“Sektör ilişkiler üzerinden yürüyor”

Bu röportaj ilk olarak Campaign Türkiye Nisan 2016 sayısında “Solda brief yükseliyordu, güneye giderken” başlıklı dosyada yayınlanmıştır.

Son yılların çok konuşulan mekanları arasında yer alan Dem’in kurucuları da ajans kökenli. PR ajanslarında çalışan Eylül Görmüş, yaratıcı sektörün yıpratıcı olduğunu söylüyor.

Üç yıldır dünyanın çeşitli yerlerinden değişik çayları servis eden ve şimdiden kendi kitlesini oluşturan Dem Karaköy, öncesinde iletişim ve pazarlama sektörlerinde faaliyet gösteren iki kuzenin kurucusu olduğu ve birlikte işlettikleri bir mekan. Yıllarca PR alanında çalıştıktan sonra, sektörü bırakıp kendi deyimiyle ‘esnaflık’ yapmaya başlayan Eylül Görmüş’le neden iletişim sektöründen ayrıldığını, şu an sektöre nasıl baktığını konuştuk. A&B ve Pro İletişim’de çalıştıktan sonra Karaköy’ün gözde mekanlarından Dem’in kurucusu Görmüş, “PR ajanslarından sonra yapmak istediğim işin bu olmadığına kanaat getirdim” diyor.

Sizi biraz tanıyabilir miyiz?

1987 doğumluyum. Boğaziçi Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler okudum. 2010 yılında mezun oldum. 2,5 yıl kadar PR ajanslarında çalıştım. Çalıştığım işler, ağırlıklı olarak moda ve sanat iletişimi üzerineydi. Sonra yapmak istediğim işin bu olmadığına ve bunun beni kesinlikle tatmin etmediğine kanaat getirip, kendi işimi kurma işine giriştim. Yaklaşık 3 senedir de esnaflık diye tanımladığım bir işim var.

Sektörü neden bıraktınız?

Türkiye’de pek çok iş, işin kalitesinden bağımsız olarak ilişkiler üzerinde yürüyor. Bu beni biraz zorluyordu açıkçası. Haber çıkarmanın ilk şartı -elinizdeki haberin niteliğinden bağımsız olarak- basınla iyi ilişkiler kurmak. Genel olarak benim tarzıma ve karakterime çok uygun olmadığını düşündüm. Mesela bir dönem çok keyif alarak Sabancı Müzesi’nde çalıştım. Sanat iletişimi biraz daha farklı ve keyifli oluyor, aslında bir şey satmaya çalışmadığınız için karşınızdaki basın mensubu da başka türlü yaklaşıyor. Yani ajans hayatı zaten çok zor. Sabahlara kadar çalışılıyor. Kendi niteliklerimi doğru değerlendirebildiğim bir iş olmadığını düşünüyordum. Burada ise çay yapıyorum ama bu yine de bana daha doğru geliyor.

İletişim sektörü zaten başlı başına zor bir sektör. Müşteriyi memnun etmek zor. Koşullar iyi değil. Yükselmek ve iyi bir para kazanmak çok vakit alıyor. Eskiden çalıştığım yerleri kötülemek maksadıyla söylemiyorum ki ikisiyle de güzel bir şekilde yollarımızı ayırdık. Ama dediğim gibi koşullar çok zorlu. Benim gördüğüm şey, marka ajanstan her şeyi bekliyor. Bir kere bir ajansla anlaşınca en basit, en angarya işten en nitelikli, en stratejik işe kadar o ajanstan bekleniyor. Ve o sırada ajansın yapısında ona uygun özelliklere sahip eleman var mı yok mu bu da ayrı bir soru işareti oluyor. Hiçbir zaman bütçe yok ama müthiş şeyler yapılsın isteniyor. Bu gerçekçi değil. Sonuç olarak iletişim sektörü çok zor. Ben PR kısmındaydım. Reklam sektörüne göre görece parayla değil de fikirle, haberle yürüyen bir bacak olmasına rağmen beni çok mutsuz etti.

Peki dışarıdan bir gözle baktığınızda sektörü nasıl görüyorsunuz?

Yani dışarıdan daha ilginç gözüküyor tabii, bu işi yapan hala birçok arkadaşım var. Onların hayatına bakınca büyük organizasyonlar, büyük kampanyalar tarzı şeyler ilginç geliyor. İçindeyken ben de onu yaşıyordum. Müthiş önemli bir iş yaptığımızı düşünüyorduk. Bir hata yaptığımızda dünya başımıza yıkılacak veya yaptığımız doğru iletişimle bu markayı dünyanın zirvesine taşıyacağız gibi bir durum vardı. Aslında öyle olmadığını dışarıdan bakınca anlıyorsunuz. İçinde olmayınca da daha güzel geliyor tabii. İşte güzel güzel fikirler projeler üretiliyor. Tabii çok güzel işler yapılıyor, yapılmıyor değil ama dışarıdan daha güzel gözüktüğünü söyleyebilirim.

