Sürdürülebilirlik bir pazarlama yatırımı mıdır?!

Sürdürülebilirlik, varlık ve yokluk duygularını şiddetle hissetmemize neden olan son yılların en önemli kavramı.  Özellikle kurumların gündemine yerleşen bu kavram, neredeyse artık bir zorunluluk. Ancak pazarlama dünyası, bu çabanın içinin boşaltılması ve sadece bir iletişim stratejisi olarak kullanılması problemi ile karşı karşıya…

Daha önce sosyal sorumluluk kavramının yaşadığı süreç başa sarmış gibi görünüyor. 90’lı ve 2000’li yıllarda yükselen sosyal sorumluluk kampanyaları, dezavantajlı topluluklara fayda sağlamayı amaçlayan bir kavramdan, kurumların kendini aklama çabalarına nasıl dönüştüyse şimdi aynı durumla sürdürülebilirlik karşı karşıya.

Bizler, iş yaptığımız disiplin içerisinde doğru mesajı, doğru kişilere, doğru iletişim kanallarıyla aktarmakla yükümlüyüz. Sürdürülebilirlik ve sosyal sorumluluk gibi tüm toplumu hatta dünyamızı ilgilendiren konularda yükümüz daha da artıyor. İşin içine samimiyet,  sahicilik, şeffaflık ve etik gibi birçok  başka kavram giriyor.

Temsil ettiğimiz kurumların bu alandaki stratejilerinin karar verildiği ve projelerinin daha planlama aşamasında işin içinde olmak, iletişim fırsatı yaratılmasının ötesinde bir anlam taşıyor. Gerçek bir fayda sağlandığından emin olmak, işimizin belki de en önemli kısmı. Çünkü gözden kaçırılmaması gereken nokta, sadece söylem boyutunda kalan bir stratejinin, kuruma vereceği zarar. Bu alandaki hatalar kurumun samimiyetini sorgulatabileceği gibi itibar zedelenmesine de yol açabilir. Yani durum ciddi…en büyük sermayemizden söz ediyoruz. 

Bu noktada literatüre başka önemli bir kavram daha giriyor: “Greenwashing”  Kavram kendini temize çıkarma anlamı taşıyor. Yani dünyanın en fazla atık yaratan firmalarının, altını dolduramadığı “biz çevreyi koruyacak projeler yapıyoruz” söylemi tam anlamıyla bir greenwashing eylemine dönüşüyor. Böyle bir durumda tam tersi bir tepkiyle karşılaşarak olmayan bir kriz yaratılması bile mümkün. Bu nedenle bu projelerin ve stratejilerin bir iletişimci gözün liderliğinde veya en azından eşliğinde yapılması hayati önem taşıyor. 

Bu noktada, halkla ilişkiler ajanslarının ve biz iletişimcilerin en önemli görevi çalıştığımız kurumları bu ihtimallere hazırlamak. Bakış açılarını haber ve iletişim odaklı bir noktadan dünya ve çevre için gerçekten “fayda odaklı” bir noktaya taşımalarını sağlamak. 

 

Tülay Şamcı

İda Üyesi

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 128. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.