Sürdürülebilirlik ve mimari

 

Sürdürülebilirlik, anlamsal bazda oldukça tartışılan, ne olup olmadığı konusunda fikir ayrılıkları yaşanan, çağımızın en çok konuşulan kavramlarından biri. Gündem olarak tüm sektörlerde yer almış durumda olduğu için üzerinde bu denli yoğun görüş bildirimleri de yaşanıyor. Aslında sürdürülebilirliğin çatı anlamı kendi içerisinde yer alıyor; sürdürülebilen, devam ettirilebilen, daimi olabilen… Kavram olarak sektörler içerisinde farklı anlamlara çekilse de temel kullanım amacı, kalıcılığı simgelemekte.

Endüstri devrimi ve sonrasında gelişen teknolojik ilerlemeler ve politikalar ile hızla değişen toplumsal yapı, çağımızda bir tüketim toplumu olarak evrilmiş durumda. Tüketmek, tüketilenlerin bir gün yok olmasına gebe. Toplumun içerisinde bulunduğu bu tehlikeye ancak toplumsal bazda bir uyanış ve önlemler alınması ile bir karşı duruş oluşturulabilir.

Sürdürülebilirliğin, sektörel yansıması; iklim değişikliği ile mücadele noktasında görülüyor. İklim krizinin çeşitli sebepleri olmakla birlikte, temel sebep olarak; sera gazı emisyonlarının dünyanın çeperini bir kılıf gibi sararak yer kürenin ısınmasına sebep olmasından kaynaklandığını söyleyebiliriz. Sera gazı emisyonlarının artışı, fosil yakıt (kömür, petrol, doğal gaz, vb.) kaynaklı enerji tüketiminin artışı ile gerçekleşir. Dolayısıyla, fosil yakıt kaynaklı enerji tüketiminin azaltılması ve/veya bu kaynaklar yerine yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının sağlanması temel çözüm önerileri olabilir.

Türkiye’de enerji tüketiminde, sanayi ve ulaşım sektörlerinden sonra üçüncü sırada yapı sektörü gelmekte. Bu nedenle, yapı sektöründe enerji verimliliğinin sağlanabilmesi, genel çerçeveye çok önemli katkı sağlayacaktır. 1997 yılında Kyoto Protokolü’nün imzalanmasının ardından, tüm imzacı ülkeler gibi Türkiye’de de enerji verimliliğinin sağlanabilmesine yönelik çalışmalar gerçekleştiriliyor. Bu çerçevede Türkiye, Avrupa Birliği (AB)’ndeki enerji verimli bina çalışmalarını yakından takip etmekte ve AB’de uygulanmakta olan “Binaların Enerji Performansı Direktifi (EPBD)”nin yönlendirmelerini uygulamakta.

Direktifler çerçevesindeki uygulamalarla “Binalarda Enerji Performansı Yönetmeliği” 2010 yılında Resmi Gazete’de yayımlandı ve yürürlüğe girdi. Bu yönetmelik ile beraber, mevcut ve yeni tüm binaların enerji tüketim sınıflarının referans binalar ile kıyaslanarak belirlenebilmesi ve gerekli iyileştirmelerin yapılabilmesi amacıyla BEP-TR (Binalarda Enerji Performansı – Türkiye) yazılımı geliştirildi ve binaların bu yazılım aracılığı ile EKB (Enerji Kimlik Belgesi) alması ‘zorunlu’ hale getirildi. Bu uygulama, tüm AB ülkelerinde de aynı, yalnızca yazılım tiplerinde farklılıklar bulunmakta.

Zorunlu EKB uygulamasının yanında, ABD’nin gönüllü yeşil bina sertifika belgesi LEED ve İngiltere’nin g.nüllü yeşil bina sertifika belgesi BREEAM sistemleri de Türkiye’de yapı sekt.rüne ulusal yöntemden de önce hızlı bir giriş yaptı. Enerji verimliliğinin gerekliliği konusunda yapı sektöründe ciddi bir bilinçlenme olmuş olsa da sektör bu sistemlerin de varlığı ile ince bir çizgide. Konuyu yorumlama, bazen yalnızca gönüllü sertifikaların alınması mertebesinde ve hatta hangi seviyesinin alındığı mertebesinde kalmakta ve bu sertifikalar sektörel çerçevede bir prestij simgesi gibi algılanabilmekte. Oysa konu, hiçbir zaman prestij ile ilgili olmadı. Enerji verimliliğinin sağlanmasının gerekliliği, çevresel ve toplumsal bir bilinç olmakla birlikte, bir zorunluluk. Bu bağlamda, yapı sektöründe gerçekleştirilmiş, sonucunda gönüllü sertifikalardan birini de almış veya almamış olan çok iyi örnekler mevcut.

