“Ölüm gibi bir şey oldu ama kimse ölmedi”

15 Nisan’ı 16 Nisan’a bağlayan Cumartesi gecesi telefona bir mesaj geldi. Son “Uyudun mu?” mesajımı almamın üzerinden yıllar geçtiği ve doğam gereği endişeye teşne bir insan evladı olduğum için hemen “Biri öldü herhalde” diye düşündüm. Yanılmışım. Ölüm gibi bir şey olmuş ama kimse ölmemiş. Yine de haberi ve ardından gelen analizleri yazarken, hatta bu sayıyı hazırlarken sık sık aklıma “Nasıl bilirdiniz?” sorusu düştü.

Sir Martin Sorrell’i nasıl bilirdiniz?

Ajansınızı ayakta tutabilmek için ruhunuzu satmak zorunda kaldığınız, reklamcılığı fabrika işçiliğine, yaratıcılığı iletişim makinesinin dişlilerinden birine dönüştüren kişi miydi sizin için? Yoksa onun sektöre kazandırdığı profesyonellik anlayışı sayesinde annenize reklamcı olduğunuzu gönül rahatlığıyla söyleyebilmeye mi başlamıştınız? Markanızı finanstan anlayan birinin satın aldığı kuruma emanet ettiğiniz için güvende mi hissediyordunuz, yoksa ajansınızın kota tutturma telaşı içinde sizinle yeteri kadar ilgilenmeyeceğini mi düşünüyordunuz? Belki de Martin Sorrell’i sadece ajansın yönetim kadrosunu ilgilendiren biri olarak gördünüz, yaptığınız iş üzerindeki etkisini hiç hissetmediniz. 33 yıl önce hayata geçirilmiş bir sistemden bahsediyoruz neticede, bazı şeyleri kanıksamak normal.

Şimdi asıl soruya geliyoruz: Bundan sonra ne olacak? Bazıları network sisteminin yavaş yavaş çökeceği, bazıları ise sektörde pek fazla değişiklik olmayacağı görüşünde. Sahi, süregelen değişimin bizi “Yapay zeka işimizi elimizden alacak mı?”, “DNA’ya reklam kodlayabilecek miyiz?”, “Verilerimiz nasıl kullanılıyor?” gibi sorularla karşı karşıya getirdiği müthiş hızlı bir zamanda yaşarken olan biteni algılayabilecek miyiz?

Biz aklımızdaki deli sorularla boğuşurken Sir Martin Sorrell de boş durmuyor ve görünen o ki henüz emekli olmayı düşünmüyor. Belki de 70’inden sonra yeni bir imparatorluk kurmaya soyunacak. Kim bilir?

Bu sayıda röportajını okuyacağınız Wavemaker Global Başkanı Ajit Varghese, büyük değişimlerin ve belirsizliklerin olduğu dönemleri fırsat olarak gördüğünü söylüyor. Henüz dünya savaşı görmemiş olsak da (Elon Musk sağ olsun) zombilere bile hazırlıklı bir nesilken, bizim de belirsizliği fırsata dönüştürmemiz hayli mümkün. Tek yapmamız gereken, elimizi taşın altına koyacak cesareti göstermek ve iyi planlama yapmak.

“Elini taşın altına koymak” demişken, ilerleyen sayfalarda bu konuya dair örnekler göreceksiniz. Yapı Kredi’nin Anadolu’ya Bilim Göçü projesinin mimarları ile yıllardır Türkiye’de animasyon sektörünü geliştirmek için çalışan Varol Yaşaroğlu sorularımızı yanıtladılar. Ayrıca Ogilvy Heath & Wellness girişimi ile işveren markası olarak öne çıkan Turkcell de röportajlarımız arasında yer alıyor.

Kapak tasarımımız için Engin Kafadar’a teşekkür eder, keyifli okumalar dileriz!

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye’nin 77. sayısında yayımlandı.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.