Yeni işinize nasıl karar verdiniz?

Bence doğruydu. Biz burayı kuzenim Ömer Çağatay’la beraber iki ortak olarak açtık. Beraber karar verdiğimiz ve aslında ikimizin de kafasında olan bir şeydi. Biraz çayla ilgiliydi mevzumuz. Çok seviyorduk, yurtdışında çay evleri görüyorduk. Türkiye gibi bu kadar çay tüketen bir toplumda neden olmadığını soruyorduk.

Bu işlere biraz gençken cesaret etmek gerekiyor. Sonrasında insan kendini daha güvende hissetme arzusu duyabiliyor. İşte yapalım olursa olur, olmazsa da en kötü hayatımızdan birkaç sene kaybederiz diye düşündük ve eski hayatlarımıza geri döneriz gibi bir motivasyonla giriştik. İşyerimle konuştum, ayrıldım. Aynı Amerikan filmlerindeki gibi bir kutuya eşyalarımı doldurdum, aynı gün çıktım gittim. Ama ne dükkan var, ne işim var… Sadece çay üzerine bir şey yapalım diye bir fikir var.

Yeni işte gününüz nasıl geçiyor?

Değişiyor aslında. Haftanın her günü buraya gelmesem de 5-6 gün mutlaka geliyorum. Biraz ihtiyaca göre yani. Yoğun olduğu günleri, özellikle hafta sonlarını burada geçiriyorum. Hizmet sektörünün de böyle bir gerçeği var. Herkesin bayram tatili, resmi tatil diye sevindiği ve dışarı çıktığı günler bizim iş günlerimiz oluyor.

Açıkçası bu işin en güzel tarafı, kendi zamanımı planlayabiliyor olmam. Kimi zaman bir toplantım oluyor ya da bir proje oluyor, burada daha az vakit geçiriyorum ama kimi zaman da hep buradayım. Bazen sabahtan bir sergiye ya da sinemaya gidiyorum. Sonra buraya geçiyorum. Bazen buralarda Karaköy’de bilgisayarımı alıp bir yerlerde çalışıyorum. Kaytarmadığım zamanlarda hafta sonlarım genelde burada geçiyor.

İlk bir buçuk sene, burası oturana kadar biz her gün ya Ömer ya ben burada oluyorduk ve dükkanı mutlaka biz kapatıyorduk. Artık ekip oturduğu için o işi bıraktık. Akşam belli bir saate kadar burada olup, çıkıyoruz. Arada bir kendimi çay ocağına da sokuyorum. Seviyorum çay yapmayı. Bulaşıklarla boğuşmak daha huzurlu geliyor.

Dem dışında yeni projeniz var mı?

Şu an için somut bir şey yok. Burayı biraz toparlamaya çalışıyoruz. Yiyecekler ve buzlu çay menüsünde bazı değişiklikler var. Olabildiğince “burası tuttu iyi gidiyor” diye rehavete kapılmayıp, yeni bir şeyler katmaya çalışıyoruz.

Bir de biz ilk adım atanlardan biri olarak, bu konsepti, çay işini sahiplenmiş olduk. Başka ne yapabiliriz bu bağlamda diye düşünüyoruz. Belki daha hızlı bir konseptte yine çay üzerine bir şey olabilir. Dem’in başka bir şubesi de olabilir onu da düşünüyoruz. Bir şeyler var ama bu kadar major, yepyeni bir şey düşünmüyoruz. Daha çok bunu geliştirmek ve devam ettirmek üzerine gibi duruyor şu anda.

Sektör değiştirip kendi işimi kuracağım diyenlere tavsiyeleriniz neler?

Şunu eklemek istiyorum. Ben çok mutluyum verdiğim karardan ötürü. Çok fazla insanın kafasında böyle bir düşünce olduğunu biliyorum. Ama bu çok büyük bir risk. Kolay bir şey olmadığını söyleyeyim.

Ben daha bu şirketi kurmadan önce, bu şirketin iflas ettiğini kabuslarımda görüyordum. Oysa daha ortada kurulmuş, iflas edebilecek bir şirket bile yoktu. Kendi işinin sahibi olmak çok güzel ama bir taraftan da tatil yapamıyorsunuz. Ben ajansta çalışırken izin aldığım noktadan itibaren, bu hafta kafa dinleyeceğim diye hiçbir şeyle ilgilenmezdim. Burada öyle olmuyor. Kendi işiniz ve sürekli inisiyatif almanız gerekiyor. İnsanları mutlu ediyoruz burada.  Cesareti bulmak önemli ama emin olmak da önemli. Maddi manevi olarak çok sıkıntı yaşadığın dönemler oluyor. Bunları göze almak gerek. Benim “ne güzel maaşlı işim vardı ne yaptım ben?” dediğim zamanlar oldu. Ama sonrasında her şey yoluna girdi.

 

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.