Robotsun dediler, sevdiğini vermediler…

80’lerde büyümüş bir televizyon çocuğu olarak, robotlarla ilişkim epey eskilere dayanıyor. Açıkçası R2D2, Terminator, Robocop ya da nüktedan yapay zekasıyla Kara Şimşek’i bir kenara koyacak olursak; beni en fazla düşündüren robot, yani insansı zeka, Japon İşi filminde Kemal Sunal’a Japon arkadaşının hediye gönderdiği “robot Fatma Girik” olmuştur. İlk kez, “ya bir robot insan gibi düşünebilseydi, ya da en azından karşısındakini kendisiyle insan gibi ilişki kurmaya ikna edebilseydi neler olurdu?” sorusunun cevabını görür gibi olmuştum. Her ne kadar Spike Jonze 30 yıl sonra “Her” filmiyle aynı konuyu daha derin bir şekilde ele almış olsa da, Japon İşi’ndeki robot kadar düşüncelere boğmamıştır beni.

Zamanı hızlıca ileri sararsak, bugün geldiğimiz noktada henüz duygusal ilişki kuracağımız bir robot arkadaşa sahip olmaya biraz daha zaman var. Yine de robotlar -yani yapay zeka- günlük hayatımızın birçok noktasında bizimle temas kuruyor. Örneğin, akşam kaç civarı yattığımı öğrenen telefonum, geçen akşam “hadi kalk yatağa, ortalıkta uyuyup kalma” diyerek beni bir kez daha şaşırtmayı başardı. (Tabii ki tam olarak bu şekilde ifade etmedi.) Aralarda bu küçük numaralarla bizi etkilemeyi başarsalar da, robotların yaratıcılık konusundaki karneleri nedir? Bu noktada, öncelikle kısaca “yaratıcılığı” irdelemek gerekir diye düşünüyorum.

Yaratıcılık insan zekasının günlük hayatta sıkça başvurduğu temel özelliklerinden biri aslında ve tabii insan zekasını modellemeye çalışan yapay zeka için de bu, kaçınılmaz bir şekilde aşılması gereken bir bariyer. Yaratıcı bir fikrin temel özellikleri ise yeni, şaşırtıcı, ilginç, faydalı ve tüm bu nedenlerle de değerli olmasıdır. Fakat burada “yeni”yi iki farklı şekilde tanımlamak mümkün. İlk tanımlamada, söz konusu yaratıcı fikir sadece onu bulan akıl için “yeni” olabilir. Bir bebeğin ilk kez resim çizmesi, bir karganın cevizi ağaçtan atarak kırması ya da yapay zekanın satrançta dünya şampiyonunu yenmesi gibi. Bu tür “yeni”ler de yaratıcılık kavramı içine girmekle birlikte tarihi anlamda bir kıymeti yoktur. İkinci tanımlamadaki “yeni” ise bizden önceki dünyanın görmediği ve bizden sonrakilerin de tarihe not düşmelerini gerektirecek olan ve “tarihi yeni” olarak adlandırabileceğimiz yaratıcı fikirdir. Tekerlek, buhar makinesi ya da resimde perspektif kullanımı bu tür yaratıcılığa örnek verilebilir.

Sanırım bu noktada yapay zekanın şu ana kadarki başarılarını ilk tanımlamadaki yaratıcılığın içinde saymak yanlış olmaz. Tabii bu da, birtakım algoritmaları hesaplamak yoluyla, günümüzün ticari kreatif süreçlerinin belirli noktalarında yerini alması için yeterli ve zaten alıyor da. Ve evet belki bir gün yapay zeka tarihin akışını değiştirecek o muhteşem “yeni” yaratıcılığı da gerçekleştirecek ve “insan”ın tahtını sarsacak. Ama o gün gelene kadar Japon İşi’ndeki robot gibi sevdiğini beklemeye devam etmek durumunda.

Kerem Önuçak
Tazefikir, Kreatif Direktör

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye 94. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.