Kristal Elma’da üçüncü gün

Kristal Elma Festivali 2016’nın son günü öne çıkan oturumlar ve diğer detayları şu şekilde sıralayabiliriz:

Production: Good Cheap Fast

Interfilm İstanbul’un Kurucu Ortağı Bahadır Arlıel, PTOT Fim’in Kurucu Ortağı Tunay Vural ve DEPOFilm’in Kurucu Ortağı Ender Sevim, Müge Kolat moderatörlüğünde Production: Good Cheap Fast panelinde konuştu.

Müge Kolat: Reklamveren yıl içerisindeki stratejilere uygun olarak reklam ajanıyla anlaşıyor. Ajanslar fikirleri ortaya çıkarınca da iş yapım şirketine geçiyor. İşleyiş üç aşamalı gidiyor. Sizden de dinleyelim.

Tunay Vural: Öncelikle genel işleyişi anlatayım: Reklam ajansından senaryo geliyor. Bizler de bunu değerlendiriyoruz ve brief veriyoruz.

Ajanslar senaryoyu yönetmeni düşünerek de yazabiliyor. Öyle olunca biz de doğrudan yönetmenle filmi tasarlıyoruz. Kreatifin istediği yönetmen ve kreatif bir araya gelirse bütçe konusu da çözülebilir.

Tabii bu senaryo sadece size gelmiyor. Ajanslar 5 yönetmene de senaryosunu gönderiyor olabilir. Son dönemde en çok konuşulan konu ise ‘kim bu işi daha ucuza yapar’ oldu.

Bizden en iyi, en ucuz, en hızı şekilde filmi çekmemiz isteniyor.

Bahadır Arlıel: En  iyi, en ucuz ve en hızlı özellikleri yurtdışında da isteniyor. Ancak bu her zaman düzgün bir şekilde işlemiyor çünkü rekabet çok fazla ve piyasa internete kayıyor.

Ender Sevim: Bazı işleri iyi ve ucuz yapabiliyorsun ama hızlı olmuyor. Günümüzde çok hızlı yaşıyoruz ama hızlı başlarsak çok fazla para harcamamız gerekiyor. Bütçemiz neyse gidip en iyisini almaya çalışıyoruz ama genelde hızlı olamıyoruz.

Müge Kolat: TV’de yayınlanan bir reklam filmi dijitalde de yayınlanabilir, dijitalde yayınlanan TV’de de yayınlanabilir.

Tunay Vural: Hiçbir görüntü yönetmeni bu reklam internette yayınlanacak diye az bir kaşeye gelmiyor. Biz de hiçbir zaman bu internette yayınlanacak diye daha kötü bir iş yapmıyoruz.

 

Eğitim vs. Gerçekler

Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Kemal Süher ve HAVAS Worldwide İstanbul CEO’su Erol Batislam Hakan Akben moderatörlüğünde Eğitim vs. Gerçekler panelindeydi.

Hakan Akben: Sektörde birkaç kişi eğitim yerine sektörde yoğrularak başarılı olabileceğini düşünüyor. Sizce durum nedir?

Kemal Süher: Bu soru çok eskiden beri sorulur ama iş böyle olmuyor. Doktor olmak için nasıl diplomaya ihtiyacınız varsa iletişim alanında çalışmak için de formal eğitimden geçmek gerekir.

Şimdi her şey hesap verme üzerine kurulu. Planlı, stratejik ve yaratıcı olmalısınız.

Erol Batislam: ManAjans’ın koridorlarında Eli Acıman’dan çok şey öğrendim. Ben Süher’le birebir aynı şeyi düşünmüyorum. Gözlerinde o ışığı görüyorsam benim için hangi okuldan mezun olduğu önemli değil. Ben de çok başarısız bir öğrenciydim, okullardan atıldım.

HAVAS’ta 3 kritere bakıyoruz: KİD kriteri. Karakter sağlamlığı, isteklilik ve donanım. Ne okursan oku yeter ki KİD kriterlerine uygun ol.

Hakan Akben: Yeni nesilde işe yeni başlayanlarla 10 yıl öncekilerin farkları neler?

Kemal Süher: İletişim Fakültesi’ne ben reklamcı olacağım diyerek girilmiyordu önceden. Gençlerin yetenekleri ve teknoloji artık çok daha yukarda ve gençler de bu sayede çok bilinçli hareket ediyor.

