Teknoloji: Şeytan mı Melek mi?

Cevap açık. Nasıl ve ne amaçla kullanıldığına bağlı! Gelin, bu konuya sürdürülebilir teknolojiler perspektifinden bir bakalım.

Teknoloji, insanların gezegeni hunharca tahrip ederek, Antroposen Çağı’nı yaratan, iklim krizini tetikleyen, küresel ısınmayı, selleri, orman yangınlarını, kuraklıkları ortaya çıkaran önemli destek etmenlerinden biri.

Sanayi çağından bu yana ortaya çıkan üretim ve tüketim modelleri, sürekli gelişen teknolojinin de desteğiyle, kaynakları dehşet bir iştahla tüketiyor ve gezegene zarar veriyor. Sadece gezegene ve çevreye değil elbette; adalet, eşitlik, insani yaşam, demokrasi, cinsiyet eşitliği gibi çok temel konular kapsamında insanlığa da zarar veriyor.

Ama aynı zamanda, yine teknoloji sayesinde, ortalama insan ömrü uzuyor, yaşam kalitesi artıyor ve insanlığa kendi gezegeni dışında uzak ufuklar açılıyor. Teknolojinin hayatımıza getirdiği faydalar elbette küçümsenmeyecek düzeyde. Daha da önemlisi, bugün yaşanan özellikle iklim krizi ile ilgili trajik sorunların en azından bir bölümünün çözümü de yine teknolojide…

Bu açıdan baktığımızda, sürdürülebilir teknolojiler sağlıklı bir gelecek için somut çözümler yaratmada çok önemli bir rol oynayabilir. Dünyada bu konuda hayata geçmiş ya da üzerinde çalışılan pek çok farklı proje var. Üstelik konu sadece bilim insanlarının ya da mühendislerin tekelinde değil. Çok geniş perspektifte insan iç görüleriyle uğraşan herkesin; tasarım, pazarlama, iletişim gibi ana dalların da dahil olduğu çalışmalar bunlar. Çünkü, insanlığı tehdit eden bu temel sorunlarla mücadelede sadece bir zümrenin veya devletlerin, şirketlerin çabası yeterli değil. Günlük yaşam pratiklerimize dahil olacak ve böylece dönüşümü tetikleyecek mekanizmalara ihtiyaç var. Sürdürülebilir teknolojiler burada müthiş bir problem çözücü görevi üstlenebilir.

Yapay zekâ orman yangınlarıyla savaşıyor!

Veri bilimi, iklim değişikliği etkilerini yönetmek için kritik bir öneme sahip. AI (yapay zekâ), orman yangınlarına karşı mücadele için çok faydalı bir araç olabilir.

Örneğin, Cal Fire (California Department of Forestry and Fire Protection), hava koşullarını, zemin bitki örtüsünün nem içeriğini, uydu görüntülerini ve daha fazla veriyi analiz eden bir Wildfire Analyst Enterprise aracını kullanmaya başladı. Wildfire Analyst Enterprise, bir yangının nereye yönelebileceğini ve ne zaman varacağını tahmin etmek için mevcut yangınları geçmiş yangın davranışlarıyla karşılaştıran makine öğrenimi tekniklerini kullanıyor. Araç, ayrıca, yetkililerin koşullardaki olası değişikliklere dayalı simülasyonlar oluşturmasına ve gelecekteki hava koşullarına göre riskleri değerlendirmesi yapmasına olanak tanıyor.

Cal Fire’a göre, Kaliforniya’daki orman yangınları yalnızca 2021’de 3,8 milyon dönümden fazla alanın yanarak yok olmasına sebep oldu. Yapay zekâ tarafından desteklenen bu tür modeller, yeni yangınlarla mücadele için destek sağlarken, vereceği zararları da böylelikle en aza indirebilir.

Havadan CO2 emen tesis!

İzlanda’da uygulanan bir başka teknoloji, karbon emisyonlarının yönetilmesi için umut veriyor. ‘Orca’ adlı dünyanın en büyük doğrudan hava yakalama (DAC) tesisi İzlanda’da faaliyet göstermeye başladı. Adını İzlandaca’da ‘enerji’ anlamına gelen ‘orka’ kelimesinden alıyor. Orca tesisi, Reykjavik’in yaklaşık 30 kilometre güneydoğusunda bulunuyor ve havadaki karbondioksiti çekmek için büyük endüstriyel vakumlar kullanıyor.

