Robotlaşanlardan mısınız?

Sabah gözümüzü açmamıza yardım ettiği andan, gece son e-mail veyahut son bir Instagram turu ile gözümüzü kapattığımız ana kadar ‘always-on’ bizimle, vazgeçilmez akıllı uslu BFF’imiz teknoloji, konu ‘4. Endüstri Çağı’nda robotların iş gücündeki yeri olduğunda; ‘ekmek kavgası’ refleksiyle yüzyılın velinimeti, en akıllı arkadaşlarımız ile ilişki durumunu ‘complicated’a alıyoruz.

Acaba bu korkunun arkasında yine üst düzey görsel işleme teknolojileri ile üretilmiş, distopik gelecek zaman Netflix serilerinin etkisi mi var? Bir elimizde akıllı ekran, karşımızda 2. akıllı ekran televizyonumuz varken ‘eğlence içeriği’ ile bize korku veren bir geleceği tutkuyla izliyoruz ve gelecekte robotların insanlığı yok ettiği senaryolara kendimizi kaptırıp, mesai arasında senaryolar üzerine zaman öldürüyoruz. İşlerimizi robotlara ‘kaptırma’ senaryosunu fazlaca X, biraz da erken dönem Y jenarasyonu içselleştiriyor olmalı… Bu iki nesil de teknolojinin gelişimine şahit oldu ve bu, o zamanlar o kadar da korkutucu bir deneyim değildi. Kitlesel teknoloji büyük çoğunluğa eğlence araçları sağlarken, biraz daha pahalı teknolojiler bazı özel meslek sahiplerinin ve early-adopterların işlerini ‘diğerlerine’ göre daha özel, verimli şekilde icra etmesine ve görece daha fazla gelir elde etmesine olanak veriyordu.
Bu özel meslekler yaratıcı sektörler altında yer alıyor. Reklamcılıktan moda tasarımcılığına; müzikten bilgisayar programcılığına; oyun tasarımından mimarlığa 6 duyumuza hitap eden estetik değeri olan üretimlerin tümü. Peki, robotlar bu alanlarda çalışan milyonlarca insanın işini elinden alacak mı gerçekten? –
Evet. Peki teknoloji herkesin rakibi mi? -Hayır.

Bir araştırmaya göre (World Economic Forum, Davos, 2018) 2022 yılında 75 milyon iş, teknoloji sayesinde insanlardan robotlara geçerken, insanlar için de 133 milyon yeni iş ileri teknolojiler sayesinde yaratılmış olacak. Bu dönüşümün 2030 yılında dünya ekonomisinin %5,3 büyümesine yardım edeceği öngörülüyor. (Oxford Economics 2019 raporu)

Dijital çağın içine doğmuş Z jenerasyonu ve ‘4. Endüstri Çağı’nda doğmuş, anne sesi ile Siri sesinin harmonisiyle büyümüş Alpha jenerasyonu (iGeneration) için teknoloji onların en vazgeçilmez parçası. 2019 yılında yayınlanmış olan bir araştırma (Wunderman Thompson Commerce) şöyle diyor; Alpha jenerasyonun %51’i teknolojinin de desteğiyle gelecekte fark yaratabilecek bir işte çalışmak istiyor. Bu nesiller son nesil teknolojinin içine doğdukları için bu şekilde düşünmeleri çok normal.

Hala işgücünün ciddi bir çoğunluğunu oluşturan günümüz yaratıcı endüstri çalışanlarının kaygısı ise haksız ya da anormal bir kaygı değil. İnsanın işini kaybetme korkusu doğal. İş hayatı bizi sürekli ‘challenge’ eder. Rekabet bize işimizi daha iyi yapmaya zorlar. Kimileri de bu rekabette kaybeder. Bu açıdan baktığımızda teknoloji bizim korkmamız gereken bir rakip değil, daha iyi kullanmayı öğrenmemiz gereken bir araç olmalı. Değişimden korkmayanlar, değişime direnmeyenler ve teknolojiyi yaratıcıklarını artırmak için kullanan yaratıcı sektör çalışanları Endüstri 4.0’da işlerini korumaya devam edecekler.

Unutulmaması gereken gerçek şu; robot suretinde tanımladığımız yazılımların, uygulamaların, AI, AR vb teknolojilerin geliştiricileri de yine yaratıcı sektörlerde çalışan insanlar. Bu insanlar, sadece insanlar eğlendirici deneyimler yaşasın diye değil, yaratıcı insanlar daha yaratıcı çalışmalar üretebilsin diye de bu teknolojileri geliştiriyorlar. Robotlar bizim gibi insanların tasarladığı kodlar, arayüzler aracılığı ile onlara öğretilen işlemleri gerçekleştiriyorlar. Bizimle rekabet edecek kadar mükemmelleşmiş olsalar da, yeteneklerinin sınırları çok uç işlevlere dayanmış olsa da yalnızca onlara tanımlanan, öğretilenler kadar yetenekli olacaktırlar. Robotlar sınırlı yeteneklerken; insan, öngörülemezliği, sezgisel yetenekleri ve dünyayı anlama, öğrenme merakı ile her zaman robotlardan ileride olacak.

Geçtiğimiz ay dünyada en çok konuşulan olaylardan biri de İtalyan sanatçı Maurizio Cattelan’nın Art Basel’deki “Comedian” adlı eseriydi. Bildiğiniz gri, endüstriyel bir ducktape ile duvara yapıştırılmış olan muz 150 bin Amerikan dolarına satıldı. Ardından başka bir ‘aç’ Gürcü sanatçı David Datuna muzu yiyerek sanatsal bir performans sergiledi. Gösterilen tepkiler karşısında yaptığı hareketi de ‘ben normal bir insan değilim, aç bir sanatçıyım’ diyerek açıkladı.

Popoyes, Burger King, McDonalds, Perrier, Carrefour gibi onlarca marka, birçok ünlü ve onbinlerce insan bu olayı taklit edecek içerikler hazırladı, konu üzerine fikir beyan etti.

Hangi teknoloji bu derece şaşırtıcı bir üretimi gerçekleştirme cesaretini gösterip, ardından oluşacak sosyal örüntüleri kurgulayabilir ve gerçekleşmesini sağlayabilirdi?

Kişisel gözlemlerimize, duygu okumalarımıza dayanan iç görülerimizi teknolojinin sağladığı olanaklarla nasıl destekleyeceğimizi, ‘büyük veri’den nasıl yararlanacağımızı bilmeliyiz. Üretimlerimizi görselleştirken AI, AR teknolojilerinden yararlanmalıyız.

Eski dostumuz Mac ve Adobe Photoshop’un bize sağladığı ayrıcalıklı pozisyonun tadını uzun süre çıkardık. Şimdi yeni uygulamalar, AI, AR, kodlama teknolojinin birçok uzantısı ile ilgi alakamızı geliştirme zamanı. Korkmamız gereken robotlar değil, Türkçemizde robotlaşmak diye tanımladığımız, kendini tekrarlayan, yenilemeyen, şaşırtmayan bir yaratıcı endüstri çalışanı olma ihtimalimiz olmalı. Değişime direnenler güncellemesi sürekli ertelenmiş, pil ömrü bitmek üzere artık kullanılmayan eski model robotlara dönüşecek.

Robotlaşmak mı? Yoksa daha iyi bir versiyonumuzu üretecek şekilde kendimizi sürekli geliştirmek ve geleceği yakalamak için güncel kalabilmek mi?

Mehmet Özkanoğlu
Reklamcılar Derneği Yönetim Kurulu Üyesi & Cheil Türkiye, Executive Direktör

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye 94. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.