Salih Güngör: “Bağımsız ajanslar sektörün geleceğini temsil ediyor”

911 İstanbul Kurucusu Salih Güngör, yaşamakta olduğumuz ekonomik durgunluk döneminde bağımsız ajansların neler yaptığını ele aldığımız 81. sayımızda görüşleriyle yer aldı.

Bağımsız ajans adını ilk günden beri sevemedim. Çünkü bağımsızlık cümlesi özgür, kafasına göre takılan, ne zaman ne yapacağı belli olmayan bir kişiliği çağrıştırıyor ki böyle bir ajansla hiçbir marka çalışmak istemez.

Sonuçta sorumlu olduğumuz bir işe sahibiz. Yani birilerine bağlıyız.

Reklam sektörünü yılların ağırlığı ve haşmetiyle bulunduğu yere kök salmış, dev network ajanslarından oluşan bir orman gibi düşünürsek, bağımsız ajansları bu dev network ajanslarının oluşturduğu ağaçların gölgeleri altında kendisine ışık arayan ve büyümek isteyen bir fidan gibi görmemiz daha doğru olur.

“Network ajanslarıyla dolu bir ormanda bağımsız bir fidan sizce yaşar mı?” Bildiğimiz, çoğunun yaşamayacağı, bazılarının network ajansları tarafından satın alınacağı.

Çizim: Salih Güngör

Büyük marka, çalıştığı ajansı büyük yapar

Bu yüzden büyük ajans, küçük ajans konusuna son verilmeli. Çünkü, büyük ajans yoktur, büyük marka vardır ve o marka çalıştığı ajansı büyük yapar.

Reklam sektörü bu tip tanımlamalar yüzünden öyle bir hale geldi ki ajans ne demek, reklam ne demek, kimsenin net bir cevabı veya açıklaması yok. Yani kafalar karışık.

Şimdi ben kendi şirketimi nasıl tanımlamalıyım, inanın bilmiyorum. Büyük ajans? Küçük ajans? Bağımsız ajans? Reklam ajansı? Konsept ajans? Orta halli ajans? Bir gün büyüyeceğiz ajansı?

Bütün bu sorgular ve karmaşa markaların da kafasını karıştırıyor. Çünkü hepsinin çalıştığı pek çok ajans var. PR ajansı, reklam ajansı, dijital ajans…

En ilginci, hepsinin bir projesi ve iyi fikirleri var. PR ajansı grafik işler de yapıyor çünkü grafikerleri var. Dijital ajansların viral film yapma, post’larına Shutter’dan fotoğraf koyup bol like alma beklentisi, reklam ajanslarının büyüüüük büyük kampanyalar yapma isteği… Bu durum markaların marka kişilikleri ve marka konumlamaları için büyük tehlike aslında. Diğer yandan, her mecrada olma isteği marka bütünlüğüne zarar veriyor.

Bu noktada bağımsız ajans kim ve ne yapıyor?

Sonuçta bağımsız ajanslar sektörün geleceğini temsil ediyor. Çünkü farklılar ve farklı düşünüyorlar. Markalar açısından ise daha ekonomik, verimlilikleri yüksek, sonuca ve beklentilere daha hızlı cevap verebilme özelliğine sahipler. Kıvraklar, enerjileri yerinde ve potansiyellerinin her bir damlasını hizmet ettikleri markalara vermeye hazırlar.

Herkesin dediği ve artık klasikleşmiş bir söylem var; “Değişime ve yeniliğe açık olmak.”

Bu sözü söyleyip hâlâ klasik ve geleneksellikten vazgeçmeyen pek çok ajans ve marka var. Network ajansları büyük metrekarelik şirketlerin dizaynını değiştirerek müşterilerine daha özgür ve yaratıcı ajans izlenimi verirken, markalar ise yeni ve farklı bir şeyler talep edip sonra korkularına yenik düşüyor ve eskiye geri dönmeye karar veriyorlar.

En büyük korkuları ise rakipler. Televizyonlarda, sosyal medyada, basılı yayınlarda, fuarlarda, her yerde birbirlerini takip eden ve inceleyen bir karaktere sahipler. Böyle olduğunuzda gerçek olan, değişmeyeceğiniz gerçeğidir. Bir markanın sektördeki rakiplerini takip ederek kendi geleceğini kurması imkansız.

Bağımsız ajansların kaybedebilecekleri korkusuyla yaşadıkları milyon dolarlık yatırımları, yüzlerce kişilik dev ekipleri yok. Riskleri network ajanslarına göre daha az.

Yeni jenerasyona hitap edenler

İnsanların farkında olup üzerinde durmadığı tek konu jenerasyonlar arası değişim. Yani jenerasyon tavırlarını iyi gözlemlememiz gerekiyor. Onlar geleceğin ipuçlarını net bir şekilde önümüze koyuyorlar. İşte bu noktada cesur olmanız önemli.

Bağımsız ajanslar, işte bu yeni jenerasyonun ipuçlarını markaların önüne net koyabilme gücüne sahipler. Cesaretliler, hizmet ettikleri markalara ne yapmaları gerektiğini iyi ifade etme yeteneği taşıyorlar ve en önemlisi, onlar gibi yaşıyorlar. Bağımsız ajanslarda bu yüzden yeni jenerasyonun tavırlarını iyi bilen çalışanlar daha fazla.

Bağımsız ajansların diğer yandan kaybedebilecekleri korkusuyla yaşadıkları milyon dolarlık yatırımları, yüzlerce kişilik dev ekipleri yok. Riskleri network ajanslarına göre daha az. Bu sebeple markalar için daha ekonomikler.

Bir gün bir marka yöneticisi bana “Neden seninle çalışmalıyız?” diye sormuştu. Ben de “Daha önce kreatif direktör olarak çalıştığım network ajansında benimle çalışıyordun” cevabını verdim. Türkiye’de büyük görünmenin markalara garip bir iç huzuru verdiğini düşünüyorum. Bu yüzden çoğu ajans büyük olduklarının düşünülmesini istiyorlar ve gereksiz yere metrekaresi büyük yerler kiralayıp fazla eleman çalıştırıyorlar. Tabii pek çok kişiyi ilk görüşte etkiliyorlar. Sonuçta bütün bunlar önemli değil. Önemli olan, sorumluluklarımızı yerine getirmek ve iyi hizmet vermek. Bizlerden beklenen bu.

Önemli olan, sorumlulukları yerine getirmek

Aslında işimizin temeli metrekarelere bağlı değil. Bir çalışma alanımız olmalı ama bugünün dijital dünyasında bildiğiniz gibi her yeri ofis olarak düşünebiliriz. Geriye kalan, zeka ve yetenek.

Bugün birlikte çalıştığım kişilerin %60’ı ofise gelmez. Çünkü onları standart ve rutin bir şekilde her gün ofise gelip her sabah aynı şekilde poğaça yiyip bilgisayarından haberlere bakmasını veya sosyal medyada takılmasını, akşam mesaisini beklemesini görmek istemem.

Tek beklentim, bulundukları yerde disiplinli olup işleri finalize etmeleri ve haftada bir gün toplantıya gelip birlikte iş planlarını organize etmemiz. Yani sorumluluklarını unutmamaları şart.

Bu dev reklamcılar ormanında, network ajanslarının tohumlarından oluşan, bağımsız diye adlandırılan fidanlara inanın ve zamanla o köklü ağaçlara benzeyeceklerini unutmayın!

Marka olarak yapmanız gereken, bu fidanları fark etmek. Keşfetmeniz biraz zaman alabilir…

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 81. sayısında yayımlandı.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.