SXSW’in evrimi

Etkinliğin yaşadığı değişimi irdeleyen Turkcell Yaratıcı İşlerden Sorumlu Pazarlama İletişim Müdürü Doruk Yılmaz, SXSW ile ilgili kendisini en çok etkileyen gelişmeleri paylaşıyor.

Geçtiğimiz sene üzerimdeki etkisi 3 aydan fazla sürmüştü. Tahminim, benim gibi festivali övüp bitiremeyen o kadar kişi oldu ki bu sene Türkiye’den katılımcı sayısı 150’nin üzerindeydi. SXSW ile ilgili zihin açan teknolojik gelişmeler, trendler, gelecekle ilgili bolca bilgi her yerde var. Geçen sene yazımda dikkatimi çeken trendlerden bahsetmiştim. Bu sene festivalin evriminden bahsedeceğim.

Austin, muhafazakarlığı dillere destan Teksas eyaletinin İzmir’i. 19. yüzyıldan bu yana gece hayatı ve barlarıyla meşhur. 6 ve 4. caddedeki barlar hala o dönemden kalma. Diğer tarafta Kaliforniya ve New York müzik endüstrisinin buluşma noktası. Austin diğer bölgelerden oldukça izole, ta ki 1987’de ilk SXSW müzik festivali düzenlenene kadar.

Bir grup Austinli eğlence ve müzik sektörünün önemli bir parçası olmak adına bir araya geliyor. 1987’de, 150 tahmin edilen katılımcı sayısı 700’lere ulaşıyor. 7 yıl sakin ve emin adımlarla genişliyor. 1994’te Johhny Cash’in açılış konuşması ve performasına ek olarak festivale film ve multimedya bölümleri de eklendiğinde dünyanın ilgisini çekmeye başlıyor. Yaratıcı endüstriler teknoloji geliştikçe değişiyor, katılımcıları genişliyor. Yıllar geçtikçe yetenekli müzisyen ve gruplar ile prodüktörlerin bir araya geldiği bir pazar yeri ve bağımsız filmlerin ilk defa izleyici karşısına çıktığı bir film festivali haline geliyor.

Türkiye’de birçok bağımsız film festivalinde izlediğimiz filmlerin ilk gösterimleri hep burada gerçekleşiyor. İstanbul’un alternatif radyo kanallarında ve gözde alternatif mekanlarında dinlediğimiz grupları da buradaki yerlerini alıyorlar.

Festivali destekleyen önemli 2 faktör daha var. İlki Teksas Üniversitesi’nin ana kampüsünün Austin’de olması. Böylece tüm yıl farklı disiplinlerdeki yaratıcılığın kaynağı neredeyse hiç tükenmiyor, üretmeye, yaratmaya devam ediliyor.

İşin diğer bir güzelliği ise, SXSW için Austin şehri seferber olmuş durumda. Ne kadar büyük bir organizasyon, ne kadar çok kişi çalışıyor diye düşünüyorsunuz. Üzerinde “görevli” yazan arkadaşlarla biraz sohbet ettiğinizde orada yaşayan binlerce öğrenci, çalışan ve emeklinin SXSW dönemi boyunca gönüllü olarak çalıştıklarını öğreniyorsunuz. Bu sene 3500’den fazla gönüllü varmış. Bunu hem kendileri hem şehirleri için yapıyorlar. Hangi sektörde çalışırlarsa çalışsınlar festivalin şehirlerine ve kendilerine neler kazandırdıklarının farkındalar. Bunu büyük bir keyif içinde yapıyorlar. Austin’de yaşayan C-Level birçok yönetici veya şirket sahibi gönüllü olarak çalışıyor. Gönüllü olmanın kendine göre avantajları var; favori konuşmacılarını daha yakından dinleyebilme, tanışabilme fırsatı gibi. Öğrenme ve kendini geliştirebilmenin yaşı olmadığını her an her saniye görebiliyorsunuz.

1987’de 177 sanatçı, 15 panel & workshop, 15 farklı mekan ve sahne ile başlayan festival, 2016’da 2300’ün üzerinde konuşmacı, 233 panel & workshop, 107 farklı mekan ve sahne ile 150 bin kişinin üzerinde katılımcıya ev sahipliği yaptı.

