Markalar mutluluk verebilir

Amplify İçerik Müdürü Alex Wilson, markaların insanlara nasıl mutlu olunacağını söyleyemeyeceği ancak mutluluğa giden yolda ışık olabileceği görüşünde.

11 Eylül’ün ardından iyinin kötülüğe karşı zafer kazanmasını sağlayan kültür ve sanat için daha önce görülmemiş bir popülerlik gözlemledik. Harry Potter ve Yüzüklerin Efendisi gibi film serileri gişeye hakim oldu ve seyirciler iyi kalpli kahramanların akıl almaz bir kötülüğü yenmek için bir araya geldiklerini gördü. 11 Eylül gibi dehşet verici ve aynı zamanda birleştirici bir olayın kültürü şekillendirmesi, pandemi sonrasındaki dünyada kültürün neler sunabileceğinin önceden anlaşılmasına olanak sağlayabilir.

11 Eylül sonrası ortaya çıkan bu umut ve birlik kavramı, özellikle takip eden festival döneminde, neşe ve umut yaratmak için bir araya gelen tanınmış yeteneklere odaklanan markalar ile TV reklamlara yansıdı. Örneğin; milyonlarca kişi New York şehrini anlatan “New York Miracle” dizisinde New Yorklu ünlüler, kalpleri ısıtan ve komik senaryolar ile rol aldı. Gap’in “Give” kampanyası; Seal, Alanis Morissette ve diğerlerini Give a Little Bit’i doğrudan kameraya karşı şarkı söylemek için bir araya getirdi.

Yıllar sonra bir başka sismik küresel olayın başlangıcında Gal Gadot, Imagine’i yorumlayarak umut vermeye yönelik kötü şöhretli çabası olmuştu. Neşe yaratmak yerine, karantinada olanlar ve olmayanlar arasındaki eşitsizliği vurguladı. Tersine, John Krasinski fıkra türünde iyi haberlerden oluşan oldukça başarılı bir ev yapımı web dizisi Some Good News’in yapımcılığını üstlendi.

Şimdi daha yolun başındayız, kültür ve davranışlar gelişmeye nasıl devam edecek? Variety’ye göre Hollywood, pandemi sonrası izleyicilerin kendini iyi hissettiren hikâyelere özlem duyduğu gerçeğini fark etti. Empire Magazine’den Marie Claire’e, birçok “iyi hissettiren filmler” listesi hazırlandı. Dahası Rotten Tomatoes’a göre Mayıs 2021’de Paddington 2, Citizen Kane’i resmi olarak şimdiye kadar yapılmış en iyi film olarak geride bıraktı.

Bu arada küçük ekranda Schitt’s Creek mütevazi bir başlangıç yapıp, zamanla dünya çapında başarıya ulaştı. Olumlu sonuçlardan asla vazgeçmeyen ve neredeyse hiper kapsayıcı bir dünya yaratan bu dizi, sadece LGBT topluluğu için değil, aynı zamanda sağlıklı, gülümsemeye neden olan eğlence görmek isteyen herkes için iyi bir işaretti.

Aslında bu trend günümüzün başarılı TV yapımlarının çoğunda görülebilir: Dönem-drama-romantik-komedi Bridgerton, Disney+’daki Hamilton gibi müzikaller ve bilim-kurgu Palm Springs gibi iyi hissettiren filmler. Apple TV+’ın ofis komedisi Mythic Quest: Raven’s Banquet, ikinci sezonuyla daha da coşkulu bir hale geldi ve izleyicileri kendisine daha fazla bağladı.

Bu trende marka deneyimi ve hikâye anlatımı merceğinden bakıldığında, öngörülebilir gelecekte yarattığımız her şeyin izleyicilere iyimserlik, gerçeklerden kaçma ve neşe getirmesi gerektiğini açıkça ortaya çıkıyor. Kendini iyi hissettiren kısa süreli içerikler, karantina boyunca etkili bir dikkat dağıtma yöntemi ve eğlenceliydi ancak izleyiciler artık daha uzun süreli eğlenceye ve derinlemesine neşeli deneyimlere geri dönmek için hazır.

Pinterest kısa süre önce şeffaflık raporunu yayınlayarak “Pinterest’i çevrim içi ortamda daha olumlu ve ilham verici bir yer olarak koruma” amacını ortaya koydu. Fiziksel dünyada, Sanatçı Yinka Llori, Canary Wharf’ta ultra renkli, neşe uyandıran bir basketbol sahası yaratırken diğer sanatçı Emily Forgot, Principal Place’deki işçiler için bir arada olma hissini uyandırmak adına devasa boyutlu bir “Bricolage” oturma alanı yarattı.

Bu tip örnekler; sanatseverlerin IRL (In Real Life) sergilerine geri dönmelerine yardımcı olmak için parlak ve sürükleyici deneyimlere odaklanan sanatçılar ve galerilerin “mutluluk veren sanat” ile nasıl yeniden açıldığını göstermekle kalmıyor, aynı zamanda akıllı markaların ve içerik oluşturucuların insanların günlük yaşamlarına pozitifliği ve mutluluğu nasıl yeniden enjekte etmeye çalıştıklarını da özetliyor.

İçerik ve deneyimler, izleyicileri sürekli değişen bir manzaraya yeniden davet ederken, her yaklaşım için bir “mutluluk arayışı” yapmak doğru değil. Bunun yerine eğlenceli, dikkat dağıtıcı şeyler ve (morali yükselten) gerçekten kaçışlar yoluyla mutluluğa vesile olmalıyız. Markalar insanlara nasıl mutlu olunacağını söyleyemez ancak ürettikleri hikâye anlatımı ve deneyimlerle mutluluk yaratabilirler.

Alex Wilson

Amplify İçerik Müdürü

 

 

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 114. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.