Tek bir şey yapmaktan korkuyoruz

Kendimizi “ben buyum” diye tek bir şekilde tanımlayabildiğimizi düşünmüyorum. Hiçbirimiz tek yönlü bireyler değiliz. Kendimizi tek bir kalıba sığdıramıyoruz, ki sığdırmak da istemiyoruz bence.

Fark ettiğim kadarıyla hayatımızı tek bir şey yaparak sürdürmek istemiyoruz. “Tek bir şey yapmaktan korkuyoruz” dedi bir arkadaşım da. Yemek yerken bile izleyecek yirmi dakikalık diziler ya da Youtube videoları arıyoruz. Aynı anda hem keyifli vakit geçiriyor, hem karnımızı doyuruyor, hem de yeni bir içerik tüketmiş oluyoruz. O yirmi dakikayı birçok şey için değerlendirmek varken neden tek bir şeye ayıralım ki? Bu tutum genel olarak hayatımıza yansıyor gibi geliyor bana. Hem kendimde hem arkadaşlarımda gözlemlediğim bir şey bu, aynı anda çok fazla şey yapmak istiyoruz. Üniversiteyi sadece derslere odaklanarak geçirmek bile çok fazla şey kaçırmamıza, hayatta geride kalmamıza sebep olacak bir şeymiş gibi hissettiriyor. Aynı anda hem öğrenci kulübünde rol alan, staj yapan ve okula devam eden o kadar çok insan var ki etrafımda, benim için normal sayılan bu oldu. Tek bir şeye odaklanmak seçenekler dahilinde bile değil.

İnternet ve sosyal medyayla bu kadar içli dışlı olmak farklı hayatların, fikirlerin, ihtimallerin olduğunu görmemizi sağlıyor. En çok da birbirimizden ilham alıyoruz. Birbirimizin kararlarını, düşünme biçimini, fikirlerini etkileyebiliyoruz. Bence diğer kuşaklarla aramızdaki farklardan biri de bu. Her ne kadar inandığımız, savunduğumuz değerlerimiz olsa da farklı fikirlere, dolayısıyla da gelişmeye oldukça açığız. Etrafımıza duvarlar örmüyoruz, bizden farklı olana kucak açmaya daha yatkınız. Bakış açımızı değiştirmekten ve yeni yollar keşfetmekten korkmuyoruz.

Kendimizi ifade etme biçimlerimiz hem birbirinden, hem de diğer kuşaklardan çok farklı. Mesela TikTok’un videolu özgeçmiş oluşturma ve bu videolarla şirketlere iş başvurusu yapmaya alan açması bu kuşağın kendini gösterebilmesi adına müthiş bir şey. Bu hamle gerçekten birilerinin Z kuşağının ihtiyaçlarını anladığını gösteriyor bana göre. Çünkü kendimizi, motivasyonumuzu bir beyaz kağıt üzerinde anlatmak çok yönlülüğümüzle uyuşmuyor. Bizi belli kalıplara uymaya zorlayanlara değil, yaratıcılığımızı ve farklılıklarımızı ortaya çıkarabileceğimiz alanlar açılmasına ihtiyacımız var.

Belki önceki nesillerin standartlarına, iş yapma biçimine uymuyoruz ama içimizden geçenleri ve aklımızda dönüp duranları açığa çıkarmamızı sağlamak için de önceki nesillerin kalıplarını esnetmesi gerekecek gibi duruyor. Fakat markaların da ajansların da Z kuşağını anlama çabaları eğer ki ekiplerinde bu kuşaktan birileri olmadığı sürece yetersiz kalacak. Her ne kadar önceki nesiller de markalar da bu kuşağı “anlamaya” çalışsa da asıl önemli olan şey bizim dertlerimizle, bakış açılarımızla bağ kurabilmek. Bence bizim markalardan beklentimiz de bizi sadece “genç” veya “farklı” olarak nitelendirmeyi bırakıp bizim dertlerimizi dert edinmeleri ve aksiyonlarını buna göre şekillendirmeleri olabilir.

Elif Sayın 23,

Boğaziçi Üniversitesi – Dilbilim 2021

 

 

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 114. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.