Erol Batislam: Bütün kuşakların büyük bir pr problemi var. Mesela Y’ler çok çabuk vazgeçen ve istediği her şey anında olsun isteyen bir jenerasyon.

Kemal Süher: Bizim devrimizde istasyonlar vardı ve beklemeniz gerekirdi. Her şey sıraylaydı ve beklemeniz gerekiyordu. Ancak şimdi 19 yaşında daha üniversitede olan adam milyon dolara yaptığı işi satıyor.

Hakan Akben: Yeni nesil mutlu ve başarılı olma arayışında ve rehberlik ihtiyaçları var. Bunu nasıl çözebiliriz?

Erol Batislam: En büyük hedefinizi ben mutlu olacağım görüşü üzerine kurarsanız mutsuz olursunuz. Ben iletişim okudum, medyayı çok seviyorum demek yeterli değil. İlla reklamcı olmaya çalışmayın, startup peşinde de koşun.

Kemal Süher: Sektör hep eğitimden uzaktaydı. Bir öğrenci okurken sektöre adım atmıyorsa biz ona bir adım attıramıyoruz, mentorluk yapamıyoruz.

Bu iş önyargılardan kurtulmakla olur. Her işin içine girerseniz, elinizi taşın altına koyarsanız, proje üretirseniz başarılı olursunuz. Staj yapan öğrenciyi projelere dahil ederseniz öğrencinin tavrı da değişecek ve projeye bağlanacaktır.

Serhat Gürcü

Transformation with Game Changers

Catalyst Kurucusu Eda Elif Özbek ve Tolga Tuna Transformation with Game Changers panelinde konuştu.

Tolga Tuna: Bizden niye Uber, Twitter çıkmıyor diye düşünüyoruz ama aslında bizden de güzel fikirler çıkıyor.

Oyunun kurallarını değiştiren startup’lar doğru çözüm sunmalı. Ürün veya servisin yararlı bir platforma dönüşmesi için ise desteklere ihtiyaç var. En büyük ihtiyaç da genellikle maddi oluyor.

Eda Elif Özbek: Bizde oyunun kurallarını değiştiren startup’lar deyince aklıma Markofoni geliyor. Şu sıralaradaysa Getir favorimlerinden. En büyük game changer’lardan biri ise Yemeksepeti oldu.

T.T: Üç örnek verebildin ama aklımıza çok örnek gelmiyor.

Mesela Muhammed ve Furkan adında iki genç girişimci arkadaşımız vardı. Instagram’daki linklemeye çözüm bulmak istediler. Ortaya ScreenShop çıktı. Kamera entegrasyonu Muhammed ve Furkan’ın fikrini bir anda rakiplerinden sıyırdı.

Proje ‘game changer’ olma yolunda ciddi adımlarla ilerliyor. Yatırım falan almadı ama amaç bunu globale çevirmek.

E.E.Ö: Hairmod ise kadınların saç ve makyaj seçimi konusunda kullanacağı en iyi girişimlerden biri. Sizi trendlerle ilgili bilgilendirip yakındaki kuaförden randevu almanızı da sağlıyor. Hairmod da global olmaya hazırlanan bir oyuncu.

Film seçmekte zorlandığınızda da TINQ devreye giriyor. TINQ önünüze kategoriler çıkarıyor ve puanlama yöntemiyle aynı beğenilere sahip insanlar bir avatar olarak beliriyor. Sonrasında aynı beğenilere sahip kişilerin film önerisini dikkate alıp izleyebiliyorsunuz.

Hatta bu noktada TINQ’in Tinder’a rakip olabileceğini düşünüyorum.

T.T: Bundan sonraki hedefler de kitap ve müzik olacak ve 12 ay içerisinde bunu halletmeyi planlıyoruz.

E.E.Ö: Biz markalara iletişimlerini yapabilecekleri yeni dikeyler sunduk. Biz de bir startup olarak startup’lara destek olma amacındayız.

Gamer’ları Neden Ciddiye Almalıyız?

“Gamer’ları Neden Daha Ciddiye Almalıyız?” panelinde eSpor yorumcusu Kaan Kural ve Türkiye Oyun Geliştiricileri Derneği danışma kurulu başkanı Tuğbek Ölek, elektronik oyunlardan ve onların öneminden bahsettiler.

Yiğit Can Kaytmaz‘ın moderatörlüğünde gerçekleşen panelde öne çıkan detaylar şöyle:

Kaan Kural:

– Oyun sektörü geliştiği için onu daha ciddiye almalıyız. Dijital dünya geliştikçe oyunlar dünyada daha fazla yer alıyor. Dijital dünya yükseldikçe dijital müsabaka da artıyor.

