RuPaul’dan neler öğrenebiliriz?

Sean McDonald verinin gücünü Netflix örneği ile açıklıyor ve şimdiye kadar görmezden gelinen hikayelerin izleyici tarafından nasıl karşılandığını Hollywood dizisi örneği ile anlatıyor.

Hollywood dizisini yeni bitirdim. AfroAmerikalıların, Asyalıların ve kadınların gösteri dünyasında yükseldiği, alternatif bir Hollywood gerçekliği sunan Netflix dizisi, büyüdüğümüz dünyada göz ardı edilen hayaller gerçek olsa nasıl olurdu’yu etkileyici bir şekilde ortaya koyuyor.

Dizi, pandemi döneminde eğlence açısından büyük bir merhem olsa da, aslında bundan çok daha ötede bir değer taşıyor. Bu, marjinal insanların hikayelerini duyurmak için teknolojiyi nasıl kullanabileceklerini gösteren müthiş bir örnek.

“Artık karar verici seçkin bir sınıf yerine, şimdiye kadar içerik üretmekle ilgili masaya oturtulmamış yazarlar, yapımcılar ve yönetmenler söz sahibi oluyor.”

Nielsen’e göre, televizyonlardaki akış Mart ayının ilk üç haftasında ABD’de %85 oranında arttı. Evde bu kadar çok insan varken son derece beklenen bir durumdu. İptal edilen pek çok etkinliğin -ki bunlardan biri de Pride yürüyüşüydü- yerini televizyon aldı.

Ancak televizyon izlemek sosyal olduğu kadar politik de olabilir. Sesimizi ve hikayemizi duyurmak, tutumları değiştirir ve çok daha açık kültürlülüğü, eşit muameleyi ve hakları yanında getirir.

Oysa tarihsel olarak baktığımızda içerik üretimi; güçlü bir seçkin sınıf tarafından televizyon ve diğer kanallara dikte edilerek gerçekleşti.

Netflix gibi platformlar ise, iki taraflı ağlar üzerine kuruldular. Ağın bir tarafında, beğenecekleri içerikleri arayan tüketiciler, diğer tarafında ise bu içeriğin tedarikçileri yer alıyor. Merkezde de tüketici verileri, neler izledikleri ve algoritmalar… Algoritmalar sadece doğru içeriklerin ve o içeriklerin doğru izleyicilere pazarlanmasını sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda Netflix’e üretilmesi gereken içerik türleri hakkında da bilgi veriyor.

Peki ya şimdiye kadar görmezden gelinen konular?

Son dönemlerde bu konularda gittikçe daha fazla hikaye izlemeye başladık. Ve bizler izledikçe de Netflix, bu tür içerikler üretecek daha fazla kişiye ulaşmak için motive oluyor. Karar verici seçkin bir sınıf yerine, şimdiye kadar içerik üretmekle ilgili masaya oturtulmamış yazarlar, yapımcılar ve yönetmenler söz sahibi oluyor.

American Crime Story: The Assassination of Gianni Versace, Dear White People, Grace and Frankie, American Horror Story, Orange is the New Black, Pose ve tabii ki RuPaul’s Drag Race ile gün ışığına çıkarılmamış toplulukların hikayeleri Netflix gibi platformların akışlarında yer alıyor.

Netflix’in algoritmalarını ve RuPaul gibi içerik üreticilerini temel alırsak, pazarlamacılar için şimdiye kadar dışlanmış, yok sayılmış konularda sihirli bir şey bulacaklarını söyleyebiliriz.

Öncelikle markalar potansiyel ve mevcut müşterileri hakkında şimdiye kadar beyan edilen, davranışsal ve tahmine dayalı verilerin doğruluğunu teyit etmek için bu altyapıyı edinmeliler. Ardından, TikTok ve VR gibi bilinmeyen ama potansiyele sahip kanalları kullanarak diziler veya podcast’ler üreterek deney yapabilirler. Ayrıca içeriği kişiselleştirmeleri de şart. Son olarak, markalar yeni bakış açıları getirmek için gazetecilerle, influencer’larla ve sürpriz isimlerle beraber çalışmalılar.

Örneğin; Hollywood’da sıra dışı bir hikaye karşımıza çıkıyor: Afro-Amerikalı film yıldızı, bir gay stüdyo yöneticisi ve bir kadın stüdyo başkanının, bir stüdyoyu kurtarmalarına ve endüstriye yeniden şekil vermelerine tanıklık ediyoruz.

Hollywood’un izlenme hikayesinde varsayımların yerine geçen izleyici datası ve algoritmaların başarısı öne çıkıyor. Şimdiye kadar gözardı edilmiş, program akışlarında yer verilmemiş konuların izleyici tarafından ne kadar çok istendiğini görüyoruz.

Sean McDonald
Chief Digital Officer, McCann Worldgroup

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 101. sayısında yayımlandı.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.