Pandemiyle gelen boşluk dönemi

VCCP’nin Kurucu Ortağı Charles Vallance, kriz dönemlerinde markaların anlık çözümler bulmaya çalışarak uzun vadeli planlarından ve vizyonlarından vazgeçişlerine dikkat çekiyor.

Ve böylece yeni bir normale dönüş süreci başlar. Zaruri olmayan dükkanlar yeniden açıldı. İngiltere Premiere Lig’i seyircisiz olarak tekrar kaldığı yerden devam ediyor. Pub’lar bardaklarının tozunu alıyor. Berberler, kuaförler makaslarını bileyliyor. Ofisler kapılarını belirlenen kurallar çerçevesinde yeniden açıyor.

Eski hayatımızdan artık çok uzağız ve elbette oraya bir daha asla geri dönemeyeceğiz. Ancak bazı eski alışkanlıklarımız yeniden ortaya çıkıyor ve bunlarla tatmin olmamız da gayet doğal gözüküyor.

Aslında şu an yaşadıklarımız gerçekten yeni bir normalin başlangıcı değil, bağışıklığın gelişeceği günleri beklemeye başladık sadece. Aşı bulunduğunda bitecek bir oyuna başladık. Çünkü ancak aşı bulunduğunda, bağışıklık kazandığımızda yeni normal kavramından söz edebileceğiz. O zamana kadar, bir bekleme odasında doğaçlama etkinlikler yapıyor olacağız.

Virüsler birçok şekilde hayatımıza girer. Son 2000 yılın en büyük 40 salgınından biri olan Üçüncü koronavirüsün (Sars ve Mers’ten sonra) ilk 20’ye girme olasılığı düşük. 1957-58 Asya Grip Salgını’nın, İngiltere’de yaklaşık 33.000 , küresel olarak ise 1.1 milyon ölüme neden olduğu belirtiliyor. Bilanço, İngiltere’de çok daha büyük olabilirdi; ancak bu hastalığın aşısı nispeten hızlı bir şekilde bulundu ve Ulusal Sağlık Hizmeti’miz (NHS) tarafından uygulandı.
Bu nedenle, her ne kadar COVID-19’un verdiği hasar büyük olsa da, ölüm oranı Antoninus Vebası, Justinianus Vebası, Kara Ölüm, Amerikan Vebaları, İspanyol Gribi veya HIV / Aids ile aynı ölçekte değil, daha çok 1957-58 Asya Grip Salgını’ndaki oranlara yakın.

Yani daha kötülerini yaşamış olduğumuzu söylemek bizim için teselli olmamalı tabii, ama ekonominin yeniden hareketlenmesini sağlamak için bu krizle başa çıkma yöntemleri ve çözümleri üretebilmeliyiz. Tarihçilerin, bir kutsal Roma imparatorunun ölümü ile bir sonrakinin tahta geçişi arasındaki dönemi açıklamak için kullandıkları “ara dönem”i şimdi de biz yaşıyoruz. Sadece bu defaya mahsus olarak, bugünün ara dönemi; iki hükümdar arasındaki boşluk dönemini tanımlamak yerine, COVID-19’un büyük ölçüde kontrol altına alınması ve tamamen ortadan kaldırılması arasındaki boşluk anlamına geliyor. Tıpkı eskiden olduğu gibi alışveriş yapmamıza, tatile gitmemize ve sosyalleşmemize izin verecek döneme geçişi bekliyoruz hep beraber.

Peki, bu büyük boşluk dönemi sırasında markalar ne gibi çıkarımlar yaptılar?
Öncelikle, belirsiz bir gelecek için (muhtemelen 2021’in başına kadar) son 100 gündür yaptığımız şeyi yapmaya devam etmeliyiz: Bunun olağandışı bir durum olduğunu ve inisiyatif alıp elimizi taşın altına koymamız gerektiğini kabul etmeliyiz.
Bununla birlikte, bir marka bu şekilde çabalamayı ne kadar sürdürebilir? Yaşadığımız bu büyük
boşluk döneminin büyük paradoksu da tam olarak burada devreye giriyor:
Ş
u anda bizi meşgul eden birçok geçici projenin yanı sıra, son derece endişeli olsak bile geleceğe daha umutlu bakan bir gözümüzün olması hayati önem taşıyor. Basitçe söylemek gerekirse; uzun vadeli marka gücünün son derece gerekli olduğunu bilmemize rağmen, yaşadığımız dönemin kaçınılmaz gerçeği olarak krizlere kısa vadeli çözümler üreterek hayatımıza devam ediyoruz. Geleceğimizi anlık krizlere rehin olarak veriyoruz.
Bu büyük ara dönemde akıllı markaların ayırt edici özelliği krizi ele alma biçimleriyle ortaya çıkmayacak, üstelik bunu kusursuz bir şekilde yapsalar bile… Krizin çok daha ötesine bakabildikleri için öne çıkacaklar.

Charles Vallance
Kurucu Ortak, VCCP.

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye’nin 102. sayısında yayımlanmıştır.
Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.