– Jenerasyon farkı kendini dijital alanda belli ediyor. Eskiden sanal gerçeklik bize gerçek olmayan bir dünya olarak tanıtılırdı ama tam olarak öyle değil.

– Oyunu izlemek aynı zamanda bambaşka bir kültür. Yetişkin insanlar oyun izlemeyi anlayamıyor ama film seyretmekten farklı değil bu.

– eSpor tabirini sevmiyorum, dijital müsabaka demeyi tercih ediyorum.

– Amerika geleceği öngörebildiği için şu an oyunlara büyük yatırımlar yapıyor. Bu yaştaki gençlere marka bağımlılığı yaratmaya çalışıyorlar. Asya da öyle ama Avrupa daha geride kalıyor.

– “Nerd is the new cool.” Oyuncuları ciddiye almalıyız çünkü geniş bir kitleyi oluşturuyorlar. Eğlence sektörü gittikçe büyüyor.

Eypio sahnede…

Tuğbek Ölek

– Riot Games’in daha önde olması daha fazla yatırım yapmasında. Türkiye’de rekabete dayalı oyunlar daha fazla seviliyor, LOL ve Country Strike gibi.

– Yeni çağda oyunlar izlenir, main stream hale geldi. Bu da oyunlara yapılan yatırımlar sayesinde oldu.

– Oyunlar ayrıştırı değil birleştirici oluyorlar. Bilgisayar oyunları insanları bir araya getiriyor. Dünyanın farklı yerlerdeki çocukları birleştiriyor.

– Medyaya yatırım yaptığında kısıtlanabiliyorsun, ama oyunlara yatırım yaptığında her kesime ulaşabiliyorsun.

– Oyunlarda sürdürülebilirlik önemli. Sürekli ve küçük yatırımlar yapmak daha önemli. Eşiği geçerseniz zaten yatırım yapmadan oyuncuları kazanmış oluyorsunuz ve onların sadakatini kazanıyorsunuz.

– Oyunlardaki şiddetle gerçek hayattaki şiddetin bağalantılı olan hiçbir araştırma ve bilimsel bağ yok.

Yeni kuşak, en çok video içeriği tüketiyor

Kristal Elma Festivali‘nin son gününde Youth Marketing 2.0 oturumunda YouthWorks başkanı Serhat Gürcü ve festivalin en fazla beklenen isimlerinden biri, müzisyen Eypio sahne aldılar.

Serhat Gürcü‘nün paylaştıklarından öne çıkan detaylar şu şekilde:

– Türkiye’nin %60’ını Y ve Z jenerasyonu oluşturuyor. Bundan %33’u Y, %27’si de Z jenerasyonu.
– Z jenerasyonu, bütün jenerasyonlardan daha farklı olduğu, çok daha fazla sorunları olduğu için ve teknoloji onlar için bir yenilik olmadığı için, dünyayı değiştirecek. Fikirlerini duyurabiliyorlar ve gerçekleştirebiliyorlar.
– 15-24 arası her 8 gençten 1’i evli. Gençlık ne zaman biter? Çocuğunuz olunca.
– Muhafazakar ve modern diye bir ayrım yok. Muhafazakarların %65’i dindar yani ibadet eden, %35’i dindar olmayan yani ibadet etmeyen.
– Gençlerden nasıl lovemark yaratırız? Yaratamayız. Çünkü sizi bir günde satarlar, rakipten gelen yeni bir öneri ile bunu hemen yaparlar. Gençler markalara aşık olmaz, sadece dönem dönem hoşlanırlar ve heyecanlanırlar.
– Gençlere nasıl ulaşırız, nasıl heyecanblandırız? TV izleme oranları düiüyor ve YouTube yükseliyor. Bu yüzden gençleri çekmek için video content üretmeniz gerek. Gençler dijitalde sosyalleşmekten içerik tüketmeye yöneliyor. Türkiye’de 32 milyon kullanıcı her ay online video izliyor. Bir kullanıcı ayda ortalama 499 video izliyor. Günde ortalama 54 dakika video izleniyor. İzlenme süresinin %55’i mobil.
– Apartman çocuğu ve mahalle çocuğu ayrımı yapmayın. Her apartman un içinde bir mahalle çocuğu, her mahaller çocuğunun içinde bir apartman çocuğu var.

