Şimdilerde reklamcılık…

Bandolier Media kurcularından George Ellis, reklam sektörünün yeniliklere uyum sağlaması gerektiğini ve reklamcılık tanımının yeniden düşünülmesi gerektiğini vurguluyor.

Geçen gün LinkedIn’de reklamcılığın son durumuyla ilgili şikayet eden birkaç yaratıcı yönetmen olduğunu gördüm. Aslında sadece geçen gün görmedim.

Hafta içi herhangi bir gün, herhangi bir saatte bir influencer’in paylaşımından sonra marka değerini, influencer’ın yeteneğini sorgulayan, içeriğin anlamsal bağlamını küçümseyen huysuz reklamcı arkadaşlar görüyorum. Açıkçası o iğneleyici laf kalabalığını gördükten sonra hangi noktaya değindiklerini pek de önemsemiyorum. Çünkü daha çok bir inkâr görüyorum yazılanlarda.

Reklamın zaman içinde bir noktada donup kaldığına inanan yetenekli çok insan var. Maalesef oldukça da çoklar. Aynı zamanda sadece bir defa tüketilecek, hiçbir konsepti olmayan videolar, gif’ler de görüyorum. Aslına bakarsanız mükemmel entegre kampanyaların yanı sıra, reklamcılık tam olarak bu.

Günümüzde yaratıcılığın neye benzediği konusuna cevap ararken çeşitliliği ne kadar çabuk kucaklarsak hepimiz o kadar mutlu oluruz. Yani hedefimiz bir ürün veya hizmetin reklamını yapmaksa, işimizin heyecan verici kısmı da insanları bir şeyleri satın almaları için etkilemenin yeni bir yolunu bulmak değil mi?

O zaman neden bütün bu tepki?

Bütün bu tepkinin, inkârın altında yatan ve kimsenin kabul edemediği bir gerçek var; değişim korkusu. Hatta geçenlerde yüksek profilli influencer’ların kreatif işlerin içine alınması gerektiğinden bahseden bir kadına da oldukça sert tepkiler geldi. Çünkü ajansların kreatifleri, markalar hakkında hiçbir şey bilmeyen bu insanların, işlerini ellerinden almaya çalıştığını düşünüyor.

Gerçek şu ki, işler değişiyor. “Reklamcılık” ne 50 yıl önceki gibi hatta ne de 50 gün önceki gibi. Kreatifler olarak, bu gerçekle ilgili şikayet etmek çok kolay. Peki ya reklamını yaptığımız insanlar? İnanın bana onlar için neyden yakındığımız hiç de önemli değil.

Bir sonraki harika basılı reklamı bekleyen herhangi birini tanımıyorum ama iyi bir gif paylaşmak isteyen ya da McDonald’s’ta Whopper yemeyi bekleyen çok sayıda insan çıkabileceğini biliyorum; çünkü kabul edelim ki bunlar insanlara inanılmaz bir marka deneyimi yaşatıyor.

Oysa ben, senin hiç duymadığın butik bir ajanstan çıkan herhangi bir kreatifim. Sakın seni durdurmama izin verme(!) Reklamları çok iyi hale getirin, markalar artık gerçek bir reklamı öldüren pek çok şeye para harcadıklarını fark etmeye başladılar. Evet biliyorum, güçlü ve başarılı bir iş yaratmak, kötü ya da olmamış bir reklamdan bahsetmekten çok daha zor.

“Gerçek şu ki, işler değişiyor. “Reklamcılık” ne 50 yıl önceki gibi hatta ne de 50 gün önceki gibi. Kreatifler olarak, bu gerçekle ilgili şikayet etmek çok kolay. Peki ya reklamını yaptığımız insanlar?”

30 saniyelik son derece etkili bir TV spotu, herkesin YouTube’u unutmasını sağlıyor. Gerçekten öyle mi?

Bu arada, dünyanın içerik stüdyoları ve deneyimsel pazarlama guruları ajans modelini değiştirmeye devam edecek. Ürettikleri işe daha çok zeka, daha çok yaratıcılık koyacaklar. Bu çalışma şekli size çok uzak gelecek, belki de yakından bakınca aslında çok tanıdık olduğunu göreceksiniz. Çünkü bütün bunlar yıllardır uygulanan taktikler. Sadece her seferinde adı değişiyor.

Bu yazıyı okurken benim de oldukça huysuz olduğumu düşünebilirsiniz. İtiraf ediyorum öyleyim!

Bir TikTok videosunun tüketicilere nasıl ulaştığından çok TikTok videosunun reklam bile olmadığını tartışıyoruz. Bilin bakalım ne? Evet, reklam. Beklenmedik bir şey ortaya çıkıyorsa, bu bir reklamdır.

Mümkün olanın en iyisini yaratmak bizim işimiz.

George Ellis
Bandolier Media Kurucusu

 

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye 96. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.