Pixar’dan dersler

Endüstrimiz hikaye anlatma gücüyle tanınan animasyon stüdyosundan ne öğrenebilir? Pixar’ın “espri kralı” Matthew Luhn, şirketin başarısının beş sırrını paylaşıyor.

Matthew Luhn’un hikaye anlatımı konusunda birkaç şey bildiği kesin. Kendini “espri kralı” (king of gags) olarak tanıtan, Pixar’ın hikaye süpervizörü Luhn, 20 yıldan fazla zamandır sihrini filmler üzerinde gösteriyor. Bunlar arasında Oyuncak Hikayesi üçlemesi, Sevimli Canavarlar (Monsters, Inc) ve Kayıp Balık Nemo (Finding Nemo) gibi filmler bulunuyor.

Pixar’ın 17 filminden herhangi birini izlerseniz hikaye anlatımındaki ustalığı görebilirsiniz. Filmler basit görünüyor ama ekranın arkasına bakınca araştırma, uzmanlardan danışmanlık alma ve yaratıcı anlatımı geliştirmek için veri kullanımı gibi konuların da dahil olduğu dört yıllık yoğun bir çalışmayla karşılaşıyorsunuz.

Cannes’da veri uzmanı Quantcast ile bir panele katıldıktan sonra Luhn, Pixar’ın hikaye anlatımındaki başarısını ve beş yaratıcı sırrını paylaşmak üzere Campaign’le buluştu.

Sanatçıyı güçlendirin

Pixar’da hikaye her zaman önde gelir. Yapılacak filmi seçerken yönetmen üç fikri, farklı disiplinlerden çalışanların karşısında yarıştırır. Bu grup içinde CCO John Lasseter yanında satın alma, finans ve teknik yöneticiler de bulunur. Hepsi fikirlerini söyler ama hangi hikayenin filme dönüştürüleceğine dair son söz kreatiflerindir.

Luhn, “Pixar, Hollywood’daki genel işleyişi terse döndürdü. Normalde son kararı verenler işletme okumuş kişilerdir. Bu sizce de anlamsız değil mi? Onun için biz sanatçıyı yücelten bir kültür yarattık” diyor ve en iyi fikrin kazandığı bir şirkette çalışmanın sadece ürünün kalitesini yükseltmekle kalmadığına aynı zamandan çalışanları daha yaratıcı düşünmek için motive ettiğine de inanıyor.

İzleyiciyle bağ kurmaya takıntılı olun

Hikaye seçildikten sonra Pixar, yüksek bir prodüksiyon bütçesi ayıracağından hikayenin yeterince insanın hoşuna gidip gitmeyeceğinden emin olmak ister. Bunu Luhn şöyle açıklıyor: “Animasyon filmler, canlı çekimler de dahil olmak üzere tüm film çeşitlerinden daha fazla bir prodüksiyon maliyetine sahiptir. Bu da sizin çok fazla sinema bileti satmanız gerektiği anlamına gelir.”

Geniş bir izleyici kitlesine ulaşmak için Pixar’ın hikayeleri korku, arzu gibi evrensel duygular üzerine kuruluyor. Örneğin Oyuncak Hikayesi filmlerinin hepsi terk edilme korkusu üzerine odaklanıyor.

Pixar’ın amacı izleyici kitlesiyle gerçekten bağ kuran bir şey yaratmak. İzleyici karakterlerle empati kurabilmeli ki duygusal yolculuklarını paylaşabilsin.

En güçlü bağı yaratmak için Pixar insan davranışı araştırmalarına güveniyor; böylece karakterler ve dünyaları izleyiciyle bağ kurabiliyor. Walt Disney’in dediği gibi: “Gerçeği bilmeden gerçeğe dayanan fantastik işler yapamayız.”

3 Yaratıcı anlatıma yardımcı olması için veriyi kullanın

Pixar’da hikayedeki geçen her şey en ince ayrıntısına kadar araştırılıyor. Bu, Ratatouille için havucu doğru kesme yöntemini öğrenmek için kreatiflerin Fransız yemeği dersine gönderilmesi ya da Oyuncak Hikayesi için doğru terminolojiyi ve onları harekete geçiren duyguları öğrenmek üzere oyuncak koleksiyoncularıyla konuşmak anlamına gelebiliyor. Ardından Pixar ekibi filmin karakterlerini ve onların yüz ifadelerini çizmeye başladığında bundan daha detaylı veriler işin içine giriyor. Eğer Wall-E’deki bir robota bağlandığınızı hissettiyseniz ya da Kayıp Balık Nemo’da bir balık için üzüldüyseniz bunun nedeni Pixar’ın karakterlere “herkesin bildiği insan özellikleri” verebilmesindendir.