Kendini rap yapan bir müzisyen olarak tanımlayan Eypio da kariyerinden bahsetti ve elde ettiği başarı hakkında şunları paylaştı: “Bu şarkıların patlayacağını, onları yaptıktan bir-iki ay sonra anladım, o da YouTube aracılığıyla.”

CHANGE IN WORK ENVIRONMENT

Moderasyon Hakan Akben

Teknolojinin gelişimiyle freelance çalışanlar da artıyor ve artık çalışma yerlerimiz de değişiyor ve gelişiyor.

– Atölye Yöneticisi Atılım Şahin

İş yapma şekillerimizin değişmesi, yeni iş ortamlarının olma sebebidir. Artık bir işin uzmanı olma eskisi gibi yapılan işte derinleşmek değil, başka alanlara ne kadar açık olmakla alakalı oldu. Artık farklı disiplinlere açık olmak çok daha önemli.

Çalışmaya yerimizde birçok farklı disiplinlerden gelen insanlar var ve bu da doğalında bir etkileşime yol açıyor.

Belirli alanlardan gelen insanları belirli kategorilerde topluyoruz. Kategorilerimiz; mekanik, sosyal bilimler, insanı insana bağlayan meslekler gibi… Hepsinin arasında denge kurmaya çalışıyoruz. Zaten amacımız farklı disiplinlerden gelen insanlar arasında, bir etkileşim kurup farklı projelerin ortaya çıkmasını saplamak.

– Kolektif House Kurucu Ortağı Ahmet Onur

Ortak çalışma alanları, globalde toplam 3 milyon metre kareye geldi. Ofis dünyası değişiyor artık.

Startup’lar ve freelance çalışanlar bizim daha çok odak noktamız.

Ortak çalışma alanlarının avantajlardan biri ön maliyetleri ortadan kaldırması. İşin ekonomik tarafı çok önemli sonuçta. Bu model, yatırım maliyetlerini ortadan kaldırıyor.

Ayrıca masaj salonu, etkinlikler, söyleşiler gibi hizmetler sunuyoruz. Yapmak istediğimiz ofis kavramının soğukluğunu ortadan kaldırarak, ikinci evim diyebileceğin bir ortam demek.

Şu an 650 üyemiz var bizle çalışan. Avukattan IT’ye, startup’tan freelance’e geniş bir skalamız var ve sosyal bir ortam yakalıyoruz. Bir şeye ihtiyacınız olduğunca size yardımcı olabilecek disiplinde insanlarla çevreliyoruz sizi.

Zaten amacımız insanların etkileşimini artırma amacımız olduğu için flörtlere, gıybetlere orta açıyoruz diyebilirim. Kokteyller yapıyoruz mesela, demin söylediklerim için son derece uygun bir ortam.

– Workinton CEO’su Gökhan Beydoğan

Uydu ofis çalışmaları yapıyoruz. 3 şehirde 12 şubemiz var. Sen çalışmak için kafandaki duvarları kaldır, istediğin yerde çalışabilirsin diyoruz. Firmalar da en önemli kaynak insan olduğu için bunu değerlendiriyorlar.

Bankalarda bile dışardan çalışma günleri olabiliyorsa demek ki bu tarz bir çalışmaya doğru gidiş var.

Kurumsal noktadaki insanlar, çok güzel ofisi bile olsa her gün aynı ofise gitmek istemiyorum noktasına gelebiliyor. Artık jenerasyonlardaki bakışlar da değişti. Ki zaten Y jenerasyonu artık iş dünyasında yönetici pozisyonuna geldi.

Uydu ofisler, trafiğin çaresi olarak da gösterildi. Artık her yer bir çalışma ofisi olabilir.

Ofisteki iş birliklerinin bir kısmında evliliğe giden örneklerde olabiliyor. Zaman zaman bazı flörtler yaşanabiliyor. İnsanların ilgilendikleri kişi varsa aynı ofislere gitme durumu oluyor. Sonuçta daha fazla kişiyi görebilirsin bu ofislerde.

– Virtua Kurucu Ortağı Mehmet Demiray

X jenerasyonu yavaş yavaş iş yerlerinden ayrıldı. Y jenerasyonu çalışıyor şu an. Z jenerasyonu da stajyer olarak başladı ofislerde.

Yaptığımız araştırmalarla gördük ki Y jenerasyonu arkadaşlarıyla vakit geçirmeyi, Z jenerasyonu ise ailesiyle vakit geçirmeyi tercih ediyor.

