Rumuz nedir?

Başlangıçta ajansın konfor alanından çıkma konusundaki isteksizliğine bir gönderme olarak tasarlanan alaycı Mother ismi, pandemi sırasında yeni bir anlam kazandı.

İsimlendirme… Muhtemelen hepsinin en zorlandığı kısım. Bu, çocuklarımıza verdiğimiz bir isim olduğunda daha da zorlaşıyor. Sonsuza kadar kalacağını varsaydığımız bir isim.

İsimler kısalıyor, uyarlanıyor… Olumlu ya da olumsuz bir uç noktayı vurgulamak için kullanılıyor. Şimdiye kadar sadece bir tanesinde sıkışıp kaldım; bazı arkadaşlar (ve ebeveynleri) bugün hala kullanıyor; McKatie. (Üniversite arkadaşlarımın çoğunun İngiliz olduğunu tahmin edebilir misiniz?)

Tam olarak derinlemesine aydınlatıcı değil ama kesinlikle beni odalardaki diğer Katie’lerden ayırmanın yararlı bir yolu.

25 yılımızda, Mother’da pek çok rumuzumuz oldu ve çoğu kesinlikle gurur duymayacağımız bir isim. Onları neyin yönlendirmiş olabileceğini ele alırken, kendimizi “Mothercare” olarak etiketlenmiş yelpazenin diğer ucunda bulduk. Bunları burada yeniden ortaya çıkarmaya gerek yok ama bu parçanın amacı için, o söylenmemiş rumuzlar üzerinde biraz durmama izin verin.

Belki de adı geçen rumuzların tümü adil değildi. Yine de belki bazıları gözlerden uzak, saklanan bir soruna dikkat çekmenin inanılmaz basit bir yolu haline geldi. Ne olursa olsun, o zaman ve şimdi, çalışanlarımızın marka imajımızı kontrol etmek için sahip oldukları muazzam gücü gösterdiler. Açıkçası buna tamamen katılıyorum. Büyük yetenekleri çekmek (ve elde tutmak) hepimizi birleştiren ve asla bitmeyen tek şey. 

Dikkatimi ajansa yönlendirdiğimde Mothercare, belki de her boyutta insanlarımıza göz kulak olmayı vurgulamamızın yansımasıydı ama olumlu bir lakap değildi. Sıcak bir koruyucu yorgan izlenimi (ya da daha doğrusu eleştirisi) vardı.

En iyi ihtimalle, insanlarımızı gözetmeyi her şeyden öne koyduğumuz duygusu ya da belki de en kötüsü, Mother’daki hayatın biraz fazla güvenli ve rahat hale geldiği, sonuç olarak verimimizin tehlikeye girdiği duygusu. Beni rahatsız etti.

Destekleyici, özenli bir çalışma kültürünün, yapabileceğimiz en iyi işi yaratmanın temeli olduğuna her zaman inandım; daha fazlasını yapmak için kendimize, ortaklarımıza ve müşterilerimize meydan okumamızı sağlayan güvenlik… Ancak rumuz aksini önerdi. Daha sonra da pandemi ortaya çıktı.

Sektör eskilerin çalışma kültürlerini ve uygulamalarını sorgularken, “wellbeing”e yapılan toplu vurgunun, bu rumuzları başka bir çağa sürükleyen davranışları sınırlayacağına dair iyimser bir his vardı. Yine de hızla yükselen wellbeing anlatısının yanı sıra, ajansların belirsiz bir şekilde çalışanlarını serbest bırakmalarına dair her zamankinden daha gürültülü ve daha kasvetli bir hikaye ortaya çıktı. Ajanslar, çalıştırdıkları insanları şirket kȃrından önce düşünmelilerdi.

İki yıl sonra bildirilen “Büyük İstifa”nın ortasında, biraz da “Büyük Değişiklik” yaşanıyor gibi görünüyor. Bu bütçeler yeniden genişledikçe, sayıların azaldığı ajanslar artık hızla büyüyor ve yetenekleri hızla avlıyor.

Konu buna geliyor; yetenek ve onu çekip elde tutma yeteneğimize. İnsanlarımız olmadan biz bir hiçiz. Markamız, iş modelimiz, inovasyon departmanımız veya en son kampanyamız ne kadar harika olursa olsun.

İngiltere bir kez daha ofise döndüğünde, kendimize sadece insanlarımızı neyin geri döndürebileceğini değil, aynı zamanda bunu nasıl ödüllendirici, tatmin edici ve olumlu bir deneyim haline getirebileceğimizi de sormamız gerekiyor.

Endişeliysek veya baskı altında ezilirsek hiçbirimiz hayatımızın işini yapamayız. Tüm hayatın çalışma olduğu zannedilen maço bakış açısının hakim olduğu günler, uzun saatler çoktan geride kaldı. Peki gerçek hayatta bunu birlikte yapmanın zevkini toplu olarak nasıl yeniden keşfedebiliriz?

Umarım pandeminin sertliğini daha nazik bir ajans paradigması izler. Umarım bu nezaket, birbirimize meydan okuma ve üretimimizle dünyayı şaşırtma yeteneklerimizi sınırlamaz. Bunun yerine, insanlarımız için geliştikleri ve birbirlerine meydan okudukları güvenli, ödüllendirici alanlar yaratmamız için bize güç verir.

Tek boyutlu rumuzlara hiç itibar etmeyen kültürleri ve uygulamaları beslemek hatta belki de bazı olumlu yeni rumuzlara ilham olmak… Bu naif bir fantezi değil. Aksine, böyle bir belirsizlikten sonra bu zihniyeti savunmanın, ürettiklerimizde kolektif bir altın çağı müjdeleyeceği inancı.

Katie Mackay-Sinclair

Mother Ortağı

 

 

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 124. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.