Levent Pişkin: “Toplumsal bakışın ön yargılarla değişmeyeceği malumun ilamı”

Avukat Levent Pişkin, toplumsal cinsiyet eşitliği söz konusu olduğu zaman özellikle LGBT+ haklarında gerileme yaşandığını anlatıyor.

Türkiye’de bugün toplumsal cinsiyet eşitliği tablosundan söz etmek neredeyse imkansız. Olumlu herhangi bir gelişme olmadığı gibi -en azından LGBT+’ler açısından- gerileme olduğundan söz edebiliriz. Kamusal alanlardaki görünürlük meselesi ciddi anlamda tehdit ve tahdit altında. Tehdit de tahdit de çok yönlü; hem fiiliyatta hem yasal anlamda. Ankara’da LGBTİ etkinliklerine yönelik süresiz yasak, Onur Yürüyüşlerine yönelik fiili müdahaleler vb. Dolayısıyla bir adım ilerlediysek, geçen 26 yıllık örgütlü mücadelede iki adım geriye düştük diyebiliriz.

Toplumsal olanın dönüştürülmesi, başta medya ve eğitim olmak üzere pek çok muhafazakar bakış açısından kurtulmayı ve bu kapsamda adımlar atılmasını gerekli kılıyor.

“Televizyonda / Medyada LGBT+’nin varlıklarını “normalleştirebildiğimizi” düşünüyor musunuz?” sorusuna cevaben, “normalleştirebilmek” kelimesini kabul etmediğimi söyleyerek başlamalıyım. Zira heteronormativitenin yapmaya çalıştığı şey tam olarak bu: Norma/kalıba sokmak. Sorunun ana fikrine gelince, TV ve medya sektöründe LGBTİ+ görünürlüğünün yeterince sağlandığını düşünmüyorum. Hâlâ LGBTİ+’ler sansürün türlü çeşit biçimleriyle karşı karşıya… Medyada sınırlı olarak temsil edilen LGBTİ+ profili ise tamamen erkek eşcinselliğinin karikatürize edilmiş hali üstüne. Toplumsal bakışın bu ön yargılarla değişmeyeceği, bu bağlamda malumun ilamı.

Yasal düzenlemelerin yapılması kolay

Televizyon dizilerinde, sinemada, reklamlarda gençlere örnek alabilecekleri karakter sunma konusuna gelince, örnek alma mefhumu aslına bakarsanız sürekli LGBTİ+ toplumuna yönelik sansürün/otosansürün temel söylemlerinden biri olageldi. İkiyüzlü ahlak anlayışının en temel tezahürlerinden de biri aynı zamanda…

Kavgaya, silaha, savaşa özendiren; kabadayılığı, erkekliği, homofobi ve transfobiyi sürekli yüreklendiren karakter temsillerinin bu anlamda çok doğru örnekler olduğunu söyleyemeyeceğim. Gündelik olanı üretmek, ortalamanın dışına çıkmak ve değiştirme gayesi güden karakterler sunmaktan ziyadesiyle uzağız.

Bence toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak / güçlendirmek için nasıl adımlar atılmalı sorusunun cevabı ziyadesiyle kapsamlı. Ancak en temelde iki ayağı var: Yasal ve toplumsal alan. Gerekli yasal düzenlemelerin yapılması aslında en kolayı. Zor olan toplumsal kısmı. Ve bence asıl değerlisi toplumsal olanın dönüştürülmesi. Misal Fransa’da eşcinsel evliliklerin yasallaşmasında eşcinsel evlilik karşıtları, eşit evlilik destekçilerinden sayıca daha kalabalık bir grubu teşkil etti. Dolayısıyla toplumsal olanın dönüştürülmesi, başta medya ve eğitim olmak üzere pek çok muhafazakar bakış açısından kurtulmayı ve bu kapsamda adımlar atılmasını gerekli kılıyor.

 

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye’nin 78. sayısında yayımlandı.

 

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.