Binalarda enerji verimliliğinin artırılması konusu kapsamında yeşil bina, binalarda enerji performansı gibi çeşitli başlıklarla karşılaşılabilir. Hepsinde temel yaklaşım, fosil yakıt kullanımının azaltılmasıdır. Bu bağlamda güneş, rüzgar, jeotermal, hidrolik enerji gibi yeniden elde edilebilmesi mümkün, yenilenebilen, sera gazı emisyonuna sebep olmayan temiz enerji kaynaklarından yararlanılması öngörülmekte.

Bu yaklaşımla beraber, avan proje aşamasında alınacak bazı önlemler ile binaların yıllık enerji tüketim seviyelerinin düşürülmesi mümkün. Asıl olarak bina kabuğu ısı iletim katsayılarının iklimsel koşullara ve iç mekan fonksiyonunun oluşturduğu ısıl yüklere uygun olarak düzenlenmesi gerekmekte. Yapı sektöründeki uygulamalar, projenin yer aldığı alanın hangi iklim bölgesinde bulunduğu tespit edilip, buna uygun ısı iletim katsayılarını sağlayacak yapı kabuğu tasarımları yapılarak gerçekleştirilmeli. Böylece yapı sektöründeki uygulamalarda, gönüllü yeşil bina sertifikaların yanında ulusal yöntemlerle de binalarda enerji verimliliği yüksek seviyelerde sağlanabilecek.

Malzeme seçimleri ise, yalnızca enerji verimliliğini sağlamak amaçlı değil, aynı zamanda kaynak tüketimi, geri dönüşüm ve malzemelerin emisyon değerleri gibi çeşitli alanlarda sürdürülebilirlik bazında incelenmekte. Malzeme tipleri bazında sürdürülebilirlik detayları, her tipoloji için incelenmiş ve ulaşılabilir durumda. Seçimler yapılırken, bu kaynaklardan faydalanılması da oldukça pozitif sonuçlar oluşmasına katkı sağlayacaktır.

Yapı sektöründe, bir binanın tasarım ve yapım sürecine ait genel bir iş akışı bulunmakta. Her ne kadar, sektörde binalarda enerji verimliliğinin sağlanması yönünde bir farkındalık oluşmuş olsa da, bu kapsamdaki uygulamalar mevcut iş akışı çerçevesinde, tasarım sürecine sonradan dahil edilmekte. Ancak, önceden de belirtildiği gibi, ulusal yönetmelik ve standartların da öngördüğü bazı prensipler çerçevesinde bina kabuğuna ait opak ve saydam bileşenlerin seçimi aşamasında yapılacak doğru tercihler ile iş yükü azalacak ve sonradan tesisat sistemlerinde yapılacak bazı eklentilere göre daha ekonomik önlemler alınmış olacak. Bu kapsamda, özellikle yeşil bina konusunda uzmanlaşmış mimarlardan cephe tasarımı, malzeme seçimleri, aydınlatma, mekânsal yerleşim gibi alanlarda destek alınmalı.

İş akışı içerisinde, bu detaylara hiç yer vermemek, sonradan dahil etmek gibi yönelimler binalarda enerji verimliliği alanında yapılabilecek yüksek potansiyelli iyileştirmelerin önünde durmak olacaktır. Bu nedenle, sektörde bu uygulamaları bünyesine dahil etmiş mimarlık ofisleri veya büyük firmalar örnek alınarak tüm yapı sektöründe bu yaygınlık sağlanmalı. Böylece, dünya üzerindeki yaşamın sürdürülebilirliğinden bahsetmek ve bu alana katkı sağlamış olmak mümkün olacak.

Dr. Öğr. Üyesi Gözde Gali Taşçı

Beykent Üniversitesi, Mühendislik Mimarlık Fakültesi, İç Mimarlık Bölümü

 

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 110. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.