Naz Yunt: “Yurt dışına gitmek ani ve güzel bir karar oldu”

Katar ve Dubai’de çalıştıktan sonra rotasını şimdi de Madrid’e çeviren bir isim Naz Yunt. Art direktörle, yurt dışında çalışmayı ve Türkiye’deki iş yapış biçimlerinin farklılığını konuştuk.

İstanbul, Katar ve Dubai’de çalışan Naz Yunt, bundan sonra kariyerine Madrid’de devam edecek.

Chicago Bulls’un en güzel döneminde Chicago’da doğdum. Küçükken de hep çizerdim ve kendimi başka bir yerde daha mutlu bulamazdım. Çizimlerim de hep gördüğüm, genelde komik ve çok alakasız hikayelerle doluydu. Hep gülmek, güldürmek ve insanları şaşırtmayı severdim, hâlâ da öyledir.

Babamın mesleği sayesinde birçok ülkede, birçok kültürün içinde yaşayarak büyüdüm. Bu da bende çok ayrı bir bakış açısı yarattı, dünyaya daha farklı gözle bakmamı sağladı ve hep öyle devam etti. Aynı zamanda sürekli ülke değiştirerek büyüdüğüm için hiç yerinde duramayan, hareketli ve her yere adapte olabilen bir kişiliğe büründüm. O da ileride, farkında olmadan ne kadar rahat edebileceğimi gösterdi reklam sektöründe. Çalıştığım ajans olsun, şehir olsun, insanlar olsun, hep hoşuma gidiyor değişiklik ve aynı zamanda da çok ilham verici oluyor.

Lisede okurken yaratıcılığımı gösterip para kazanarak meslek edinebileceğim bir kreatif alanda çalışmak istiyordum ama bunun nerede ve nasıl olabileceğinden haberim yoktu. Mimarlıktan vazgeçip Kadir Has Üniversitesi’nde burslu olarak grafik tasarımı bölümünde okurken buldum kendimi. Oradan da reklam sektörüne kapılarım açıldı.

“Türkiye’de çalışırken gözüm hep yurt dışındaki ajanslarda ve oradaki işlerdeydi.”

Türkiye’deyken birçok yerde staj ile geçmişti sürem ve asıl meslek hayatım TBWA\Istanbul’un Health bölümünde çalışarak başladı. Açıkçası o zamanlar çok görünürde ve bilindik işim olmadı çünkü hemen sonra yurt dışına çıkmaya karar verdim.

Türkiye’de çalışırken gözüm hep yurt dışındaki ajanslarda ve oradaki işlerdeydi. Türkiye’deki reklam sektörünün ne kadar çok ilerlediğini görsem de hâlâ gelişmekte olan bir süreç içinde olduğunu fark ettim ve kendimi yurt dışında daha iyi geliştirebileceğimi anladım. Aynı zamanda İstanbul’da mesleğim açısından çok iyi bir yerde olduğumu hissetmemiştim ve artık oradan gitmenin zamanı geldiğini düşünmüştüm. Nereye ve nasıl işe girebilirim diye araştırırken o zamanlar Katar’da görevli olan babam yeni açılmakta olan Ogilvy & Mather’a sanat yönetmeni aradıklarını söyledi. Birkaç ay sonra İstanbul’daki evi kapatıp kendimi çok ayrı bir bölgede çalışırken buldum.

Türkiye’deki reklam sektörünün ne kadar çok ilerlediğini görsem de hâlâ gelişmekte olan bir süreç içinde olduğunu fark ettim ve kendimi yurt dışında daha iyi geliştirebileceğimi anladım.

Ailemin görevi orada sona erdiğinde ben henüz o bölgeden ayrılmaya hazır değildim. O bölgede bunu yapabileceğim tek şehir Dubai idi ve birkaç ay sonra da kendimi yine yeni bir şehirde, Dubai O&M’de, yeni bir ofiste, daha büyük markalarla, daha uluslararası bir ortamda çalışırken buldum. Toplamda 4 yıl Dubai O&M’de çalışırken bu süre içinde çalıştığım iki kampanyada büyük ödüllere sahip oldum. Bu kampanyalardan biri olan “Tummyfish”, Dubai Lynx’de Grand Prix ve One Show’da Gümüş Kalem kazanırken diğer kampanya, “Potatoes On Mars” da ilk Altın Cannes Lions ve ilk D&AD Impact Pencil ödülümü kazanmamı sağladı. Bu inanılmaz güzel bir başarıydı ve Dubai’de böyle bir başarıya imza atmış olmak benim için çok gurur verici oldu.

Tummyfish Dubai Lynx’de Grand Prix ve One Show’da Gümüş Kalem kazandı.

