Temple Grandin ile farklı düşünme biçimlerine saygı

Yazar Dave Trott, farklı düşünme biçimlerine neden saygı duyulması gerektiğini  Temple Grandin’in hayatından örneklerle anlatıyor.

Temple Grandin 1947 yılında doğduğunda, şiddetli biçimde otizmliydi. Ama o zamanlar bu terim bilinmiyordu ve bu yüzden de Grandin, zihinsel engelli olarak tanımlanmıştı. 4 yaşına gelene dek hiç konuşmamıştı ve hatta o zaman bile söyledikleri anlamsızdı. Duvar kağıtlarını parçalayıp yiyordu. Biri ona dokunmaya kalktığında çığlık atıyordu. Doktorlar, tek çözümün onu ömrü boyunca bir kliniğe kapatmak olduğunu söylemişlerdi.

Ama annesi böyle bir şey yapamazdı.

Tüm tavsiyelere karşın, onu eğitmek konusunda ısrarcıydı ve zamanla Temple’ın bizimkinden çok daha farklı bir dünyada yaşadığı ortaya çıktı: Kelimelerin değil, resimlerin dünyasında yaşıyordu.

Dolayısıyla, diğer insanlarla geleneksel bir iletişim kurması da zordu.

Fakat iki şey oldu:

İlk olarak, eski NASA biliminsanı olan ve ona, farklı olan zihnini sorunlara farklı bir yoldan bakmak üzere nasıl kullanacağını gösteren bir öğretmenle tanıştı. İkinci olarak da, tüm yazını bir çiftlikte geçirdikten sonra hayvanların nasıl düşündüklerini anlamanın yolunu buldu.

Hayvanlar konuşamazdı, yalnızca sesler ve görüntülere dair hisleri vardı.

Onlarla empati kurabiliyordu ve bu da sıradan sözsel düşünenlerin yapamayacağı bir şeydi.

Temple’ın daha sonra da söylediği gibi: “Otizmde ya da herhangi bir av hayvanı için korku ana duygudur, her zaman kendilerine tehdit oluşturabilecek şeyleri ararlar.”

Bu yüzden hayvanlar üzerine çalışmaya başladı. Üniversiteye gitti, mezun oldu, ardından master ve doktora geldi.

Ve kendisi şimdi Colorado Devlet Üniversitesi’nde Hayvan Bilimleri Profesörü.

Çalışmaları için Amerika genelinde büyükbaş hayvan ağıllarına ve kesim tesislerine gitti. Fakat sığır yetiştiricileri bir kadını dinlemek istemiyorlardı, özellikle de otizmli olanı. Bu yüzden Temple, kimsenin yapmadığı bir şey yaptı.

Tıpkı bir hayvan gibi dört ayak üstünde, tıpkı ineklerin yaptığı gibi, sığır üretim tesislerinden içeri girdi. Bu sayede, hiç kimsenin göremeyeceği şeyler gördü.

Ve önemli olanı, imalathanelerin bunu neden umursamaları gerektiğine dair bulgulardı.

İnekleri sakin tutmak, yetiştiricilerin ilgilendikleri bir şey değildi ama para getirecek imalathanelerle ilgilenirlerdi.

Korkan ineklerin neden kaçtıklarını ve öldüklerini anlatabilecek durumdaydı. Korkup adrenalin salgılayan ineklerin etlerinin neden daha sert olduğunu anlatabilirdi. İneklere daha insani biçimde davranmanın iyi bir iş olduğunu anlatabilirdi. Akabinde, dünya çapında ünlenen 400 makale yazdı.

Mottosu ise şuydu: “Hayvanlar nesne değildir.”

Şöyle diyor Temple: “Onlara uygun bir yaşam sunmak zorundayız. Ölümleri acısız olmalı. Bu hayvanlara saygı borçluyuz.”

Temple, Amerika çapında tüm büyükbaş üretim tesislerinin baştan ya da yeniden tasarladı. Artık McDonald’s’ın tüm tedarikçilerinin onun standartlarına uygun olması gerekiyor. Time dergisi ise Dünyanın En Etkili 100 İnsanı arasında ona da yer verdi. Temple Grandin, farklı düşünme şekillerine neden kucak açılması gerektiğinin bir kanıtı. Aynı zamanda reklamcıların neden uyumlu bir şekilde yürümemesi, tek bir çözüm aramaması gerektiğinin de… Geleneksel düşünüşe karşı mücadeleyi neden hoş karşılamamız gerektiğinin de…

Çeşitliliği sadece cinsiyet ya da ırkta değil tüm formlarda aramalıyız. Farklılıkları onurlandırmayı öğrenmeliyiz.

Bill Bernbach’ın dediği gibi: “Prensipler kalıcıdır, formüller değil.”

Dave Trott    

Yazar

 

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.