Reklamcıların alacağı 5 ders

Anselmo Ramos, kurucusu olduğu DAVID’den ayrılıp yeni bir ajans açtığında bir kez daha işe sıfırdan başladı. Bu deneyimden kazandığı beş dersi anlatıyor.

Rahatsızlık hissi, kişisel gelişimim ve mutluluğum konusunda her zaman en büyük katalizörüm oldu ancak daha önce hiç şu anda olduğum kadar rahatsız hissetmemiştim.

Üç ay önce kurucusu olduğum ajans DAVID’den ayrıldım ve %100 bağımsız bir ajans olan GUT’ı kurdum. Rahatsızlık ve şüphe her yanımı sardı. Herhangi bir markayla imzalanmış bir iş akdim yok, hiç ödül kazanmadım ve Mart 2019’a kadar herhangi bir ödeme almayacağım. Pek çok açıdan sıfır noktasındayım.

Ama hiç bu kadar mutlu da olmamıştım. Neden? Çünkü aktif olarak öğreniyor ve gelişiyorum. Kendinizi tanıdık olmadığınız durumlara sokmak sıkıntılı olabilir ama beyninizin kapasitesini genişletmek için ihtiyaç duyduğunuz sinir ağlarını oluşturmak, yeni bağlantılar kurmak ve yaratıcı düşünceyi geliştirmek söz konusu olduğunda gereklidir. Bu da beni Harvard’dan aldığım ilk derse getiriyor.

  1. Her zaman daha rahatsız hissedebilirsiniz

Daha rahatsız hissedemeyeceğimi düşündüğüm bir zamanda, “Büyük Düşün” kitabında okuduklarımın ardından Harvard Business School’un OPM (Owner/President/Management) derslerini almaya karar verdim. Üç hafta boyunca, ortağım Gaston’ın tepkilerine rağmen işi gücü bıraktım. Yeniden bir öğrenci olmuştum. Erken kalkıyor, gün boyunca derslere giriyor, geceleri ödev yapıyor, ekip projelerine katılıyor ve bir yatakhanede uyuyordum. Bunları yaptıktan sonra işime daha dayanıklı ve özgüvenli bir halde döndüm. Konfor alanından çıkıp yeni bir çevreye dahil olmak yaratıcı benliğinizde harika sonuçlar yaratıyor. Ne kadar tavsiye etsem azdır.

  1. Hiçbir şey bilmediğinizi kabul edin

Bizim sektörümüzde çoğu zaman reklam yaratan insanlardan çok “guru”lar varmış, etkinliklerde sahneye çıkan konuşmacıların sayısı dinleyicilerden fazlaymış gibi hissedebilirsiniz. Harvard’a katıldıktan sonra hiçbir şey bilmediğimden %100 emin oldum ve girdiğim her ders bunu bana yeniden kanıtladı. Strateji, liderlik, operasyonlar, pazarlama, müzakere ve finans konularında dersler aldım. Yaşadığım farklı aydınlanmalar süresince ne kadar çok şeyi bilmediğimi anlayıp durdum. Hiçbir şey bilmediğimizi kabul edersek, daha iyi birer dinleyici ve öğrenci oluruz.

  1. Kendinize güvenin ama önce alçakgönüllü olun

İçinde 150 CEO ve iş yeri sahibinin bulunduğu bir sınıfta olduğunuzu düşünün. Harvard’da kendimi böyle bir yerde buldum ve bu, benim için, olağanüstü mahcup edici bir deneyimdi. Aşağıda okuyacağınız diyalogları bizzat yaşadım.

İlk mola

Ben: Şirketin kurucusu siz misiniz?

Kişi 1: Hayır, büyük dedemdi. Ben 4. nesildenim. Siz?

Ben: Ben ilk neslim. Yanlış ailede doğmuşum.

İkinci mola

Ben: Şirketiniz ne kadar büyük?

Kişi 2: Bu yıl ciromuz 2 milyon dolar olacak. Siz?

Ben: J eğrisini bilir misiniz? Ben onu yeni çizmeye başladım.