Bu çabanın arkasında Climeworks adlı İsviçreli bir girişim var ve tesisin hidrotermal enerjiyle tam kapasite çalışmasıyla, atmosferden yılda 4.000 metrik ton karbondioksit çıkarabileceğini iddia ediyor. Bu, 870 arabanın trafikten kaldırılmasına eşit düzeyde bir karbon temizliği anlamına geliyor. Henüz yeterli değil ama en azından bir başlangıç.

Tesis, filtrelerden hava çeken büyük fanlara sahip. Bu filtreler CO2 topluyor ve dolduğunda gazı serbest bırakmak için ısıtılıyor. Sonrasında suyla karıştırılıyor ve yüzeyin 1000 metre altına, zararsız bir şekilde mineralize olduğu iddia edilen bazalt kayaya enjekte ediliyor.

Bu teknoloji şu anda çok maliyetli. Ayrıca, ciddi bir etki yaratmak için de ölçek olarak büyütülmesi gerekiyor. Ancak, yine teknoloji bu zorluğu da ortadan kaldırabilir. Kanadalı şirket Carbon Engineering, İskoçya’da 500.000 – 1 milyon metrik ton karbondioksit yakalayacak bir tesis inşa ediyor. Önümüzdeki dönemde, buna benzer tesisleri dünyanın farklı yerlerinde daha çok göreceğiz gibi.

İdrardan elektrik üretmek mi?

Bu da, yine teknolojinin desteğiyle yapılan uç nokta uygulamalardan biri: Pee Power!

Bu teknoloji, elektrik üretmek için yakıt olarak idrarda bulunan organik materyali kullanıyor. Atık su, bir dizi mikrobiyal yakıt hücresi aracılığıyla, tuvalet bloğunun dışındaki aydınlatmaya güç sağlayacak yeterli elektriği oluşturuyor. Ve böylece tuvalet kabinlerini aydınlatıyor.

Bu kanatsız türbinlerin esas avantajı, geleneksel rüzgâr çiftlikleri inşa etmek için gereken alana sahip olmayan kentsel veya yerleşim alanlarında kullanılma potansiyelinin olması.

Aynı zamanda, türbinin yarattığı gürültü, insanlar tarafından neredeyse algılanamayan bir frekansta. Bu nedenle insanların yaşam alanlarının yakınında kullanılması için gürültü artık bir engel değil.

Sürdürülebilir teknolojiler umut veriyor!

Bu örneklere benzer çok çeşitli denemeler, girişimler, projeler sürüyor dünyada. Başlangıç için etkisi çok kısıtlı olsa da sonrası için umut veren işler… Sürdürülebilir teknolojiler, iklim ve çevreyle ilgili sorunlarla mücadele etmek için kuşkusuz sahip olduğumuz önemli araçlardan biri.

Sadece iklim ve çevresel konular da değil üstelik. Teknoloji; tüm dünyada bilgiye erişim, finansal dahiliyet, nitelikli eğitim, adalet, eşitlik gibi insanlığın son derece kritik konularının çözümü için sağlayacağı katkıyla da daha sağlıklı yaşam modellerinin oluşmasında rol oynayabilecek nitelikte.

Buradaki önemli nokta, teknolojinin sadece bir araç olduğu ve tüm bu konular için insanların sorumluluğunu devredemeyecekleri gerçeği. Yoksa mevcut üretim ve tüketim modellerinin zararını ortadan kaldırmak adına sahici ve samimi dönüşüm çabasına girmeden, çözümü sadece teknolojiye yıkmak ne adil, ne ahlaki ne de gerçekçi olacaktır.

Şimdi, başlıktaki soruya dönelim. Teknoloji şeytan mı yoksa melek mi?

Ben şahsen, özellikle sürdürülebilirlik konularında, teknolojiye bir melek olarak güvenmeyi seçiyorum…

 

Arda Öztaşkın

Yapı Kredi Kurumsal İletişim Direktörü

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.