Dubai O&M’de geçen 4 yılın ardından artık Dubai’deki süremin dolduğunu fark edip bir ay önce Madrid’e yerleştim. Çok ani ve güzel bir karar oldu. En güzel kararlar da öyle olur ya… 7 yıl reklam sektöründe çalıştıktan sonra küçük bir iznin vakti olduğunu anladım. Kendime ve kendi işlerime odaklanmak istemem, Avrupa’da bulunmak istemem ve en önemlisi benimle aynı sektörde çalışan partnerim, Andy Lipe ile birlikte, yeni bir şehirde, yeni bir hayat kurup kendi işlerimiz dışında; birlikte yapmak istediğimiz ve aklımızda olan bazı projelere büyük bir atılımda bulunmak istedim. Bu süre içinde Madrid’de birkaç reklam ajansıyla proje bazında işler alıp çalışacağım. Madrid’deki reklam sektörünü görmek, nasıl çalıştıklarını anlamak, onların kreatif bakış açılarını kendi gözlerimle görmek istiyorum. Bundan sonra da artık daha konsept tasarımlarla birlikte, UX/UI’a doğru daha dijital ve interaktif işlere doğru yol almak ve bunu sağlayabilecek bir ajansta çalışmak istiyorum.

“İki büyük fark var: Şehir ve kültür.”

İstanbul ile Dubai’yi karşılaştırırsak, şunu çok iyi anladım ki büyük reklam ajansları genel olarak iş yapış biçimleri bakımından her yerde aynı. İki büyük fark var: Şehir ve kültür. O kültüre adapte olmak ve onların anlayabilecekleri şekilde iş yapabilmek gerekiyor. Dubai’de en çok öne çıkan şey, inanılmaz uluslararası bir hub ve o bölgenin de en büyük merkezi olmasına rağmen, o bölgedeki marketlerin kültürlerini iyi anlayıp onların diline, zevkine ve mizah anlayışlarına göre iş yapmaktı. Orada çalışmak için Arapça bilmen şart değil ama bazen insan unutuyor bir Arap ülkesinde olduğunu ve Arap kültürünü bilmeden bir işi orada nasıl üretebileceğini. Dubai bunu öğrenmene de çok açık bir şehir değil açıkçası, çünkü popülasyonun fazlası dışarıdan gelen insanlar ve oradaki yaşam biçimi eğer oralı değilsen başka bir şeyi görmeni sağlamıyor. Orada yaşarken ana dili İngilizce olan bir şehirde hayatının geçtiğini sanıyorsun.

Türkiye’de çalışırken aslında ne kadar rahat bir şekilde çalıştığımı anlamamışım. Çünkü tek bir pazar içinde, bildiğin ve anladığın hedef kitlelere göre, tek bir odak noktası olan ve bazen zor olsa da yine de o kültürün içinde doğup büyüdüğün için hızlıca brief’e göre iş üretebiliyorsun.

Türkiye’de çalışırken aslında ne kadar rahat bir şekilde çalıştığımı anlamamışım. Çünkü tek bir pazar içinde, bildiğin ve anladığın hedef kitlelere göre, tek bir odak noktası olan ve bazen zor olsa da yine de o kültürün içinde doğup büyüdüğün için hızlıca brief’e göre iş üretebiliyorsun, bu çok doğal bir şekilde yol alıyor hatta. Halbuki Dubai’deyken bir sürü farklı kültürün farkı hedef kitlelerine, o kültürün içinde yetişmeden, İngilizce olarak ürettiğin işi Arapların anlayışına göre hazırlamak çok büyük bir zorluktu. Zamanla alışılıyor ama yine de her zaman mücadele ettiğin bir duruma sokuyordu seni. Yalnız bu bana inanılmaz büyük bir deneyim kazandırdı ve anladım ki Arap mantalitesi, bir Amerika ya da Avrupa ile asla kıyaslanamaz, oradaki müşteriler ne kadar batı kültürüne yakın reklamlar üretmek isteseler de…

Naz Yunt, ilk Altın Cannes Lions ve ilk D&AD Impact Pencil ödülünü Potatoes on Mars ile kazandı.

Açıkçası Türkiye’den çıkan işleri sürekli takipte değilim ama arada gözüme çarpan iki-üç çok başarılı iş görüyorum. Gördüğüm işlerin genel olarak her sene daha da ilerleyen bir kreatif gözle üretildiğini fark etsem de hâlâ gelişmek ve iyileşmek için alan bulunmakta, özellikle dijitalde.

Mutlaka yapın!

Yurt dışında çalışmak isteyen kişilere şunu söyleyebilirim: Mutlaka yapın! Yurt dışında çalışmak istiyorsanız gerçekten kendinizi sadece mesleki anlamda geliştirebileceğiniz bir şehre gitmeyin. Daha farklı bir gözle bakabileceğiniz, sizi hafif zorlayacak bir yere doğru hedef alın. O zaman orada olmaya değer çünkü. Onun dışında da çalışmak istediğiniz ajansı, ne kadar ödül aldığına göre seçmeyin. Ajansta kimlerle çalışacağınıza, nasıl bir çalışma hayatları olduğuna ve onların bugüne kadar hangi işleri hangi kalitede ürettiklerine ve sizin neler öğrenebilip neler katabileceğinize bakın. Şu anda çalıştığınız ajanstan bir farkı olmalı. Sizi zorlamalı, itmeli ve sonucunda da mutlu etmeli. Son olarak da bunu yapmaya korkmayın. İlk başta çok zor gibi görünecek o sürece alıştıktan sonra iyi ki yapmışım diyeceksiniz, emin olun.

 

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye Mart 2018 sayısında yayımlandı.

 

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.