Personel mutluluğu azalıyor

Yeni çalışmasında Campaign; pandemi durgunluğundan sonra piyasa toparlanırken reklam dünyasındaki yetenek sıkıntısını inceliyor. James Shoreland, personel mutluluğundaki endişe verici durumu tartışıyor.

Son 18 ayda olanlar, sektörümüzdeki yeteneklerin inanılmaz zorlukların üstesinden gelmek için adım atmasına neden oldu. Evden çalışarak fazla mesai yaptıkları oldu, evde eğitim gördüler ve çevrelerindeki diğer insanlara yardım ettiler. Pandemi koşullarında zor ve stresli işler yapmaya devam ettiler.

Ajans çalışanlarının sıkı çalışması ve özverisi, müşterilerimize harika işler ve hizmetler sunabilmemiz, gelişmeye devam etmemiz anlamına geliyordu ancak ofise döndüğümüzde, ajans hayatının çalışanlarımıza zarar verdiği bir gerçek. Önceleri, çalışan insanların mutluluğuyla müşterinin mutluluğu arasında bir ilişki vardı. Mutlu bir ekip harika işler üretir. Fakat bu değişiyor.

Müşteri İlişkileri Danışmanlığı (CRC), 92 ülkede 1230 ajansla çalışır ve birçok şeyin yanı sıra bir müşterinin, ajansını tavsiye etme olasılığını değerlendirir. “İnsan paradoksu”nda kendimizi nasıl bulduk? 

Eldeki veriler, insanların baskı altında olduğunu açıkça kanıtlıyor. Orta ve alt düzey personel tarafından en çok şikayet edilen olumsuz konular “yetersiz zaman”, “ağır iş yükü” ve “yetersiz kaynak”. Bu sorunlar pandeminin başından bu yana yoğunlaştı.

Bununla birlikte CRC’nin bulguları aynı zamanda olumlu değişimleri de gösteriyor. “İnovatif iş” yapabilme yeteneği, ajans çalışanının mutluluğunun en önemli unsurlarından biri. CRC verileri, pandeminin başlangıcından bu yana “inovatif çalışmanın” müşteriler için de son derece önemli bir itici güç haline geldiğini öne sürüyor.

Sektör olarak insanlarımızın refahını etkileyen sorunları ele almaya hem ihtiyacımız hem de fırsatımız var. En iyi yeteneklerin bazılarının sektörden ayrıldığını ve şirketlerin iyi insanları çekmek için mücadele ettiğini görüyoruz.

Yeteneğimize gerçekten yatırım yapacaksak, odaklanmamız gereken üç temel alan olduğuna inanıyorum:

“İyi”nin ne anlama geldiğini yeniden düşünün

Öncelikle, “iyi”nin ne anlama geldiğini yeniden düşünmemiz gerekiyor. Sektör olarak köklerimiz iyiye, kaliteli işlere dayanıyor ancak son yıllarda iyi, sıklıkla “hızlı” anlamına geliyor. Verimlilik talep eden markalar için hız öne çıkıyordu. Verimlilik ihtiyacı ortadan kalkmıyor ancak dengeyi düzeltmemiz, teknoloji ve otomasyona daha az, çalışanlarımıza daha fazla önem vermemiz gerekiyor. 

Zanaatı yeniden düşünün

İkincisi, zanaatımızı yeniden düşünmemiz gerekiyor. Son on yılda özellikle medya sektörü teknik zanaata odaklandı: Dijital, veri ve teknoloji. Bunlar, müşterilerimizin ihtiyaçlarını karşılamak için çok önemliydi. Ama şimdi odağı “iletişim” yeteneğimize kaydırmamız gerekiyor. Bu da markaları büyütmek için harika işler yapmakla ilgili. Aynı zamanda, sonuç elde etmek için bu ortaklığa uygulanabilecek baskının ne olduğunun netleşmesiyle birlikte iyi çalışan ajanslar ve müşterilerle de ilgili.

CRC araştırmasından, hem müşterilerin hem de ajansların daha yenilikçi işler istediği açık, bu nedenle yeteneğimizi desteklemek ve yeniliği teşvik etmek için daha fazla iş birliği yapma fırsatı var. İş birliğinin, yeniliğin ötesine geçtiğini iddia ediyorum. Ajans-müşteri ortaklığı giderek daha fazla dönüşüm sağlamakla ilgili. Bu nedenle eğitimimizi, yeteneklerimizin bugünün ve yarının pazarında başarılı olabilmesi için ihtiyaç duyduğu iletişim ve iş becerilerine odaklamalıyız. Bunun doğasında, dönüşümün hem uzun vadeli bir yolculuk hem de bir değişim olduğuna dair ortak bir anlayış yatıyor.

Yeteneği yeniden düşünün

Son olarak ve muhtemelen en önemlisi; yetenek yaklaşımımızı tekrar gözden geçirmeliyiz. Çalışanlarımız haklı olarak sıkı çalışmalarının karşılığında iş yerinde tatmin edici ve kapsamlı deneyimler talep ediyor. Sektör genelinde başarıyı sağlamak amacıyla yeteneğe yatırım yapmak için çalışanlarımıza karşı bakış açımızı yeniden değerlendirmemiz gerekiyor.

Yeteneğimizle kucaklamamız gereken değişimler, hem geriye hem de ileriye bakmamızı gerektiriyor. İyinin ne anlama geldiğini yeniden belirlemeli ve işimizdeki kritik zanaata odaklanmalıyız. Bunu yaparken de dönüşümsel hedeflere ulaşmak için (personellerimizin birbirine bağlı olarak çalıştığını kabul ederek) yeteneklere yönelik yeni bir kolektif yaklaşımı benimsememiz gerekiyor. 

James Shoreland

Initiative UK CEO’su

 

 

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 118. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.