Sürdürülebilir Zeytincilik

Balıkesir Üniversitesi, Edremit Zeytincilik Enstitüsü Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Tuba Öncül Abacıgil, zeytin bitkisinin ana yurdu olan Anadolu’da zeytin tarımının ve endüstrisinin, gelecekte nasıl sürdürülebilir bir anlayışla yapılabileceğini anlattı.

Doğa eşsiz bir denge ve güce sahip olsa da hiçbir doğal kaynak sınırsız ve tükenmez değildir. Doğa ve sahip olduğu kaynakları, insan ve diğer canlıların yaşama nedenidir. Doğal kaynakların yok olması, yaşamın durması ve hayatın sona ermesi anlamına gelir. Hayatımızı sürdürebilmemizi sağlayan doğal kaynakların oluşumunda hiçbir etkisi bulunmamasına rağmen, son çeyrek yüzyılda hızla artan nüfusuyla insan, maalesef tüm beşeri ihtiyaçlarını karşılamada kullandığı doğal sistemlerin en büyük tüketicisi ve yok edicisi konumundadır.

Tarım, yeryüzündeki doğal kaynakların bilinen en eski kullanım şeklidir. İnsan var olduğu günden bu yana gerçekleştirdiği tarımsal faaliyetlerle; beslenme, giyim ve barınma gibi temel ihtiyaçlarını karşılamanın ötesinde; ekolojik, ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal hayatını şekillendirmiş ve toplumsal özerk bir yapı kazanmıştır. Başlangıçta doğayla uyumlu bir şekilde yapılan tarım, özellikle Sanayi Devrimi’nden sonra uygulanmaya başlanan bilimsel ve teknolojik gelişmelerle beraber, çevre ve doğal kaynakların sürdürülebilirliğini maalesef olumsuz etkilemeye başlamıştır. Günümüzde ülkelerin tarıma yönelik politikaları çerçevesinde; mevcut doğal kaynakların kullanım etkinliğinin artırılması ve tarımsal kaynakların sürdürülebilir kullanımı en önemli gündem maddeleri hâline katma değer sağlayacak ve doğal kaynak teşkil edecek tarım bitkileri içinde ilk sırada, şüphesiz bereket ve barışın simgesi olan zeytin bitkisi (Olea europaea L.) gelir. Dünya’da hiçbir ağaç zeytin ağacı kadar mitoloji ve efsanelere konu edilmemiştir.

“Efsanede konu edildiği üzere; zeytin bitkisi yüzyıllarca yaşayabilen, nadir meyve ağaçlarından biridir. ‘Ölmez Ağaç’ adıyla da bilinen zeytin, Anadolu’da binlerce yıldır yetiştirilen, stratejik öneme sahip tarımsal kaynak niteliğindeki Akdeniz ikliminin doğal bitkisidir.”

Bir efsaneye göre, “Ege kıyılarını gezerken yorulan Homeros, bir zeytin ağacı gölgesine oturur. Zeytin ağacı dile gelir ve Homeros’un kulağına şunları fısıldar: ‘Herkese aidim ve kimseye ait değilim. Sen gelmeden önce buradaydım ve sen gittikten sonra da burada olacağım.”

Efsanede konu edildiği üzere; zeytin bitkisi yüzyıllarca yaşayabilen, nadir meyve ağaçlarından biridir. “Ölmez Ağaç” adıyla da bilinen zeytin, Anadolu’da binlerce yıldır yetiştirilen, stratejik öneme sahip tarımsal kaynak niteliğindeki Akdeniz ikliminin doğal bitkisidir. Ülkemizde Marmara, Ege ve Akdeniz Bölgeleri’nin kıyı kesimlerinde zeytin çok önemli bir ekonomik değer ve gelir kaynağıdır. Ama aynı zamanda bir yaşam biçimi ve Akdeniz kültürünün ayrılmaz bir parçasıdır. Türkiye’de bölgelere ve yörelere göre yüze yakın zeytin çeşidi yetiştiriliyor. Bu zeytin çeşitlerinden bulunduğu toprak, iklim vb. çevresel faktörlere bağlı olarak; çok farklı duyusal özelliklere sahip zeytinyağı ve sofralık zeytin ürünleri elde ediliyor.

Çağlar boyunca ölmez ağaç zeytin ve ürünleri insanlar tarafından sadece bir besin kaynağı olarak tüketilmemiş, aynı zamanda zeytinin iyileştirici özellikleri de keşfedilerek pek çok hastalık tedavisinde ilaç olarak kullanılmıştır. Zeytinin ve zeytinyağının yüzyıllardır sürmekte olan önemi ve özellikleri, günümüzde artan bilimsel çalışmalarla daha fazla gün yüzüne çıkmıştır. Geçmişte aydınlatma, mabetlerde kutsama, yara tedavisi, cilt bakımı, gençleşme amacıyla kullanılan zeytin ürünleri, şimdilerde özellikle toplumlarda yaygın şekilde görülen; kronik kalp-damar, sindirim sistemi, kanser ve bazı enfeksiyon hastalıklarının önlenmesinde ve sağaltılmasında kullanılıyor. Tüm dünyada özellikle son yıllarda sağlık açısından; yüksek oranda tekli doymamış yağ asidi içermesi, fiziksel metotlarla üretilebiliyor olması, antioksidan madde içeriği, fenolik bileşenlerce zengin olması gibi önemli avantajları nedeniyle zeytinyağı tüketimi her geçen gün artıyor. Tüketimi sırasında son derece sağlıklı bir imaja sahip olan zeytin ürünleri ne yazık ki tarımsal ve endüstriyel üretimi sırasında önemli çevresel sorunları beraberinde getiriyor. Bu sebeple; hem önemli bir tarımsal kaynak olan zeytin varlığımızı koruyarak gelecek nesillere aktarmak, hem de zeytin tarımında agronomik, çevresel, sosyal ve ekonomik boyutları bozulmadan dengede tutmak amacıyla “Sürdürülebilir Zeytincilik” anlayışının benimsenmesi zorunludur.

