Markalar “çıplak”

Artık bıçak kemiğe dayandığı için bugün çevrecilik hem bir trend hem de bir mecburiyet. Her büyük trend gibi gerçekten bu bilinci taşıyanlar kadar, kervana katılanlar, ticaret için ‘’-mış ‘’gibi yapanlar mevcut. Ancak konunun mecburiyet tarafını düşününce, bu da sorun edilecek gibi bir şey değil pek… Günün sonunda ne kadar dile getirilirse, o kadar artacak bu hassasiyet. Az veren candan, çok veren maldan misali, herkesin öyle ya da böyle bu işin bir parçası olmaya çabalaması, dünyayı daha yaşanır bir yer haline getirmek için endişelenmesi veya endişeyi yayması, dahası tabii ki gerçekten elini taşın altına koyması pozitif bir durum elbette. Hatta İngiliz hükümetinin bir finansal enstrüman olarak green bond satmaya başlaması herhalde bu konudaki en güncel girişimlerden ve gönülden bir alkışı hak ediyor. Diğer yandan iletişim boyutunda “greenwashing”in çerçevesinin doğru çizilmesi gerekiyor.

Yanlış bilgiyle tüketiciyi kandırmaktan bahsediyorsak bu, etik olarak iletişimine ortak olamayacağımız bir durum. Böyle bir markayla bugüne kadar çalışmadık, elbette bunu bilerek herhangi bir markayla iş birliği yapmamız söz konusu olamaz. Kaldı ki müşterilerimizle yaptığımız sözleşmelerde doğru bilgi verme konusunda ve bunun sonuçlarının sorumluluğu konusunda net bir maddemiz bulunuyor. Bilerek buna ortak olmamak bizim için çok önemli. Şanslıyız ki bugüne kadar herhangi bir müşteri ya da adayının da yanlış bir bilginin iletişimini yapmamızı istediği olmadı.  

Hemen hiçbir marka ya da sektörün, dinamikleri itibarıyla %100 çevre dostu olmasını beklemek de gerçekçi değil. Kamuoyu, markaların bu konudaki faaliyetlerini yakından takip ederken, yeni nesil tüketiciler marka seçimlerini bu ana kriter üzerinden yaparken, tüm sektörlerin ve şirketlerin, zamanın ruhuna ayak uydurma mecburiyeti de doğmuş durumda. Bugün konuyla ilgili somut adım atmayan bir kurum kalmamıştır, varsa da ömrünün çok uzun olmadığının herkes farkında. 

Kurumlar ve markaları için KSS’nin; eskisi gibi bir konu seçip burada bir projeyi/STK’yı desteklemekten öteye geçerek, sürdürülebilirlik ve çevre konularındaki istikrarlı yatırımların iletişimini yapmaya dönüştüğünü hepimiz yıllar içinde gözlemledik. 

Bu konuda daha önce “-mış” gibi yapma lüksü olanlar, dijital çağla her bilginin erişilir olduğu ve markalarının “çıplak” olduğunu, her an gizledikleri ya da sakladıkları bir bilginin ortaya çıkma riskinin ve bunun sosyal medyada bir anda krize dönüşmesinin ne kadar olası olduğunu gördükçe bu konuda “integrity”yi prensip edindiler. Markalar söyledikleriyle yaptıklarının örtüşmesinin öneminin farkında. Buradaki herhangi bir açığın ortaya çıkmasını göze alamayacak durumdalar. 

Biz, yapılan büyük küçük her türlü çabanın iletişiminin yapılmasını önemsiyoruz, birbirleriyle bu konuda yarışan markalar ve kurumlar olmasını da, esas kazananın dünya ve toplum olacağını düşünerek memnuniyetle destekliyoruz. Dedikleri gibi: “Enerjinizi neye verirseniz, karşılığını ondan alırsınız.’’

Karpat Polat

Creative Chairman, K A R P A T Independent Advertising Agency

 

 

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 121. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.