Üçüncü mola

Ben: Selam. N’apıyorsun?

Kişi 3: Kendi şirketim var.

Ben: Harika, benim de. Kaç kişilik?

Kişi 3: Otuz bin. Seninki?

Ben: On beş. Ama gelecek ay on yedi kişi olacağız.

Bunu da duyduktan sonra molalardan kaçınmaya ve Fortnite oynamaya başladım.Olayın verdiği gözdağını bir yana bırakırsak, orada olmanın en iyi yanlarından biri lojistikten farmakolojiye, ulaşımdan gayrimenkule, robotikten yatırım bankacılığına kadar pek çok farklı sektörden müthiş liderler ve girişimcilerle tanışmaktı. Sadece insanlar ve bilgisayarlardan çok daha fazlasıyla uğraşılan sektörler hakkında bilgi edinmek harikaydı. Özgüven önemli olsa da alçakgönüllülüğün kilit özellik olduğunu öğrendim. Her zaman sizinkinden daha büyük bir ciroya, pazar payına ya da kalbe sahip kişilerle karşılaşacaksınız.

  1. Yeteri kadar büyük düşünmüyorsunuz

Hayallerimin ne kadar küçük olduğunu hiç Harvard’da bulunduğum zamandaki kadar düşünmemiştim. Öncelikle, Amazon ve Tesla gibi kurumları detaylı olarak inceliyorduk ve Cannes’da alınacak Yılın Bağımsız Ajansı ödülünü Mars’ta koloni kurmakla karşılaştırmak pek adil olmayacaktı. İkinci neden, diğer öğrencilerin beni heveselendirmeye çalışmayı bırakmamasıydı. “Gelecek yıl üç tane daha GUT ofisi açmalısın”, “Veri analitiği, kullanıcı arayüzü, medya, tasarım, PR, mobil, AR, VR, AI ve IoT hizmetleri sunmalısın. Hepsini yarın yap” veya “5 milyon dolar yatırım almalısın. Sana bir çek yazıyorum. Buna ihtiyacının olmadığını düşünüyorsun ama daha hızlı büyümek için var” gibi bir sürü öneri…

“Benim işim yaratıcılıkla ilgili” dedim. “Ben profesyonel hizmetler sunuyorum” dedim. “Fikirler söz konusu olduğunda bu daha zor çünkü hiçbiri somut şeyler değil” dedim. Dinlemediler. Hiçbiri bahanelerimle ilgilenmedi. Sadece sürekli “Daha fazla! Daha fazla!” dediler. Şu anda global bir iletişim şirketleri grubu kurmak istiyorum.

  1. İşin temeli üç şeydir: İnsanlar, insanlar, insanlar

İşinizin büyüklüğünün, içinde bulunduğunuz ülkenin, sunduğunuz ürün ya da hizmetin veya kamu kuruluşu olup olmamanızın bir önemi yok. Bir işletmenin başarılı olması için tek gereken, insandır. İnsanlara yatırım yapın, onlar için zaman harcayın, onları geliştirin ve onlara önem verin. Bunu yaparsanız, her şey yerli yerine oturur. İnsansever biri olmayı öğrenin, insanlara liderlik edin ve insan odaklı bir işletme kurun. Söyleyince kulağa çok net geliyor ama bunun önemini unutabiliyoruz. Tabii kültür de önemli ama onu kuran kim? Elbette insanlar. Sonuç olarak, eğer Harvard’ın bezdirici seçme süreçlerinden ve kayda değer masrafından kaçınmak istiyorsanız, bu beş maddeyi aklınızda tutun: Her zaman daha rahatsız hissedebilirsiniz, hiçbir şey bilmiyorsunuz, kendinize güvenin ama önce alçakgönüllü olun, yeteri kadar büyük düşünmediğinizi anlayın ve son olarak – en önemlisi de bu – iyi reklamcılık, her iyi işte olduğu gibi insanlar, insanlar ve yine insanlar sayesinde olur.

 

 

Anselmo Ramos
GUT’ın Kurucusu ve CCO’su

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 80. sayısında yayımlandı.

 

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.