“Ülkemizde sürdürülebilir tarımsal üretime katma değer sağlayacak ve doğal kaynak teşkil edecek tarım bitkileri içinde ilk sırada, şüphesiz bereket ve barışın simgesi olan zeytin bitkisi (Olea europaea L.) gelir.”

 

Sürdürülebilir zeytincilik faaliyetleri kapsamında öncelikle ülkemiz zeytin ağaç varlığının kesin rakamlarla belirlenmesi ve mevcut ağaç varlığının yasal düzenlemelerle koruma altına alınması gerekiyor. Sürdürülebilir bir tarım için doğal kaynakların korunması zorunluluktur. Zeytin yetiştiriciliğinde yeni zeytin bahçelerinin tesis edilmesi kadar, topraklarımızdaki verimden düşmüş yaşlı ağaçların gençleştirilmesi de oldukça önemlidir. Bununla beraber; sürdürülebilir zeytincilik anlayışı içerisinde su ve toprak kaynaklarının korunması, entegre ilaç yönetimi, entegre mücadele yöntemleri gibi birçok uygulamalar yer almakla beraber, ilaç, sentetik gübre gibi doğal olmayan girdilerin kullanılmasından kaçınılarak kalite, sağlık ve çevresel standartlarla yapılan zeytincilikte organik tarım teknikleri anahtar rol oynuyor. Bununla beraber zeytin budama atıklarının yakılmadan kıyılarak yeniden toprağa verilmesi, atık yaprakların hayvan yemi olarak kullanılması, zeytin ağacı üzerinde beslenen kuş faunasına zarar verilmemesi gibi basit uygulamalar bile doğal dengenin korunması bakımından oldukça önemlidir.

Zeytin bir endüstri bitkisidir. Bu sebeple sürdürülebilirlik açısından sadece zeytindeki tarımsal faaliyetlerin düzenlenmesi mevcut ve gelecekte oluşabilecek çevresel problemleri çözmez. Günümüzde zeytin endüstrisi de sürdürülebilir nitelikte faaliyet göstermelidir. Zeytin meyveleri hasat edildikten sonra zeytinyağı veya sofralık zeytin olarak işlenmek üzere gıda endüstrisi içerisinde değerlendirilir. Zeytinyağı üretiminde genellikle kullanılan “Klasik (Baskılı)” ve “Kontinü (Sürekli)” sistemlerde zeytinin temizlenmesi, ezilmesi/kırılması, zeytin hamurunun sıkılması ve yağın karasudan ayrılması esastır. Klasik sistemde kullanılan taş değirmen ve pres yerine, “Kontinü” sistemde metal değirmen, dövücüler ve santrifüj yer alıyor. Günümüzde sıklıkla tercih edilen kontinü sistemler, klasik sistemlere oranla günlük zeytin işleme kapasitesini artırıyor, zeytini bekletmeden el değmeden, hijyenik koşullarda ve kontrollü ısıyla sıkıyor hem yağ verimini hem de kalitesini artırıyor. Ancak 3 fazlı kontinü sistemlerde karasu, 2 fazlı kontinü sistemlerde sulu pirina (zeytin küspesi) açığa çıkıyor. Ülkemizde zeytinyağı endüstrisinden açığa çıkan karasu maalesef atık statüsündedir ve bertaraf edilmesi gerekiyor. Ancak zeytin karasuyu sahip olduğu kimyasal bileşenler açısından oldukça zengindir ve gerek hayvan yemi gerekse gübre imalatında kullanılabilecek özelliktedir. Bununla beraber zeytinyağı imalatı sonrasında açığa zeytin pirinası ise ülkemizde yağı alındıktan sonra çoğunlukla kurutulup yakıt olarak (pelet) kullanılıyor. Oysa pirinada selülozik yapısı ve sahip olduğu fitokimyasal bileşenleri bakımından katma değeri yüksek pek çok ürüne dönüştürülebilme potansiyeline sahiptir. Bununla beraber sofralık zeytin endüstrisinde açığa çıkan salamura atıklarının mikrobiyal açıdan değerlendirilmesi, atık suların ve kıymetli bileşenlerinin geri kazanımı konularının sürdürülebilirlik kapsamında ele alınması gerekiyor.

Dünya zeytinyağı ve sofralık zeytin üretimi sıralamasında önemli bir yerde bulunan ülkemizde, zeytincilik sektörü tahmini 193 milyon zeytin ağacı ile önemli bir tarım, ticaret ve sanayi istihdam alanıdır. Ülkemizde sürdürülebilir zeytin tarımında özetle benimsenmesi gereken temel ilkeler; zeytin ağaç varlığımızı ve çevrenin doğal dengesini korumak, günümüz zeytincilik alanındaki gereksinimleri gelecek nesilleri tehlikeye atmadan karşılamak, zeytin üreticisinin güvenli gelir elde etmesini ve güçlü bir yerel ekonomiyi sağlamak olmalıdır.

Zeytin bitkisinin ana yurdu olan Anadolu’nun, gelecek günlerde zeytin tarımında ve endüstrisinde gelişerek, doğayla uyum içinde sürdürüldüğü, zeytin ağacının ekonomik, sosyal ve kültürel öneminin en doğru şekilde anlaşıldığı nadide bir coğrafya olması dileğiyle.

 

Dr. Öğr. Üyesi Tuba Öncül Abacıgil

Balıkesir Üniversitesi, Edremit Zeytincilik Enstitüsü Müdürü

 

 

 

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 118. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.