artwork

Solda brief yükseliyordu, güneye giderken…

7 sene önce

0

Son dönemde sayıları gittikçe artan reklam ve pazarlama profesyoneli, ajans hayatını bırakarak ya İstanbul içerisinde kendi vahalarını yarattı, yeni maceralara yelken açtı ya da işlerini Ege ve Akdeniz’e taşıyarak, yeni modeller oluşturdu. Bunun sebeplerini, getirilerini ve götürülerini, sektörü bırakan isimlerle konuştuk. 

How I Met Your Mother gibi klişelerle dolu Amerikan menşeili sit-com’ları izleyen herkesin bildiği üzere beyaz yakalıların bazı hayalleri vardır: Bunlar arasında bar açmak, sayfiye yerine gidip işini uzaktan yapmak ya da start-up oluşturarak birer Steve Jobs ya da Mark Zuckerberg olmak gibi… Türkiye’de duruma bakınca, böyle ani kırılımlar ve değişimler çok net bir biçimde karşımıza çıkıyor. Fakat genelde bu tür radikal kararları alanlar yaratıcı sektörde oluyor. İletişim, PR ve reklamcılık sektöründe yıllarca çalıştıktan sonra bazıları sıkıldıkları için, kimileri hayatlarına zaman ayıramadıkları için ve bazıları da en sevdikleri şeyleri hayata geçirmek için farklı bir kulvarda yol alıyorlar.

Ben boşluğu özledim ve uzaklaştım

Bunlar arasında en dikkat çekici olan isimlerin başında yer alan Gupse Özay, yaklaşık 4 yıl metin yazarlığı yaptıktan sonra bu kararı almış. Reklamcılığı bırakarak kendi senaryolarına ve projelerine ağırlık veren sevilen isim, reklamcılığın zorluklarından bahsederken, yaratıcılığın, stratejiyle mücadelesini dile getiriyor. Çalışma saatlerinin uzun olmasının yanında müşterilerin yapılan işlere çok fazla karışmalarının yaratıcılığın özgürlüğünün ölmesi anlamına geldiğini ifade eden Özay gibi sektörün deneyimli isimlerinden Nesteren Davutoğlu da uzun saatler çalışmaktan bunaldığını söylüyor. Şu sıralar, bir bar işleten ve yazmaya ağırlık vererek, kedi ve köpekleriyle mutlu bir hayat süren Davutoğlu, “Ben boşluğu özledim, biraz bu işe ara vereyim dedim ama network beni bir süre daha idare etti. Beni yoran durumlar oldu ve bundan sonra reklamcılık dünyası biraz bensiz devam etsin dedim. Yoksa aslında bıkmadım ya da nefret etmedim ama ömrüm buna gidiyor gibi bir duyguya kapıldım” diyerek, sektör genelinde bazı sorunlar olduğu görüşüne katılıyor.

Dışarıdan bakınca, gerçeği gördüm

Elinizi atsanız uzun sakallı erkek ve rengarenk dövmeli kadınlara çarpacak Karaköy’ün “tutan” mekanlarından biri de Dem… Dem’in kurucuları arasında tahmin edeceğiniz gibi reklam ve pazarlama kökenli bir isim var. Bir süre ajanslarda çalışan Eylül Görmüş, dışarıdan gözlemlediği sektöre çok daha keskin ve net bir bakış atabiliyor. Türkiye’de pek çok işin aslında kalitesinden bağımsız olarak ilişkiler üzerinden yürüdüğünü belirten Görmüş, “Örneğin haber çıkarmanın ilk şartı, elinizdeki haberin niteliğinden bağımsız olarak basınla iyi ilişkiler kurmak. Müşteriyi memnun etmek zor ve yükselerek iyi para kazanmak çok vakit alıyor” diyor. Bir şeyin içindeyken bütün dünyanın o yönde şekillendiği algısına kapıldığını Görmüş, “İçindeyken ben de müthiş bir iş yaptığımızı düşünüyordum, bir hata yaptığımızda dünya başımıza yıkılacak diye düşünürdük. Ama dışarıdan bakınca öyle olmadığını anladık” diyerek, sektöre uzaktan bakmanın daha keyifli olduğunun da altını çiziyor.

Gerçek bir ilerleme yok

Sektörü bırakıp Alaçatı’ya yerleşen duayen isimlerden biri de Haluk Mesci… Şu sıralar İzmir Ekonomi Üniversitesi’nde dünyada tek olan bir modeli ekip arkadaşlarıyla uygulayan Mesci, “1973’te başladığım bu sektörde, akla gelebilecek her sektörden, türden ve masanın her tarafından insan tanıdım. Bu kadar yılda öğrendiğim bir şey var, o da kimsenin bir şey öğrenmediği. Biçimsel bazı değişiklikler ve teknolojik olanaklarda ilerleme dışında ilişki ve iş kalitesinde gerçek bir ilerleme yok” diyen Mesci, Alaçatı’da kısa dalga radyo dinleyerek reklam kitapları çevirmeye devam ediyor.