Ortak çalışma alanı deyince Y jenerasyonu “beraber” kelimesini anlıyor, Z jenerasyonu ise “birlikte” kelimesini anlıyor.

“Beraber” eşit olmak anlamına gelirken, “birlikte” ise çok olmak anlamlarına geliyor.

Y jenerasyonunda Happy hour ekonomisi var, eğlenceyi işe çevirebiliyorlar. Bu jenerasyonda, insanlar gelsin, fikirler ortaya atılsın anlayışı var.

Z jenerasyonunda ise paylaşım ekonomisi gibi bir durumdan söz edebiliriz. Bir araya gelinsin ama topluca, ortak bir ses çıkartılsın anlayışı var.

Y jenerasyonunun network’e ihtiyacı var. Z jenerasyonunun ise kaynak artırımına ihtiyacı var -bilgi paylaşımı. Z jenerasyonu, zamanı geldiğinde daha fazla evden çalışacak.

– NETWORK’TEN BAĞIMSIZA

– Moderasyon Yelda Aktuna

Network ajanslarla bağımsız ajanslar arasındaki farkları, müşterilerin yabancı bir ajans ismi görünce heyecanlanıp heyecanlanmayacağını soruyor.

– Kramp Kurucusu Ahmet Akın

Network çok büyük bir yapı, neresinde durduğunuz çok önemli. Aslında bağımsızın karşıtında ne var diye bakmak lazım. Mesela Kristal Elma’da çok büyük bir network. Bağımsızın karşıtı network değil bence. Bağlı olmak, özgür olamamaktır karşılığı.

Eskiye göre sektörde daha çok özgürleşme ve demokratikleşme var. Network diye reklamveren de sırf o ajansa gitmiyor artık. O algı kırıldı.

Network ajansların arkası sağlamdır, zor dönemde fon alırlar diye bir şey görmedim çünkü borsa diye bir sistem var nihayetinde. Yeni bağımsız ajansları sisteme katmak için kullanılıyor okart. Network’ü yücelten de bağımsız ajanslar zaten.

Network’ün yıldıran bir tarafı var ama kendi ajansın olunca da muhtasar diye bir şeyle uğraşıyorsunuz. Ama kendi işinizi kurduğunuzda, çalışanınızın maaşını ödemek çok başka bir şey. Ben burada bir kutsallık da görüyorum.

Diğerleriyle uluslararası bağlantıda olmayı seviyorum ama ortaklık yapısı işin içine gelince, sahiplik olgusu başka bir şey. O nedenle bu tarz bir network’lük istemiyorum.

– K A R P A T Kurucusu Karpat Polat

İki ajans modeli arasında avantaj olarak özgürlük çok önemli bir fark.

Birçok network’ün kendi tarzı var. Ama günün sonunda her iki ajansta da olsan reklamveren geliyor ve işini alıp gidiyor.

Müşterisiz network ajansının ne olduğunu anlamıyorum.

Networkler, Türkiye’de reklamcılık işi ilk başladığında reklamcılık kültürünü öğrenmek açısından çok faydalı. Hele Eli Acıman Manajans’ta, Mad Men dizisindeki görsel ortamın birebir aynısını yapmıştı.

Manajans’a ilk girdiğimde 20 yaşındaydım, Eli Acıman 85’ti. Ve yabancıları işin içine soktuğu için pişmandı. İşine karışılmasından hoşlanmıyordu. Bağımsızlıktan kastı bu idi. Mesela belirli fonun medya harcamasına gitmesi çok daha iyi olurdu.

Bağımsız ajansları yönetmek çok daha kolay.

Ajansım kurulduğundan bu yana 3 kez network olması için görüşme oldu. Çalıma arkadaşlarımız ve müşteriler için fayda sağlayacağına inanıyorsak, böyle bir birliktelik olabilir tabii. 30 sene önce olsa kesinlikle olsun derdim. Çünkü dünyada bu iş nasıl yapılıyor öğrenmek istiyordum. Ama fayda sağlamayacaksa böyle bir network’ün olmasına gerek yok. Yeni değişkenlere bakılarak bu süreç yönetilmeli.

– McCann İstanbul CCO’su Uğur Çakır

İki model arasındaki avantajlara bakarken, iş yaptığınız insanların yani müşterilerin algısına bakmak lazım.

Biz bir network ajansta çalıştığımızı düşünüyoruz ama Almanya’dakiler, Fransa’dakiler bir ajansta çalıştığını düşünüyor.

