Sürdürülebilirlik 101

Sürdürülebilirlik yeni bir kavram değil. Ama, özellikle pandemi ile birlikte tüm dünyada daha da hararetle tartışılan kavramlardan biri haline geldi.

Yine de, zihinlerde tanımı oldukça bulanık. Onun için kavramın en azından temel olarak kapsamını anlamak, sonrasında içerdiği konuları derinlemesine tartışmak açısından çok önemli. Hemen başta ifade etmekte fayda var. Sürdürülebilirlik sadece çevre hassasiyeti, eriyen buzullar ve üstünde tutsak kalan kutup ayıları meselesi değil. Yani, tek başına bir çevre konusu değil. Küresel ısınma, iklim değişikliği gibi sert ve çok önemli meseleler de tek başına sürdürülebilirlik kavramını tanımlamıyor.

Sürdürülebilirlik ekonomiye, şirketlere, büyümeye ve kar sağlamaya da karşı değil. Tersine; ekonomi, sürdürülebilirlik kavramın temelinde bulunuyor.

Özetle, sürdürülebilirlik 3 bacaklı bir masa gibi. Bunlar insan, gezegen ve ekonomi. Bacaklardan biri olmazsa masa yıkılıyor. Dolayısıyla her biri önemli. Birini kısa tutsanız, bu sefer de masa sallanıyor. Yani, belki dönemsel olarak daha ağırlık verdiğiniz meseleler olsa da, uzun vadede bu bacakların eşit boyda olması gerekiyor.

Dolayısıyla, bir şirketin sürdürülebilir olarak adlandırılması için ekonomik kazanımlarının çevreye ve gezegene zarar vermemesi ve temel, sağlıklı, medeni insan haklarını ihlal etmemesi gerekiyor. İdeal tanımda, bir şirket; yatırımcıları ve hissedarları için ekonomik karlılık yaratırken, çalışanları ve içinde bulunduğu topluluğa da değer yaratmalı ve tüm bunları gezegenin doğal yapısına, çevreye ve diğer tüm canlılara zarar vermeyecek şekilde yapmalı. Yani, bir değer yaratılıyorsa, aslında kavramın bu temel üç bacağına birden o değerin yaratılması esas olan konu.

“Büyüme ikilemi ile yüzleşmek zorundayız. Yani, Mevcut ekonomimizi büyütmekten vazgeçmek, ekonomik ve sosyal çöküş riski demektir. Büyümeyi sürdürmek ise varlığımızın temeli olan küresel ekosistemleri yok etme riski anlamına gelir.”

Tim Jackson. Prosperity without Growth

Ekonomik büyüme ile bunun insan ve gezegene etkileri bir ikilem gibi gözüküyor. Çünkü, içinde bulunduğumuz insan, toplum, çevre, gezegen sorunları temelde zaten bugüne kadar gelen üretim ve tüketim modelleri kaynaklı. İşte sürdürülebilirlik kavramının hem önemi hem de zorluğu işte burada yatıyor.

Sürdürülebilir kalkınma disiplini ve anlayışı bu aşamada son derece değerli. 2015 yılında tüm Birleşmiş Milletler Üye Devletleri tarafından kabul edilen 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi bu konuda atılmış en önemli adımlardan. Gelişmiş ve gelişmekte olan tüm ülkeler tarafından, küresel bir ortaklık içinde acil eylem çağrısı yapılan 17 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi bulunuyor.

Bu hedefler, iklim değişikliğiyle mücadele ederken ve çevreyi korumaya çalışırken; sağlık ve eğitim sistemini iyileştiren, eşitsizliği azaltan ve ekonomik büyümeyi de teşvik eden stratejilerle el ele gidilmesi gerekliliğini ortaya koyuyor.

Kapsamı iyi anlamak için, ülkelerin acil eylem çağrısı olarak altına imza attığı Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ne bir göz atmak gerekiyor:

– Yoksulluğu tüm biçimleriyle her yerde sonlandırın.

– Açlığı sonlandırın, gıda güvenliğini ve gelişmiş beslenmeyi sağlayın ve sürdürülebilir tarımı teşvik edin.

– Sağlıklı yaşamlar sağlayın ve her yaştan herkes için refahı teşvik edin.

– Kapsayıcı ve eşitlikçi kaliteli eğitim sağlayın ve herkes için yaşam boyu öğrenme fırsatlarını teşvik edin.

– Cinsiyet eşitliğini sağlayın ve tüm kadınları ve kızları güçlendirin.

– Herkes için su ve sanitasyonun mevcudiyetini ve sürdürülebilir yönetimini sağlayın.

– Herkes için uygun fiyatlı, güvenilir, sürdürülebilir ve modern enerjiye erişim sağlayın.

– Herkes için sürdürülebilir, kapsayıcı ve sürdürülebilir ekonomik büyümeyi, tam ve üretken istihdamı ve insana yakışır işi teşvik edin.

– Dayanıklı altyapı oluşturun, kapsayıcı ve sürdürülebilir sanayileşmeyi teşvik edin ve yeniliği teşvik edin.

– Ülkeler içinde ve arasında eşitsizliği azaltın.

– Şehirleri ve insan yerleşimlerini kapsayıcı, güvenli, dayanıklı ve sürdürülebilir hale getirin.

– Sürdürülebilir tüketim ve üretim kalıpları sağlayın.

– İklim değişikliği ve etkileriyle mücadele için acil önlem alın.

– Sürdürülebilir kalkınma için okyanusları, denizleri ve deniz kaynaklarını koruyun ve sürdürülebilir şekilde kullanın.

– Karasal ekosistemlerin sürdürülebilir kullanımını koruyun, restore edin ve teşvik edin, ormanları sürdürülebilir şekilde yönetin, çölleşmeyle mücadele edin, arazi bozulmasını durdurun ve tersine çevirin ve biyolojik çeşitlilik kaybını durdurun.

– Sürdürülebilir kalkınma için barışçıl ve kapsayıcı toplumları teşvik edin, herkes için adalete erişim sağlayın ve her düzeyde etkili, hesap verebilir ve kapsayıcı kurumlar inşa edin.

– Sürdürülebilir kalkınma için uygulama araçlarını güçlendirin ve küresel ortaklığı canlandırın. Ütopik geldi değil mi? Oysa, ideal insanlık ve yaşanabilir sağlıklı bir dünya için aslında çok temel ve zaten olması gereken konular bunlar…

Küresel kalkınma hedefleri, geleneksel ekonomik göstergelere ek olarak, refahın sosyal ve çevresel boyutuna da odaklanıyor. Ülkeler de, en azından niyet göstergesi olarak, bu hedeflerin altına imza atmış durumdalar. Bu açıdan bile son derece kıymetli.

İnsanlığın önünde, özellikle gelecek nesillerin kaderini belirleyecek, zor bir gündem var. Bireylerden başlayacak toplumsal bilinçlenme ile ülkelerin ve şirketlerin atacağı samimi ve yapıcı adımlar, tüm bu sürdürülebilirlik gündeminin başarısını belirleyecek.

Ve ancak bu sayede, listelenen bu sürdürülebilir kalkınma hedefleri ütopik bir tez olmaktan çıkıp, gerçeğe dönüşebilecek.

Tüm bu açılardan; sürdürülebilirlik, insanlık ve gezegen için sağlıklı bir geleceğin anahtarı olabilir.

Umarım insanlık bunun sorumluluğunu alarak, bu anahtarı iyi kullanmayı seçer…

 

Arda Öztaşkın

Yapı Kredi Kurumsal İletişim Direktörü

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.