Reklamverenler artık prodüktör gibi düşünmeli

Nisan Danışman / Planlama Müdürü & Dijital İçgörü Direktörü, TBWAİstanbul

Teknoloji sayesinde içerik tüketiminde kontrolün tüketiciye geçmesiyle beraber “markalı içerik” ön plana çıkmaya başlamıştı zaten. Yani reklam arasına giremeyen markalar içeriğin kendisine sızdı. Netflix gibi platformlar da kontrolü tamamıyla tüketiciye veriyor ve bunu yaparken zamanı da metalaştırıyor. Haliyle bu, saniye bazlı değerlenen reklam mecraları için bambaşka bir paradigma.

Öte yandan TV prodüktörleri için de yeni kavramlar ortaya çıkıyor. Artık ‘binge’ diye bir şey girdi hayatımıza. Bu formatı lineer TV kanalları bile deniyor. TBS’in “Angie Tribeca” dizisi mesela tüm sezonunu aynı gün 24 saatlik bir maraton halinde yayınladı.

Tüketici açısından Netflix gibi platformlar reklamsız bir deneyim sunmalarıyla da öne çıkıyor. (BluTV de zaten birebir bu modeli replike etmeye çalışıyor). Bu noktada reklamverenler artık reklamveren gibi değil, prodüktör gibi düşünmeli. Netflix ve özellikle de BluTV gibi platformlar, yeni orijinal içeriğe aç durumda. Bu noktada hem markaya hem platforma yarayacak, tüketiciye de enteresan gelecek fikirler geliştirilmeli.

Aslında streaming platformlarında Hulu’da olduğu gibi freemium modeller de var ama bu henüz Türkiye’de denenmedi. Bu karar tabii içerik maliyetleriyle de alakalı. Aslında BluTV gibi elinde Doğan’ın içerik kataloğu olan bir platform buna yönelebilir. Öyle olduğunda da burası markalar için Spotify benzeri bir reklam mecrası haline gelebilir.

Bu platformlar tüketici alışkanlıklarını değiştirdiği için aslında birçok sektörü etkiliyor. Reklamverenler yeni modeller deneyecek, prodüktörler farklı ortaklıklar geliştirecek, telekom operatörleri için veri talepleri artacak, TV platformları için rekabet kızışacak. Ama neredeyse hepsi açısından bu platformlar hem tehdit hem de stratejik ortak haline gelecek.

Netflix’e 2013’ten beri üyeyim ve üye olma motivasyonum Arrested Development’in 4. sezonuydu, yani içerik ön plandaydı. Doğru düzgün kullanıcı haline gelmem ise geçen sene başında dünyaya açılmalarıyla oldu. Bu sefer elimin altında her an hazır bir içerik havuzu olmasının rahatlığı daha etkiliydi. Geçtiğimiz ay da BluTV üyesi oldum, burada da hem Masum dizisini izleme, hem de böyle bir girişimi (ve içerik üreticilerini) destekleme güdüsüyle hareket ettim. BluTV maalesef deneyim olarak henüz olması gerektiği yerde değilse de, yerli platform diye biraz daha sabırla yaklaşıyorum. Chromecast desteği ve Android TV uygulaması gibi şeyler olduğunda tam bir ‘cord-cutting’ gerekçesi haline gelebilir!

 

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye Mart 2017 sayısında yayımlandı.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.