Ben bir network’te çalışmaya başladığımda o işler bitmişti, dönüşüm tamamlanmıştı.

Network ajanstan kolayca müşteri sağlamasını beklersiniz. Bir kültür yansımasının transferini görmeyi beklersiniz. İş yapma şeklinin diğer ülkelere yaklaşır şekilde olmasını istersiniz.

Tamam, zamanında bu insanlar nasıl iş yapıldığını öğrettiler ama artık iş yapma şekilleri değişti.

Network’ün hiç faydası yok diyemeyiz; önemli bir kültür yansıması var, senenin bazı zamanlarında yapılan güzel toplantılar var. Önemli olan network ile insanların karşısında ne olarak durduğun. Network anlayışında değişme var ama bu dünyanın değişmesiyle alakalı bir şey.

Sonuç olarak insanlar mallarını pazarlamaya çalışıyor. Kim iyi yaparsa, kim daha hesaplı yaparsa ona gidecekler.

Reklam ajanslarını kreatifler yönetmeli. Network’ü yönetmek daha kolay. Belirli, kurulu bir düzen var sonuçta. Bugün hop cumhuriyeti yeniden kurmaktansa, bugünkü Türkiye’yi yönetmeyi tercih ederim. Belirli kurallarınızı ve kendinizi ortaya koyabilirseniz, network çok daha kolaydır.

Network’te kalmayı düşünüyorum. Kendi işime sahip olmalıyım şeklinde bir dürtüm olmamıştır zaten.

– FUTURE OF YOUTH

– Youth ve Youthstore Gnctrkcll Kurucusu Emrah Kaya

Turkcell, Unilever, Coca-Cola’da yaz aylarında staj yaptım ve dolayısıyla girişimci olmaya karar verdim.

İlk önce Tarkan konserinde Tarkan zilleri satarak sektöre adım attım aslında. 2001’den beri 15 yıldır girişimler yapıyorum. Başta utanırdım ama bunu artık hep anlatmaya çalışıyorum.

Youthstore Gnctrkcll: Haziran 2014’te kuruldu. 4 ana tema üzerinde birleşmiş mağazalar zinciri kurmaya baladım. İlk verilerimiz üniversite öğrencilerinin paralarını nereye harcadıkları idi. En çok yemek sonra sigara gibi bir sıralama vardı. En az kırtasiye ve kültürel alışverişe gidiyordu. Biz de mağazalarda bunu birleştirmeliyiz dedik.

Gençler için fatura ödeme, ücretsiz fotokopi hakkı gibi hizmetler de sunuyoruz. Sadece bahar şenlikleri zamanı değil, 365 gün gençlerle interaktif iletişim kurduk.

Türkiye’deki nüfusun %60’ı 30 yaş altı. Bu çok önemli bir kitle. Ayrıca ailede satın almalarda karar verici noktadalar. Birçok markanın ik departmanında pazarlamacı olmaya başladılar yaş itibarıyla. İlerisinin de strateji üreticileri oldular. Geleceğe yatırım yapmak için, gençlik çok önemli. Bugünden itibaren gençlerin hayatına gitmek çok önemli.

“Youth is the product” sloganı ekrana geldiğinde – “Ben bu şekilde para kazanıyorum.” ifadesi kullanıyor.

Facebook gibi şeylere bütün insight’larımızı satarak markalara pazarladı ve bizim üzerimizden Mark Zuckerberg zengin oldu.

Gençler her geçen gün daha tembel olmaya başladı. Eskiden uzun uzun bloglar varken, şimdi 140 karakterlik tweet’ler, sonra tek kare fotolar, şimdi snap atıyorlar. En sonra sadece konuşacaklar. Mesela Siri bana bir tatil fotosu koyup, üzerine şunu yaz deyip gönderecekler.

Mülkiyet kavramı gençlerde yok olmaya başladı. Artık ev sahibi olmak istemiyorlar. 10 yıl sonra vücutlar üzerinde daha çok düşünecekler.

Singularity kavramı önemli incelemenizi önerim.

– YENİ NESİL DERGİLER

Moderasyon, JR by Campaign Seda Büktel:

İki deneyimli yayın yönetmeniyle olmak benim için de güzel bir deneyim.

-Basılı dergilerin ölüşü ve dijitalin yükselişinden bahsediyor.

-Marketlerde, raflarda envai çeşit dergi var. İnsanın aklını karıştırabilir. Farklı dergiler varken farklılaşmak içi ne yapmak gerekiyor?

