Şarkılarla İstanbul’u Tanımlamak

Müzisyen İskender Paydaş, Marka Konferans 2019’da İstanbul’un tarihini şarkılarla tanımladı.

İskender Paydaş: “Benim anlatmak istediğim şey İstanbul’un markalaşma sürecinin müzik ile beraber nasıl yürüdüğü ve bizler için ne ifade ettiğidir.”Hikayemize 1930’larda başlıyoruz çünkü İstanbul ismi uluslararası ortamda bu yıllarda tescil edildi.” dedi.

Açıklamalarına devam eden Paydaş, “”Soğuk Savaş’ın olduğu dönemde toplum o kadar da huzurlu değildi. Sol – sağ kavgasından dolayı Türkiye’de sol kesim ve sanatçılar nefes alamıyor ancak İstanbul’un huzuru ön plana çıkıyordu Zamanın ruhunu müzikle takip ettiğimizde 50’lerin sonu 60’ların başında İstanbul’da bir göç havası yaşandı. İstanbul büyüyor ve dinamik bir hale geliyordu.”

70’lerde ise İstanbul umut vaat eden bir şehir haline geldi ve bu da müzik kültürümüze yansıdı. Fakat bir yandan da göçle beraber artan nüfus bu umutla İstanbul’a gelen birçok göçmende huzursuzluk yaşattı. Özellikle 1974’ten sonra İstanbul’a fakirlik ve umutsuzluk hakim oldu. İstanbul artık yoluna arabesk kültürü ile devam ediyordu. Bu arabesk kültürü 12 Eylül 1980’de bıçak gibi kesildi. Tekrardan göreceli olarak huzur ortamı sağlandı. Huzur olmuştu ama renkler solmuştu, maalesef müzik dünyasında fazla çeşitlilik yoktu.
arabesk döneminin aksine bilinmezlik ve endişe, hayatımızın merkezine yerleşti.

90’larda ise  Dinamizm, neşe, pervasızlık ve trafik hakimdi, sonra göçler yine bütün duyguları umutsuzluğa dönüştürdü. Bu dönemin teması ise İstanbullu ile İstanbul’un karşılıksız bir ilişki içerisinde olmasıydı.”

2000’lere geldiğimizde İstanbulluların huzuru tutku ve nefret ilişkisine dönüştü. Bu dönemlerde Teoman huzuru ve sonbaharı betimliyordu. 2010’da İstanbul kendine has bir karma kültürü ifade etmeye çalışıyor ancak toplumda bulunan kimlik bunalımı ve statü kaygısı bu kültürün oluşumunu engelliyordu” dedi.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.