Luhn, “Bir karakterin yüz ifadesinin biz insanlarla aynı ifadeyi taşıdığından emin olmak istiyoruz. Bu nedenle Pixar, tüm dünyadan psikologlar ve kültür antropologları da dahil olmak üzere pek çok uzmana danışıyor. Böylece filmimizi izleyen herkes kendini karakterle ilişkilendirebiliyor” diyor.

Eskiden eski animatörler çalışırken daha gerçekçi yüz ifadeleri yakalayabilmek için aynadan kendi yüzlerine bakarlardı. Göz kapağının hafifçe kaldırılması bile benzersiz bir görüntü ortaya çıkarabilir. Küçük gibi görünen şeyleri örneğin göz bebeklerinin hareketi, aslında karakterin ilişkilendirilebilir olmasını sağlayan en önemli faktörlerdendir.

Luhn, “Bugün kullandığımız yeni verilerle daha ustaca ifadeler yaratabiliyoruz ve bu da izleyiciyle daha başarılı bir bağlantı kurulmasını sağlıyor. Veriler işimizi daha iyi yapmamız için bize yardımcı oluyor” diyor.

Geri bildirim alın; ama doğru insanlardan

Pixar kimlerin geri bildirim sağlayabileceği ve bu bulguların nasıl yorumlanacağı konusunda çok hassas davranıyor.

Yaratıcı sürecinin büyük kısmında Pixar sadece diğer film yapımcılarından geri bildirim istiyor. Her filmin storyboard’larının gösterimine tüm şirketi davet ediyor ama genel izleyicinin fikirlerini film gösterime girmeden altı ay önce soruyor. O zaman bile Pixar ne söylediklerinden çok nasıl tepki verdikleriyle ilgileniyor. Sıkıldılar mı? Doğru yerlerde güldüler mi?

Luhn’a göre genel izleyici kitlesine erken bir zamanda fikir sorarsanız “kaykaya binen daha fazla güneş gözlüklü rakun” istedikleri gibi karşılıklar alırsınız. İstediklerini vermeye çalışırsanız, o zaman da gerçekten kötü bir film ortaya çıkarırsınız.

En iyi fikre ulaşmak için daha hızlı başarısız olun

Luhn, “Bu dünyadaki en iyi yaratıcılar şansını deneyenlerdir” diyor.

Ama hatalar da pahalı olabiliyor. Luhn şöyle devam ediyor: “İyi hikaye yaratmak, iyi iş ortaya çıkarmak aslında kötü versiyonları elemekten ibarettir. Bu da başarısızlığa uğramayla aranızın iyi olmasını gerektiriyor. Böylece para ve zaman tükenmeden dünyayla paylaşacağınız en iyi fikre ya da ürüne ulaşmanız mümkün olur.”

Luhn, Quantcast gibi veri şirketlerinin daha iyi hikaye ve film üretebilmemiz için “daha hızlı başarısız olmamıza” yardımcı olabileceğine inanıyor.

Pixar izleyicilerle etkileşim kurmaya çok önem veriyor ama bundan daha büyük bir hedefi daha var: İnsanlara kendilerini iyi hissettirmek.

Tıpkı Luhn’un öğretmeninin sanat okulunun ilk gününde ona söylediği gibi: “Hayata bakıp onun daha iyi olabileceğine inanırsan, bir sanatçı olduğunu düşünebilirsin.”

Luhn o günden beri bu felsefeyle hareket ediyor ve “Pixar sadece film yapıp gerçeği yansıtmak istemiyor. Biz filmlerin olabileceğinin daha harika bir versiyonunu yapmak istiyoruz” diyor.

Luhn’un hikaye anlatımı üzerine “sanal gerçekliğin vahşi batısı” başlıklı görüşlerini, multimedya sanatçısı Oscar Raby’nin işlerini ve National Theatre’ın sanal gerçeklik deneyimini AppStore’dan indirilebilen Marketing Mind podcast’lerinde bulabilirsiniz.

Matthew Luhn

Hikaye danışmanı, yazar ve Pixar’da 20 yıllık hikaye anlatıcısı

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye Ağustos 2016 sayısında yayınlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.