İnsanların sizin sitenize girdiğinde aldığı tatmin bambaşka.

– Bant Mag Yayın Yönetmeni Hakan Dedeoğlu

Ölen dergiler var ama kimler öldü? Ölenlerin çoğu içi boş, israf kağıdı olanlardı. Şimdi de yeni bir sürü dergi var ve yeni bir anlayış var.

Bizde Simit Sarayı sendromu var: Tutan bir şeyin aynısını yapmak. Bence geçiş dönemi var ama dergiler için güzel bir durum bence.

Biz bayilerde yokuz. Düşünmemiz gerekenler başka. Kitabevlerinde ücretsiz bulunan dergileriz biz. Eğer satılı olursa boyut ve dağıtım firması çok önemli.

Tek istediğimiz mekanların dergilerimizi güzel yerlere koyması.

Dergicilik sürekli kendine bir mecra arıyor. Her yayının kendini daha iyi ifade edebileceği mecralar var.

Biz Bant Mag olarak her yerdeyiz. Hem dijitalde, hem günlük blog’da hem de basılı dergimiz var. Konserler ve festivaller sergiler de düzenliyoruz. Kadıköy’de bir mekanımız var.

Önce arkadaş ekibiydik. Zamana konser düzenleyebildiğimizi fark ettik ve bundan zevk aldığımızı gördük.

Yeni nesil derken sırf büyük görselli, az yazılı diye bir anlayış  var diyemeyiz.

Bu işlere başlayanlara “çok açılmayın” derim reklamveren ve matbaa seni üzebilir. Zamanla küçük adımlar atıp, kendi kitleni yavaş yavaş tutturmak.

Reklamverene; kendi mecranı anlatmayı çalışmak çok zor. Senin site trafiğini yeterli bulmuyor. Kıstas aldığı sitelerle aranda uçurum olabiliyor.

Düzenli olarak 200 bin kişilik bir kitlemiz var. Ama reklamverenler sadece bir rakam olarak bakıyor.

En başından beri önem verdiğimiz, derginin basılı kısımda koleksiyonerlik bir değeri olması. İnsanlar baktığında 10-20 yıl sonra da sahip olmaktan mutluluk duysun.

Copyright dergi olmamanın sıkıntısı var. Bu nedenle bize reklam vermek istemeyen markalar oluyor.

Kitlelerin verilerine göre hareket edemezsin ama kendini de bırakamazsın. Ama gene de verileri koklaman gerekiyor. Facebook sayfamız var, sosyal mecralarda varız. Oradan beslendiğimiz oluyor. Denge kurmak gerekiyor. Sırf bunlar daha çok alıyor, “like” anlayışımız yok.

– Calling Mag Yayın Yönetmeni Can Zeydan

Basılı dergilerin ölmesi benim için yanlış. Bazı dönemler ölüyor diyebiliriz. Dergiciliğin önü çok açık. Türkiye’de biraz daha rahat düşünebilsek, hem ticari olarak, hem de asıl düşündüklerimizi yansıtabilsek daha iyiye gidecek.

Şu an dijitalde var olan bir dergi değiliz. Tamamen basılı dergiyiz.

Biz sürekli basılı kalmak istiyoruz.

Yeni nesil derken böyle bir şey yok benim için. Biz insanlar bir yere kaçmak istiyor diye bir platform yaratmıyoruz. Biz iPhone7 değiliz.

Çok açılmamaya bende katılıyorum. 16 yaşında editörler koyarak bu tarz bir şey yapmak yanlış zaten sektörde oyun alanı dar. Bağımsız iş yapmak zor. Fazla açılmamak gerekiyor.

Reklamverenden öte aracıya çok iş düşüyor. İçeriğini değiştiriyorlar. Gerçekten kitlesi olan iki tane mecra var. Ama bunların net bir şekilde reklamverene markaya aktarılması gerekiyor. Aracının rolü çok önemli.

İçerik üretirken biz kendimize bir tema buluyoruz öncesinde. Mevsimler olabilir, psikolojik bir şey olabilir. Kafa patlatıp tema üzerine gidiyoruz. İçerik farklılaşıyor. Yıllık şu kadar kitleye ulaşacağız korkusuyla devam etmiyoruz.

Kapı aşındırıyoruz reklamverenlere, markalara. Copyright dergi olmamamız, bizim için büyük bir sıkıntı.

