendini nasıl tanımladığı bizim için daha önemli.

Yiğit Can Kaytmaz İnternet sayfanızda “Batman” çizgi romanını çevirdiğinizi yazmışsınız. Bunu sizin kariyerinize ve yaratıcılığınıza nasıl bir etkisi oldu?

Carlo Cavallone Gençliğimde çizgi roman çiziyordum. Ve aslında hayatımın kalan kısmında yapmak istediğm şey de buydu. Ama bu gerçekleşmedi. Animasyon yapmak, çeviri yapmak çok faydalı oldu çünkü bunlar yazma yeteneğini geliştirmene yardımcı oluyor, çok basit ama çok etkili. Özellikle de çeviri yapmak. Yabancı bir dilden kendi diline çeviri yaparken kendi diline biraz farklı bakabiliyorsun.

Ayrıca popüler kültürü çok beğeniyorum. Bence çizgi romanlarda, filmlerden, bilim kurgudan aldığın ilham çok faydalı oluyor. Yurtdışına çıkmaya, farklı kültürleri tanımaya gayret gösterdim, çizgi romanlar da bunun bir parçası.

Batman… Gençlik yıllarında çizgi roman çevirmenliği yapan Cavallone, bunun faydasını gördüğünü anlattı.

Yiğit Can Kaytmaz En beğendiğiniz çizgi roman hangisi?

Carlo Cavallone En beğendiğim çizgi roman değil de en beğendiğim yazar Daniel Clowe diyebilirim. Çok iyi çalışmaları var ve bunu tutkuyla yapıyor. Onunla röportaj yapma fırsatım oldu ve gerçekten farklı bir bakış açısına sahip. Klasik çizgi romanlar arasından en beğendiğim “Batman”. Hala ona çok bağlıyım.

Yiğit Can Kaytmaz Peki ya İtalyan çizgi romanları? Dylan Dog mesela?

Carlo Cavallone “Dylan Dog” serisini ilk çıktığında takip etme şansım oldu. Aşağı yukarı yirmi tane sayısını birktirmişimdir. Gerçekten değdiğini düşünüyorum, biraz takıntılı olmuştum. Ayrıca yaratıldığı yer Milano, benim doğduğum şehir. Yayıncılarla bile iletişime geçmeye çalıştım. Bu şirket efsane haline gelmişti. 80’ler ve 90’lar İtalyan pazarı için epey ilginç bir dönemdi, yeni bir şeyler yapmaya cesaret eden şirket neredeyse yoktu. O dönemde bu seri beni çok heyecanlandırıyordu. Hala yayımlanmaya devam ediyor fakat onu artık okuyacak zamanım pek olmuyor.

 

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye Temmuz 2016 sayısında yayınlanmıştır.

 

 

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.