Murat LeCompte: “Markanızın toplumdaki algısını, itibarını, yaptığınız şeye duyulan bağlılığı ve sadakati sürekli yaşatmanız gerekiyor”

SOCAR Türkiye Dış İlişkiler Başkanı ve KİD Yönetim Kurulu Üyesi Murat LeCompte, değişen halkla ilişkiler dinamikleri ve PR 2.0 hakkında konuştu.

Dünya hızla dijitalleşiyor. Dijitalleşme, iş yapış şekillerimizden tüketici beklenti ve ihtiyaçlarına kadar hemen her şeyi dönüştürüyor. Şirketler ve markalar da bu dönüşümden payını alıyor. Dijitalleşmenin getirdiklerinin yanı sıra itibar artık şirketler için çok daha önemli bir kavram haline geldi. Çünkü toplum artık kurumsal bir vatandaş olarak neler yaptığınızla, içinde yaşadığınız topluma ve ülkenize nasıl bir değer kattığınızla da ilgileniyor. Bu anlamda şirketlerin neler yaptıklarını toplumla paylaşabilmelerinin yolu da iletişimi doğru yönetebilmelerinden geçiyor. Sadece medya da değil; sivil toplum kuruluşları, paydaşlar, kamu, eğitim kurumları gibi kurumlarla doğru ilişkiler geliştirmek ve doğru iletişim kurabilmek şirketlere son derece olumlu katkı sağlıyor. Dolayısıyla araçlar değişse de doğru paydaşlar ile doğru iletişim tesis etmek her zaman önemini ve güncelliğini koruyor.

İtibarı yönetebilmek için iletişim sürecini stratejik ve uzun vadeli olarak ele almak gerekiyor

Türkiye’nin en büyük doğrudan dış yatırımcısı SOCAR ve iştirakleri Petkim, STAR Rafineri, Petlim Konteyner Terminali ve Petkim RES’in tüm iletişim faaliyetleri, alanında uzman ajanslardan oluşan bir konsorsiyum tarafından yürütülüyor. İletişim çalışmalarımızda strateji ve takım çalışmasının getirdiği ortak sinerjiyi çok önemsiyoruz. Diğer ajanslarımızla olduğu gibi PR ajansımızla da bir takım olarak, aynı ekibin bir parçası gibi çalışıyoruz. Zaten bu olmadığı zaman iletişimde en önemli ve stratejik yanınız da eksik kalmış oluyor.

İtibarı yönetebilmek için iletişim sürecini stratejik ve uzun vadeli olarak ele almak gerekiyor. Bu anlamda iletişimi bülten iletişimine indirgemek pek de sağlıklı sonuçlar yaratmıyor. İletişim çalışmalarında, çalışanlar başta olmak üzere tüm paydaşları kapsayan ve oluşturulan stratejik zeminden kopmadan ilerlemek başarı getiriyor. PR ajansının bu anlamda deneyimli olması, bütüncül bakabilmesi ve stratejik yaklaşımı son derece önemli. Aynı zamanda, PR ajanslarının sadece kendi çalışma alanlarında değil, hizmet verdikleri şirketlerin tüm iletişiminden haberdar olmaları gerekiyor. Örneğin, PR ajansının şirketin kendi iç iletişimindeki stratejileriyle ve pazarlama stratejileriyle ilgili de bilgisi olması gerekiyor. PR ajanslarının çok farklı sektörlere bakmasının da bir avantaj olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu, çok farklı pencerelerden ve çok geniş bir çerçeveden bakmalarını da sağlayabiliyor. Ancak üstlerinde çok fazla iş yükü olan ajanslar bazen takımdan kopabiliyorlar. Aynı işi yapabilmemiz için hepimizin aynı seviyede olması gerekiyor. Burada hem şirketlere hem de ajanslara iş düşüyor.

İtibar ve itibar yönetimi çok değerli bir kavram

Günümüzde her ürün, hizmet ya da marka anlaşılmak, onaylanmak ve takdir görmek istiyor. Daha çok tercih edilmeyi yani sadakat bekliyor. Gelecekte küresel rekabet daha da yoğun yaşanacak. Markanızı, bu kıran kırana geçen rekabet savaşlarında ayakta tutmanız, markanızın toplumdaki algısını, itibarını, yaptığınız şeye duyulan bağlılığı ve sadakati sürekli yaşatmanız gerekiyor. İşte, itibar ve itibar yönetimi bu yüzden çok değerli bir kavram. Hem doğru pazarlama iletişimini hem kriz yönetimi hem iş ortaklarıyla ilişkileri düzenlemeyi hem de gündemi yönetmeyi kapsıyor. Bunlardan biri bozulduğunda ya da sekteye uğradığında itibarınız direkt etkileniyor maalesef. Bu yüzden de birbiriyle entegre ve bütünleşik iletişimin yanı sıra yenilikçiliği, farklılığı ve yaratıcılığı ön plana çıkaran, itibar yönetimine odaklanan bir PR anlayışının dönemi başladı diyebiliriz.

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 83. sayısında yayımlandı.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.