Sorun İklim Değil İnsanlık Krizi!

Doğa ile insan arasında temel bir fark var. Doğanın arka tarafta çalışan gizli bir ajandası yok!

Oysa insan öyle mi? Her hareket ve davranışının arkasında açık ya da gizli bir ajanda var. Üstelik, ağır manipülasyon becerilerine sahip. Evrimle gelişmiş beyin, gerçeklere dayalı rasyonel ve akılcı kararlar yerine tamamen aksi yönde davranış ve düşünce kalıpları içinde geçecek kayıtsız bir hayat için gereken her şeyi yapıyor.

Savunma mekanizmaları öylesine iyi ki gerçeklik olgusu tamamen göz ardı edilebiliyor ya da yok varsayılabiliyor. Üstüne; farklı katmanlar olarak işi daha da karmaşık hale getiren siyasi, ekonomik, ideolojik, sosyolojik, toplumsal norm ve kalıplar devreye giriyor.

Doğa ise böyle değil. Tutarlı ve net. Manipülasyona açık değil. Ya da çok ağır müdahalelere, uyum sağlamasına imkan tanımayacak hızda olan değişimlere, sonsuzca tüketilmeye ve böylece tüm dengesinin bozulmasına…

Bugün, yeryüzünde yaşadığımız felaketler; yangınlar, seller, kuraklık, eşi görülmemiş fırtınalar işte bu doğa ve insan arasındaki dengenin insan lehine ve çok çarpık şekilde bozulmasından kaynaklanıyor.

Her felaketin suçlusu iklim değişikliği değil!

İşimize geldiğinde her felaketin sebebi olarak öne ittiğimiz iklim değişikliği, bozulan bu dengenin sorumlusu değil; tersine sonucu.

İklim değişikliği, doğanın yarattığı bir kriz değil, tersine insanın yarattığı ve bugün bile sonuçlarını tam olarak kestiremediği çok ağır bir kriz. Ve bundan keskin olarak etkilenecek 4.5 milyar yaşındaki dünyamız değil, yine insanlığın kendisi.

Doğanın dengesini bozduk.

Doğa ile yüzyıllar içinde dengeli yaşamayı öğrenen insanoğlu, endüstri devrimiyle birlikte, bu ilişkiyi kendi lehine, doymak bilmez tüketim açlığını gidermek için sonsuz bir kaynağa dönüştürdü. Dengeli yürüyen ilişki temelinden sarsıldı.

Keskin bir uyumlanma gücü olan doğa, bu kadar kısa süre içinde bu hoyratlıkta verilen zararı toparlayamaz ve kendi içinde dengesini kuramaz hale geldi. Ve böylece, binlerce yıldır süregelen bu eşsiz denge ve uyum bozuldu. Doğa, net ve tutarlı olmaktan, daha bilinmez tepkiler vermeye kaydı. Bunu da daha önce görülmemiş düzeyde sıcaklıklarla, yangınlarla, seller ve kuraklıklarla ortaya koydu.

Rasyonel bir yaratık olmayan insan, bugün hala bu konuları anlamakta ve kabul etmekte zorlanıyor. Tüm bilimsel gerçeklere rağmen, yüksek sayıda kişi iklim değişikliğinin doğru olmadığını düşünüyor. Elbette, özellikle fosil yakıt endüstrisi, bazı hükümetler ve çıkar grupları bu konunun bulaşık suyuna dönmesi için milyarlarca dolar lobi ve iletişim faaliyeti (greenwashing) yapıyor.

İnsanlar ancak, günlük hayat pratiklerine değen konulara tepki veriyor.

Bilim adamlarının yaptığı çağrılar, ‘dünyamız ölüyor’ sloganları ve eriyen buzul üstünde gördüğümüz zavallı kutup ayıları, insanları bu konuda harekete geçirmek şöyle dursun, konuyu tamamen reddetmelerine yol açıyor.

Oysa artık önümüzde maalesef bizi derinden etkileyen o kadar gerçek örnek var ki: Yaşadığı yerde daha önce olmadığı kadar büyük bir yangınla karşılaşan ve yem bile bulamayan hayvan yetiştiricileri, musilaj yüzünden avlanamayan balıkçılar, denize giremeyen aileler, kuraklık dolayısıyla mahsul alamayan çiftçiler, selden her şeyini kaybedenler…

Tüm bu felaketleri iklim krizine bağlamak ve hiçbir sorumluluk almadan böylece suçluyu ortaya koymak ne doğru ne de ahlaki bir yaklaşım. Bunların sebebinin önce insan kaynaklı olduğunu; bilinçsizliğin, vurdumduymazlığın, aç gözlülüğün bu sebeplerin en başında geldiğini ve iklim değişikliğinin de bunların bir sonucu olduğunu lafı hiç kıvırmadan söylemek gerekiyor.

İklim değişikliği bir sebep değil, sonuçtur.

İnsan kaynaklıdır ve çözümü de insandadır. Elbette devletlerin, kural koyucuların, büyük kurum ve örgütlerin bu konularla ilgili samimi, yapıcı ve dönüştürücü tedbir alması şarttır. Ama bireysel olarak da buna karşı yapabileceğimiz pek çok şey olduğunu unutmayalım.

Sorun ne kadar büyükse, çözümü gözümüze o kadar zor görünür ve bu nedenle bir şey yapmak yerine -hiçbir şey- yapmamamız daha olasıdır. Oysa, Adrienne Maree Brown’ın dediği gibi: “Küçük iyidir, küçük her şeydir. Öncelikle, bireysel katılımımızın değerli olduğuna inanmalıyız.”

İklim değişikliğine, ormansızlaşmaya, küresel ısınmaya, plastik kirliliğine karşı mücadelede hepimiz bir şey yapabiliriz. Küçük hareketler büyük sonuçlar doğurur.

Saygın kaynakları takip edin; öğrenin, bilginizi ve farkındalığınızı artırın. Günlük uygulamalarınızı eko-yaşam ve bilinçli tüketime dönüştürmeye başlayın. Bunu çevrenize de yayın.

Unutmayın: ‘Küçük iyidir. Küçük her şeydir.’

#ŞimdiHareketeGeç

 

Arda Öztaşkın

Yapı Kredi Kurumsal İletişim Direktörü

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.