“Hadi bir marka / pazarlama kongresi yapalım, birbimize ödüller dağıtalım, takım elbiselerimizi giyip teknoloji konuşalım” demenin çok ötesinde bir farkındalık, yaratıcılık, dinamizm ve miras var işin ruhunda. Bu enerji orada bulunduğunuz süre içerisinde sizin de ruhunuza işliyor.

Türkiye’den çıkan, gelişen festivallere baktığımda “context” anlamında olmasa da “content” anlamında markaların, teknoloji şirketlerinin, start-up’ların, kick-starter’ların yaptıkları organizasyonlarda paralel bir dünya yarattığımızı görmek beni mutlu ediyor. Her geçen yıl bu kadar büyük ve geniş katılımlı olmasa da küçük versiyonlarını ülkemizde görmeye başlamış olmak umut verici. Gelelim bu sene gördüklerimin kısa bir özetine…

Ezber bozacak giyilebilir teknolojiler

Yediklerimizi, içtiklerimiz, adımlarımızı, kalp atışlarımızı, çektiğimiz mekikleri saymaya başladığımızdan beri hayatımız çok değişti. Bazen ürünü geliştirenler, bazen biz pazarlamacılar veya reklamcılar bu data ile ne yapılabileceği konusunda doğru noktayı bulamayabiliyoruz. Ezber bozup mevcut teknoloji alışkanlıklarımızı değiştirecek prototipler yaratmaya başlayan Sony’nin Future Lab Programı buna güzel bir örnekti.

2015’e göre ağırlığı artan sanal gerçeklik

Oculus Rift’i 2012 yılında denediğimde 10 dakika sonunda ortam beynimi kandırmayı başarmış, hem denge kaybı hem de mide bulantısı yaşamıştım. Bu aslında bir çeşit kinetozisti (Özetle, vücut ve beyin beraber haraket ederken verilerin uyuşmaması sonucu olan geçici bir hastalık). Sanal gerçekliğe Samsung veya Krush’ın yeni sanal gerçeklik simülatörü Moveo gibi hareket kattığınızda bu etkiler neredeyse hiç olmamaya başlıyor. Bu sefer deneyimlediklerimle o anda olmanın ve orada bulunmanın tanımını en gerçek şekilde deneyimlemeye başladığımızı söyleyebilirim. Birçok sunum, söyleşi, panel veya etkinliğin ana konusuydu. Samsung Gear VR alanında gerçek roller coaster deneyimi, McDonald’s gibi bambaşka bir sektörün Happy Meal Kutusu ziyareti ile sağladığı marka deneyimi dikkat çekenlerdi.

Yapay Zeka’nın anlaşılır olmaya başlaması

2015’te Martine Rottblat’ın yapay zeka, biyo teknoloji ve singularity üzerine yaptığı konuşma sonrası yaşadığım büyük şoku atlatma şansım oldu. Wired.com yazarı Kevin Kelly yapay zekanın gelişimini ve geleceğinin nasıl olacağını aslında tek bir slaytta özetledi.

Ben de tek bir cümlede özetlemeye çalışayım. Büyük veri ile katrilyonlarca ihtimalin dünyanın en güçlü işlemcilerinde işlenmesi, veri büyüdükçe, teknoloji geliştikçe bu işlemenin devam etmesi. IBM ekibi bizi Cognitive Studio’larında ağırlarken bu özet cümlenin yansımasını deneyimleme fırsatı elde ettik. Kendi datamızın ne derece işlenebildiğini, daha önce eşi benzeri görülmemiş içgörüleri çıkarmanın bambaşka yollarını keşfettik. Üstelik bunun için 5 sosyal medya hesabımız, gezdiğimiz sitelerin yeterli olabileceğini tekrar hatırlattılar.

Google’ın sürücüsüz otomobil projesinin lideri de projenin detayını anlatırken akıllı telefonların yapay zeka dünyasını ne kadar geliştirdiğinin altını çizdi.

Mükemmel bir festival mi? Evet. İçerideki işler mükemmel ve bitmiş mi? Aslında hayır. Olayın alametifarikası da burada. İnsanlar ve yarattıkları, hata yapmaya olanak tanıdığı ve yapılan hatalardan anlamlı çıkarımlar yaptığı sürece gelişecek ve geliştirecek, böylece SXSW zihin açmaya devam edecek.

Doruk Yılmaz   

Turkcell Yaratıcı İşlerden Sorumlu Pazarlama İletişim Müdürü

Bu yazı Campaign Türkiye Mayıs 2016 sayısında yer almaktadır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.