Sadede gelelim

 

Sosyal medya içeriklerinin zorunlu olarak kısa ve öz olması, insanların konuya daha hızlı ulaştığı anlamına geliyor. Markalar buna dikkat etmeli yoksa insanları kazanamazlar.

Sosyal medyada kendimizi çok daha kısa ve olduğu gibi ifade etmeyi öğreniyoruz. Kısaltmalar bol, görseller kelimelerin yerini alıyor. İzin verilen karakter sayısından (Twitter için 280) bir gönderi süresine (Snapchat için 60 saniye) kadar çok sayıda sınır var. TikTok, Instagram ve Snap, hepsi hızlı ve kısacık görünecek şekilde adlandırılmıştır.

Çoklu görev ve çoklu ekranların CPA’in (constant partial attention) yükselişini beslediği konusunda genel bir fikir birliği var. Bunun da konsantrasyon gücümüzü azaltmış olması muhtemeldir. Kanada’da Microsoft tarafından yapılan bir araştırma, 2000 – 2015 arasında ortalama konsantrasyon aralıklarının 12’den sekiz saniyeye düştüğünü tespit etti.

Teknoloji ve sosyal medyanın öncülük ettiği yerde kültür, takip etme eğilimindedir. Dolayısıyla edebiyat dünyasının kısa ve öz yapıdaki güçlerle ritim tutturamadığını öğrenmek bizi şaşırtmamalı. The Times’a göre (22 Kasım); araştırmacılar İngiliz romanlarındaki ortalama cümlenin 1990’ların başından beri 12.73 kelimeden 11.87 kelimeye düştüğünü buldu. Noktalı virgül kullanımında %25’lik bir düşüşle birlikte cümle karmaşıklığı da azaldı. Bununla birlikte ünlem işaretlerinin kullanımında da önemli bir düşüş var. Umuyoruz bu sosyal medyaya da yansır!!!! ÇOK KOMİK!!!

Ders çok basit. İnsanların dikkatini çekmek her geçen gün daha da zorlaşıyor. Bu nedenle bunu yaptığınızda, genel bir çözüme doğru sürüklenmek yerine, kendi varmak istediğiniz noktaya doğru hızlanmalısınız. 

Hepimiz, iletişimimizin damıtılması ve stratejilerimizin özlü olması gerektiğini biliyoruz. Bununla birlikte konsantrasyon ve kısaltma; söylemesi, yapmasından daha kolay bir iş. George Orwell’in Blaise Pascal’ı yorumlamasından sözler aktaracak olursak: “Daha kısa bir mektup yazardım ancak zamanım olmadı.”

Kısalık ve sığdırma için verilen mücadele, belirli bir acımasızlık gerektirdiği için bazen insanları dışlanmış hissettirebilir. Fedakarlıklar yapılmalıdır. Karmaşıklaştırması kolay ve basitleştirmesi zordur ancak birçok insan daha kolay yolu tercih eder.

Birini “tek” olarak tanımlamak nadiren büyük bir iltifattır. Nüans ve derinlikten yoksun olduklarını gösterir ancak markalar için tek olmak mümkün olan en iyi ödüldür. Hayran olduğunuz herhangi bir markayı düşünün ve bahse girerim ‘tek’ olmakla yer edinmiştir. Chanel’den Cadbury’ye, Apple’dan IKEA’ya, Oatly ve O2’den Patek ve Patagonya’ya, kategori ne olursa olsun, alan ne olursa olsun kimliğin, amacın, değerlerin, tasarımın, ses tonu ve mesajın eşsiz oluşu marka üstünlüğünün ayırt edici özellikleridir.

Markanızın bir “şey”e sahip olmasının önemini tam bir yıl önce yazmıştım. Bu yılki Noel hediyem, o şeyin de bir anlamı olduğunu önermek. Orlando Wood, muhteşem yeni yayını Look Out’ta sağ beynin (geniş çaplı ışın) dikkatini çekmenin öneminden bahsediyor. Ayrıca, bu kadar dikkat çeken özelliklerin reklamlarındaki düşüşü de anlatıyor; kelime oyunu, karakterler, diyalog, ayırt edici vurgular ve net bir yer duygusu gibi şeyler.

Bunların hepsi kısaltılmış iletişim için harika malzemeler. Yine de çok fazla kampanya aktif olarak bunları kullanmakta başarısız oluyor; bu, IPA tarafından gözlemlendiği gibi yaratıcı etkililiğin sürekli düşüşüne yansıyan bir sorun.

Charles Vallance

VCCP Başkanı ve Kurucu Ortağı

 

 

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 125. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.