Sorun çok daha derin: Değişim

Reklamcılığın ve pazarlama iletişiminin zorlukları konusunda daha derin sorunlar olduğunu söyleyen Alaçatı sakini Salim Kadıbeşegil ise, “1980’lerde geçerli olan ve 2000’lere kadar raflarda duran klasik reklam ve pazarlama şablonlarının miadı doldu. Küreselleşen dünyada tüketici değişti ve tüketiciyi etkileyen çevreler değişti” yorumunu yaparak, sektörün karşılaştığı en zor durumun değişen düzen ve alışkanlıklar olduğunun altını çiziyor.

Yakın zamanda pazarlama dünyasından uzaklaşarak Şaşkınbakkal’da kendi mekanını açan Harun Velioğlu ise son dönemde sayıları giderek artan, “mekan açan reklamcı” durumunun altında başka dinamikler olduğunu söylüyor. Velioğlu, “İletişim sektöründe çalışanlar doğal olarak birçok farklı sektörü tanıma fırsatı buluyor. Ben ajans tarafındayken, perakendeden inşaata, bilişimden spora birçok farklı sektörü tanıdım. Bu durum insanı hem zenginleştiriyor hem de ufkunu açıyor” diyerek, çeşitli konu ve sektörlerden ilham almanın, sektörde çalışanlar için doğal olduğunu söylüyor.

Velioğlu gibi düşünen bir diğer girişimci ise Bernaylafem’in kurucu ortaklarından Fem Güçlütürk… Etiler’de bitki ve seramiği bir araya getirerek kendi kulvarını oluşturan Güçlütürk, uzun yıllar çalıştıktan sonra elde ettiği deneyimlerin sonunda kendi işini yaptığını söyleyerek, “Geçmişte marka inşa ederken edindiğiniz profesyonel deneyimlerin şu an inanılmaz büyük bir etkisi var” yorumunu yapıyor.

Sektörün sorunu: Kadın ve konkur

Sektörün eleştirilecek en önemli yönlerinden birinin, kadınların konumlandırılması olduğunu söyleyen Gupse Özay, “Kadınların marka yüzü oluşunda bir aksaklık var. Ağırlıklı olarak deterjan, mutfak ürünü veya güzellik ürünlerinde görüyoruz. Oysa bir kadının bir kadını ikna etmesi daha kolay” diyerek, temelde reklamcıların ve markaların yanlış bir yol izlediği yorumunu yapıyor.

Türkiye’de reklamcılığın, Avrupa standartlarında olduğunu belirten Davutoğlu ise, reklamverenle birlikte yapılan projeleri sevdiğini ve süreçte, eşitlik ve şeffaflığın önemli olduğunun altını çiziyor.

İflas kabusları görüyordum

Peki, reklam ve pazarlama dünyasını geride bırakmak göründüğü kadar kolay mı? Yanıt kişiden kişiye değişiyor fakat Fem Güçlütürk, “Ferrari’sini Satan Bilge muhabbeti oluyor. Baktığın zaman evet, karar vermesi çok kolay gibi görünüyor ama hiç de o kadar kolay değil. Çok kolay, yapın tabii diyerek insanları yanlış yönlendirmemek gerek” diyor. Öte yandan Eylül Görmüş ise, “Ben daha şirketi kurmadan önce iflası kabuslarımda görüp uyanıyordum. Kolay bir şey değil. Sürekli inisiyatif almak gerek ama sonrasında her şey yoluna girdi” diyor. Velioğlu ise, insanın içinden gelen sese kulak vermesi gerektiğine inandığını söyleyerek “İnsan gerçekten inanıyorsa her yaşta risk alabilmeli” yorumunu yaparak sektörden ayrılıp kendi işini kurmanın birinci adımının risk alabilmek olduğunu vurguluyor.

Dosyada yer alan yazı ve röportajlar için:

Haluk Mesci: Türkiye’de durum: Eski tas eski hamam

Fem Güçlütürk: Hayat bundan daha paha biçilemez olamaz

Eylül Görmüş: Sektör ilişkiler üzerinden yürüyor

Salim Kadıbeşegil: Alaçatı’da yürümek bile zihin açıyor

Gupse Özay: Şaka gibi oldu ama 1 Nisan’da istifa ettim

Harun Velioğlu: İletişim sektörü insanın ufkunu açıyor

Tevfik Naipoğlu: Freelance çalışma olanakları çoğu sektörden daha fazla

Nesteren Davutoğlu: Konkur süreçlerine hala takık vaziyetteyim 

 

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye Nisan 2016 sayısında yayınlanmıştır.

 

Senin için
Tümünü göster
Nissan 500 binin üzerinde aracını geri çağırdı

Nissan, elektrik motoru parçasının alev almasına yol açabilecek bir arıza...

Rolls Royce Türkiye’de satış rekoru kırdı

Rolls-Royce Motor Cars İstanbul, 2013 yılındaki açılışından bu yana Rolls-Royce...