Sosyal Medyada Başarılı Olma Sanatı

Kristal Elma Festivali’nin son gününde Eli Acıman Salon’un ilk konuşmacısı MEF Üniversitesi’nden Dr. Ezgi Akpınar oldu. Akpınar’ın konuşmasında öne çıkan konular şunlardı:

–       Markaların, tüketici karar sürecinin hangi noktasında olduğunu tespit edip daha sonra sosyal medya hedefi oluşturması lazım. Sektörde bu konuda müthiş bir dengesizlik var. Herkes aktivitelerini bilinirlik ve müşteri kazanmaya odaklamış durumda. Halbuki satış ve müşteri geri bildirimini baştan sıkı incelersek marka zaten müşteri kazanacak ve bilinirliği artacaktır.

–       Unruly verilerine göre, viral reklamların birçoğu markaları viral reklamın içine entegre edemiyor. Eye tracking’le insanların dikkatlerinin hangi saniyede neye yöneldiğini analiz edebilir ve viral reklamda marka yerleştirmeyi buna göre yapabilirsiniz.

–       Yeni nesil sosyal medyanın en geniş kullanıcısı. 18-24 yaş arası gençlerin %67’si bireysel iletişim araçlarını kitlesel iletişimden daha sık kıllanıyor. Pazarlama uzmanlarının %26’sı bu değişimle ilgili endişe duyuyor çünkü şu ana odaklanıyor.

Markalar Fısıldıyor

Eli Acıman’daki bir diğer oturum olan “Markalar Fısıldıyor”da ise Arzum A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Murat Kolbaşı, El İzi İletişim Danışmanlık Pazarlama ve İletişim Danışmanı Nükhet Vardar, NMC Televizyonculuk Reklamcılık Yönetim Kurulu Başkanı Nuri Çolakoğlu ve Senbir Danışmanlık Marka Stratejisti Hakan Senbir yeni projeleri Markalar Fısıldıyor’u anlattı. www.markalarfisildiyor.com üzerinden pazarlama üzerine vaka çalışmaları yayınlanan proje, bu sayede pazarlama öğrenmek isteyenler için bir e-portal olma özelliği taşıyor.

Dark Marketing

Ana Sahne’nin öne çıkan konuşmacılarından biri ise Festival sahnesinde 3 yıldır anlattığı Yeniden Başlayanlar İçin Pazarlama serisinin son bölümüyle MEY/Diageo’dan Levent Kömür sahnedeydi. Geçen yıllarda anlattığı “miras” ve “umut” konularını bu yıl “cesaret” temasıyla sonlandıran Kömür, “Sanayi toplumu bize hata yapmayı önlemenin hatanın sonuçlarını düzeltmekten daha kolay ve ucuz olduğunu öğretti ama konu iletişim olunca bunun gerçeklikle bir ilgisi yok” diyerek pazarlama iletişimde denenmemiş adımlar atmak konusunda cesur olunması gerektiğinin altını çizdi.

KAGİDER

Öğleden sonraki önemli oturumlardan biri de KAGİDER’di. KAGİDER Başkanı Senem Oktar’ın moderatörlüğünde gerçekleşen oturumda Türkiye Kadın Girişimciler Yarışması’nın birincileri Big Chefs Kurucusu Gamze Cizreli, Medlis’in Kurucusu Melis Tasacı ve KAGİDER’in ortağı Garanti Bankası’ndan Nafiz Karadere yer aldı. Amaçlarının kadınları sosyal, ekonomik ve politik anlamda güçlendirmek olduğunu belirten Oktar, ele aldıkları iki başlık olduğunu söyledi. Birincisi kadınların toplumda yer alması, ikincisi ise girişimcilik fırsatının artırılması.

YouTube

Ana Sahne’nin son konuşmacısı ise YouTube Markalı İçerik Çözümleri Avrupa ve MEA Direktörü Susan Agliata’ydı. Agliata oturumunda mobilden video izleme oranının son yıllarda arttığına değindi. YouTube kullanımının televizyon ile kıyaslandığında daha fazla olduğunu anlatan Agliata bunun sebebini ise YouTube’un daha kişisel ve samimi olmasına bağladı. Kreatif reklam yapanların ellerindeki varlığı YouTube ile daha kolay test edebileceklerini vurgulayan Agliata, pazarlamayla ilgili olgulara bakıldığında aslında her şeyin aynı olduğunu, YouTube ile insanların keşfedilmesi gerektiğini söyledi.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.