SXSW’ten ilham getirdik

İlk kez 1987’de yapılan bir konferanstan söz ediyoruz. Dünya “convergence” diye inlemeye daha 10 sene önce ancak başlamışken, müzik, film ve teknoloji dünyanın tam bu noktasında kendi kendine “converge” edivermiş işte. Hani bazı barlar vardır. Çok iyi müzik çaldığı için entelektüeller ve müzisyenler, çok iyi içki karıştırdığı için ağzının tadını bilen zenginler, sahipleri mütevazı olduğu için kendi gibi olabilen gençler takılırlar. SXSW de öyle bir şey işte. (Keza convergence… Şeyler birbirine zorla yakınsamaz)

Şiir gibi ilham veren konferans

Kısa keselim, aldığımız ilhamlara gelelim. Öncelikle yazarın profilini netleştirmek isterim. Hayatında konferans görmemiş, her şeye heyecanlanan saf bir genç kız değilim. Ancak, hiçbir şeyi beğenmeyen, okuduğu türlü kitabı referans gösterip her şeyi çökertme gayretinde bir faydasız entelektüel de değilim. İyi kitap okurum. İnternetim iyidir. Ama ömrümdeki en kompakt ve şiir gibi ilhamı bu konferanstan başka bir yerde almadım. (Karşılaştırma evrenim: Cannes, TED, vb)

Öncelikle, reklamcının festivali değil, reklamverenin de değil. Sırf bu yüzden gidilmeli. Çünkü birbirimizden öğreneceğimiz çok az şey var. Mesele, başka meselelere meraklanabilmek. İşimizin “işlerin kesişimi” olduğunu unutup duruyoruz. SXSW hatırlamak için şahane bahane.

Bu sebeple, çok sinir bozucu olsa da, “şirket kurma aşamasında olanlar?” sorusu sorulduğunda herkesin (-1) el kaldırdığı seanslarda bolca vakit geçirdim. Ya da, aşırı teknik konuşmalar sırasında sağlık mı, spor mu, moda mı konuştuğumuzu dahi unuttuğum oturumlarda deli deli notlar aldım. Ya da sanata, müziğe, filme verdim kendimi. Ama fikrine, yapım aşamasına, imkansız olana, deneysel olana…

Size birkaç soru…

Yazımı soru formatında bazı tavsiyeler vererek bitireceğim. Çünkü insan en iyi kendi merak ettiği şeyi ararmış ve sonunda da bulurmuş.

“Bize bir viral” diye siparişler alırken, verirken, o tam olarak ne demek oluyor gerçekten diye hiç düşündünüz mü? Dünyanın en büyük içerik şirketlerinden biri olan ve “The Dress” fenomeninde imzası bulunan Buzzfeed için “viral” ne demek mesela? “Tek çare viral” derken, bunu E=mc2 gibi bir matematiğe dönüştürenleri merak edin. Buzzfeed ve Collegehumor gibi isimleri sadece bilmeyin, takip edin, kurcalayın, nasıl iş yaptıklarını anlayın.

Uber, neden UberPool özelliğini SXSW’ten bir hafta önce Austin’de yayına alıyor, rakibi Lyfty, SXSW’e sponsorken, paylaşım ekonomisinde bariyerler mi var, yoksa herkese sonsuz oyun alanı mı? Zuckerberg’in son kitap tavsiyesi Steven Pinker “The Better Angels of Our Nature”ı da denk getirirseniz okuyun. (Terlikli genç adamdan kitap tavsiyesi almam diye bakmayın)

Paola Antonelli sanatın, Martine Rothblatt teknolojinin, Princess Reema (bence) hipokrasinin şu anda gelebildiği en aşmış noktasında neden duruyorlar, ne yapıyorlar da oradalar bir bakın. Sanatın aslında ne olduğunun, insanın makineleşmekten başka bir çıkışı olamayacağının, soylu markaların “soy-suz”lara iyilik yapma masallarının nasıl mide bulandırıcı olabileceğinin sınırlarını, ihtimallerini bir düşünün.

Sonra bir de şunları düşünün… Microsoft’un CTO’su neden dünyanın en kalın yemek kitabını yazsın? LA Valisi, neden SXSW’te parasıyla seans alıp şehrini anlatsın? Notimpossible diye bir şirket kuran ve dünyanın en güzel gülüşüne sahip bir takım adamlar ne yapıyorlar? Catapult Sports isimli şirketten big data yönetmek adına neler öğrenilir? Oyunlar, reklamcılığın yerini alacak gibi bir his size de geliyor mu? 3D printer’lar; ayakkabı, kıyafet, protez kol basabiliyor, Ex Machina’nın Ava’sı Tinder’dan gazeteci düşürebiliyor, NASA meteor çarpma ihtimallerini hesap eden algoritmasını (dünya güvenlik sistemi bir nevi) herkese katkısı için açıyor, BINA48 yapay zekası “keşke gerçek olsaydım” diyebiliyor, Exoskeleton diye bir mevzu var derken… Yoksa? Evet, düşünün.

Ya da hepsini boş verin. Şunu düşünün… Binmiş olduğunuz alametin dümeni sizde olsa, nereye giderdiniz? Bir de en son ne zaman çok iyi müzik dinlediniz ve umarsızca dans ettiniz?

 

Ömür Kula Çapan

Tribal Worldwide İstanbul

Genel Müdürü

@omurkula

 

Bu yazı Campaign Türkiye’nin Nisan 2015 sayısında yayınlanmıştır.

 

 

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.