Markalar çalışanlarının aktivist hareketleri ile nasıl mücadele etmeli?

Campaign Asisa, politik konularla ilgili kutuplaşmaların yaşandığı dönemlerde PR profesyonellerine çalışanlarının davranışlarını ve marka değerlerini nasıl dengelemeleri gerektiğini sordu.

Kapitalizm, cinsiyet ya da ırk ayrımcılığı, çevre kirliliği ya da otoriterizm olsun, Asya’daki insanların daha açık, büyük, sistematik ve çoğu zaman zarar veren yapıları tartıştıklarından şüphe yok.
Örneğin Hong Kong’da, protestocular ve polis arasındaki şiddet fazlaca yükselebiliyor. Bu gibi durumlarda da çalışanlar arasında tutku ve amaç güdüsünün psikolojik olarak artması yadsınamaz bir gerçek.
Öyleyse kuruluşlar iletişimlerini çalışan davranışı çevresinde nasıl yönetmeli? Endüstrinin birbirinden değerli isimleri bu soruyu yanıtladı:

Örneğin; PROI Worldwide’ın küresel başkanı Clare Parsons, PRWeek Asia’ya çalışanların bu tutumlarını desteklediğini söyledi. “Dünyada bireylerin, aktivizmi gösterebilecekleri, tutkulu hissedecekleri pek çok alan var. İşletmelerin, aktivist hareketleri bulunan ve bulunmayan çalışanların yeteneklerini adil bir şekilde nasıl güvence altına alacaklarını düşünmeleri gerekiyor. Hong Kong örneğinde, durumun daha değişken olduğunu ve çizgilerin daha bulanık olduğunu kabul ediyorum. Sokakta duran insanlar farklı görüşlere sahip oldukları için sırf hepsinin bir arada olması, aslında onları homojen bir grup yapmıyor. Bu yüzden, zaman içerisinde işletmeler bireysel nedenlerle uğraşmaya başlayacak. Bu konuda yapılması gereken iş; sıkıntıları çözmek. Çözülemeyen sorunlardan dolayı üst düzey yönetim ekiplerini değiştirmek zorunda kalmış büyük organizasyonlar mevcut.”

Bir başka örnek ise Hong Kong’un havayolu şirketlerinden Cathay Pacific’in personelini protesto gösterilerine katılmaktan kaçınmaları konusunda -aksi halde iş akitlerinin sonlandırılacağı- uyarmasıdır. Cathay Pacific çalışanlarına bu uyarıyı yaptıktan sonra havayolu şirketi, Pekin’den gelen baskıya boyun eğmekle suçlandı.

Birçok marka, çalışanlarının iç ve dış politik söylemleriyle ilgili politikalarını hala net olarak tanımlayamıyor.

Hill+ Knowlton Strateji şirketinden Danışma ve Stratejik İletişim Şefi Phillipe Healey ise bu konudaki görüşlerini şöyle aktardı: “Şirketlerin bir çalışanının çalışmasına engel olması gibi sınırlamalar getirmesinin meşru bir ticari nedeni olup olmadığını göz önünde bulundurması gerekir. Bu tip engellemeler, şirket yapısını bozarken, iş ilişkilerine zarar verir. Genel olarak konuşursak; şirketler, iç ve dış politika olarak çalışanların politik görüşlerini nasıl değerlendirecekleri konusunda geniş bir takdir yetkisine sahipler. Ancak işverenlerin bu tür görüşlerin değerlendirilmesinde – özellikle işyeri dışında- dikkat etmeleri gerekiyor. Aksi halde çalışanlarının ayrımcılık, mahremiyet ihlali gibi suçlamalara maruz kalabilirler. Bu gibi durumlarda yerel bir gözlem sürecinin izlenmesi ve kültürel hassasiyetlerin de dikkate alınması gerekiyor. Şirketler, farklı pazarlardaki yerel görüşlere her zaman saygılı oldukları hassas bir dengelemeye gittikçe daha fazla ihtiyaç duyuyorlar. Bazı krizlere verilen yanıtların, diğer ülkelerdeki izleyiciler kadar, kendi iç pazarlarında da yakından izlenebileceği konusunda dikkatli olmalılar. Süreç izlenirken şirketlerin genellikle çok nüanslı, dikkatlice dengelenmiş iletişim kanallarına sahip olması gerekir. Bazı durumlarda, krizler sona ermeden önce farklı taraflardan belirli bir miktar eleştiriyi yayınlamayı kabul ederler.
Genel olarak, şirketi ve işi bir şekilde olumsuz yönde etkileyen şirket politikalarının açıkça ihlal edildiği durumlarda disiplin önlemlerinin uygulanmasının sınırlandırılması tavsiye edilir.
Buradaki kilit nokta ise işverenlerin politikalarını açıkça tanımlamasını ve çalışanların bundan haberdar edilmelerini sağlamaktır.
Birçok marka çalışanlarının iç ve dış politik söylemleriyle ilgili politikalarını hala net olarak tanımlayamıyor. Ancak mevcut küresel ortamda, C-suite gündemlerinde bu konunun popülaritesi giderek artıyor. Muhtemelen yakın gelecekte siyasi görüşlerin ifade edilmesine yönelik kurumsal politikalar daha net bir şekilde dile getirilebilecek. Bu politikaların nasıl uygulanacağı ve yaşanabilecek durumlara nasıl bir cevap verileceği, herhangi bir kriz olasılığı durumunda yapılacaklar eğitimin bir parçası olarak görülmeli.”

Epic Communications Müdürü Ray Rudowski herhangi bir iç politika geliştirmek için, yönetim ve çalışanların arasında bir görüşme yapılmasının ve mutabakata varılmasının önemli olduğunu belirtiyor: “Bu politikaları gözden geçirmek ve gerekirse güncellemeleri şirketin mevcut iş hedefleri, paydaş beklentileri ve mevcut sosyal normlarla uyumlu hale getirmek önemli. Geçmişte geçerli olan politikalar çeşitli faktörler nedeniyle artık uygun olmayabilir.”

PROI’den Parsons, çalışanların bireysel vakalar olarak ele alınabileceğini söylüyor. “Bu bireysel vakalarla yapılan sözleşmelerin insan kaynakları ekipleri tarafından düzenlenebileceğini düşünüyorum. Sosyal medya aynı zamanda işleri biraz daha karmaşıklaştırıyor, çünkü çalışanlar hala çalıştıkları şirketlerle ilişkilendirilirken kişisel hesaplara da sahipler.”

Parsons, Twitter’ın yeni bir platform olduğu günlerde, çoğu insanın kişisel kullanım ve iş için iki ayrı hesaba sahip olduğunu söyledi. “Ancak bu günlerde, bireylerin sosyal medyada ‘gerçek bireyler’ olmaları gerektiği hatırlatılıyor. İşe geldiğimiz versiyonumuz değişti. Biz artık evde veya ofiste aynı kişiyiz; kendimize özgüyüz ve bu şekilde olmaya ve davranış özgürlüğüne sahip olmaya teşvik ediliyoruz.”

Surekha Ragavan
PR Analisti – Campaign Asia

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.