Nedir sürdürülebilirlik?

Tüm dünyada sürdürülebilirlik üzerine konuşulurken, dünyayı kurtarma çalışmaları başlamışken hâlâ tam olarak anlamını bilmediğimiz bir sözcüğe tutunuyoruz. Twentify’ın bizim için hazırladığı sürdürülebilirlik araştırmasında sözcüğün, sadece sözlük anlamı ile kaldığı görülüyor. 

Sürdürülebilirlik, uzun zamandır gündemimizde. Fakülteler kendi alanında sürdürülebilirlik üzerine çalışmalar gerçekleştiriyor, bu konu çerçevesinde kendi alanında dersler açıyor. Öte yandan tüm bu çaba içinde farklı konularda olduğu gibi bu alanda da yarattığımız jargonun içine hapsolabiliyoruz. Toplumun her kesimini yakından ilgilendiren konulara aşık olurken, meramımızı anlatmaya yetmeyen kelimelerle aramızda konuşur hale gelebiliyoruz.

Twentify olarak insanların sürdürülebilirlik konusundaki algısını ve markalarla nasıl ilişkilendiklerini anlamak üzere 14-19 Mart arasında sosyo-ekonomik ve demografik olarak Türkiye temsili 1.011 kişi ile bir araştırma gerçekleştirdik

Çalışmamızın ilk aşamasında sürdürülebilirlik kelimesinin çağrışımları üzerinde durduk. Cevapların sosyo- ekonomik veya demografik gruplar açısından farklı olmaması dikkat çekiyor. Bunun yanında katılımcıların %17’si konu hakkında fikrinin olmadığını ifade ediyor. Akla gelenlerin başında “devamlılık”, “sebat”, “istikrar” gibi kelimenin sözlük anlamına vurgu yapılması, fikri olmayanlarla birlikte değerlendirildiğinde “sürdürülebilirlik” ile atıf yapılan geniş anlam çerçevesinin henüz yaygınlaştırılamadığını görüyoruz. Kelimenin anlamı konusunda bir ihtilaf olmamasına rağmen BM Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları kapsamında nitelikli eğitimden, toplumsal cinsiyete 17 maddeyi içeren “kelime” hala sözlük anlamında bekliyor.

Araştırma katılımcılarına seçenekler sunulduğu zaman sürdürülebilirliğin çevre boyutu açık ara önde yer alıyor. Öte yandan markanın sürdürülebilir olmasını sağlayan özellikler ile insanların marka tercih kriterleri arasında önemli farklılıklar bulunuyor.

Marka çevre-dostu oldukça sürdürülebilir kalkınmaya katkı sağlıyor. Buna rağmen tüketici tarafında markaların kaliteli, yenilikçi ve ekonomik ürün sunmaları marka tercih nedenlerinde daha üst sıralarda yer alıyor.

Burada markaların sürdürülebilirliğe ilişkin konularda tüketiciye doğrudan fayda sağlamalarının önemini vurgulamakta fayda var. Tüketiciyi bilinçlendirmek, “eğitmek” veya dolaylı yollarla hangi faydaları sunduklarını anlatmaktan ziyade “israf etmeden tüketilecek/saklanacak ürünler sunması” gibi maliyetsiz faydalara yönelmekte fayda olabilir.

Markaların sürdürülebilirlikle ilişkileri ve tercih kriterleri bulgularımıza paralel olarak, markaların çevreye verdikleri zarar ile sağlık arasındaki ilişki büyük ölçüde kabul edilmekle birlikte, çevreye az zarar vermenin maliyetine kimin katlanması gerekliliği sorunsalı ile karşılaşıyoruz. Tüketici doğaya az zarar verilmesinin kendisi için faydalı olduğunu biliyor, çevre-dostu markalara muhabbet besliyor ancak alacağı ürünün kaliteli ve ekonomik olmasını da önemsiyor. Fazla fiyata katlanarak daha “yeşil” ürün almak konusuna kesinlikle katılanlar ile “yeşil” üretim yapan firmalara devlet desteği sağlanmasına kesinlikle katılanlar arasındaki fark da sürdürülebilirliğin maliyetinin kendisine yüklenmesini istememesine işaret ediyor.

Sürdürülebilirliğe dair teorik veya uzun vadeli konuların günlük ekonomik hayatın içine alınması şüphesiz büyük önem taşıyor. Ancak burada hem bilinçlenmenin hem de dönüşümün maliyetini tüketiciye yüklemekten kaçınmak gerekiyor. Susuzluk, kuraklık gibi doğrudan hayata etki eden konularda yakalanan farkındalık örneğinde olduğu gibi dolaylı etkilerin değil, tam tersine doğrudan çözümlerin üstüne gitmekte fayda var. Kelimelere büyük ve çok boyutlu anlamlar yükleyip tüketiciye ulaşmaya çalışmak ve bunların maliyetini onun üstüne yüklemek bir yabancılaşma yaratıyor. Bunun yerine farkındalığı küçük ve ekonomik/ulaşılabilir lokmalarla tüketicinin önüne getirebiliriz.

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 110. sayısında yayımlanmıştır.

 

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.