Klima savaşları ve endüstrinin geleceği

Yayın yönetmenlerinin yazılı olmayan görev tanımları arasında “ofisteki klima savaşlarında hakemlik” de bulunuyor. Ağustos’un yoğun gündemi arasında erkek ekip arkadaşlarımın sıcaklaması ve kadın ekip arkadaşlarımın üşümesi nedeniyle çıkan sürtüşmelerde bolca arabuluculuk yaptım. Yorucuydu. Tartışma biraz sakinleşince, bu konunun bize özel alaturka bir sorun mu olduğu üzerine düşünmeye başladım. Sonra, bam!… Kadın meslektaşlarım yüzüme farklı kanallardan, ısrarla, Maastricht Üniversitesi’nin yeni bir raporunu çarptılar. Araştırmaya göre, modern ofislerin iklimlendirme sistemlerinin çalışma prensipleri, 1960’larda 40 yaşında iri kıyım ve metabolizma hızları kadınlardan yüzde 30 daha hızlı olan erkekler baz alınarak oluşturulmuş.

Raporu okuduktan sonra seksizm ve modern ofislerin yapısı konusunda düşüncelere daldım. Ama dürüst olacağım, beni asıl, bizdeki tartışmanın kısa vadede sona ermeyeceğini anlamak terletti. Evliliğin bana öğrettiği altın bir stratejiyi uygulamaya karar verdim: Preemptive Surrender (Önleyici Teslimiyet). Nedenlerini, dinamikleri boş ver; pes et gitsin. Tartışma uzayacaksa at havluyu ringin ortasına, kafan rahat etsin. Bu çerçevede, ofisin klima sistemlerinin yönetimi tamamen kadın ekip arkadaşlarıma bırakılsın. Erkekler de terlesin, yansın, pişsin umurumda değil. En fazla deodorant harcamaları artar. (Sorry boys! Mental huzur için hepinizi anında satarım.)

Kararımı yazılı olarak geçmeye hazırlanırken, küresel endüstride neler olup bittiğine bir göz atmak için Campaign’in Global Yayın Yönetmeni Claire Beale’in son makalesini açtım. Ve ikinci bam! Sevgili Claire de Campaign’in New York ofisinde geçirdiği bir hafta boyunca nasıl donduğundan bahsederek aynı araştırmaya atıfta bulunuyordu. O an Preemptive Surrender stratejimin fazla kolaycı bir yaklaşım olacağını anladım. Çünkü Claire, benim gibi sığ bir yaklaşım göstermek yerine, günümüz kreatif departman yapısının, yani yaratıcı endüstrilerin kalbinin, klima sistemleri gibi 1960’lardan kalma olduğunu ve kadın yeteneklerin sadece kadın oldukları için dışlandığını savunuyordu. Yaratıcı endüstrilerde kadınlar eşit oranda yer almadığı sürece gerçek üretkenlik, yaratıcılık ve dinamizmin yakalanmayacağını vurguluyordu. Aynen katılıyorum. Claire bir adım daha atarak Campaign UK’in son sayısının proof’larını inceledikten sonra yazısında şöyle devam ediyordu: “Utandım, sayfalarımızdaki erkeklerin, orta yaş ve üstü erkeklerin egemenliğini görünce utandım.”

Ben de elinizde tuttuğunuz son sayımızın sayfalarında yer alan kadın ile erkekleri tek tek saydım. Köşe yazarı, konuk yazar, röportajda yer almış ve görüş vermiş kadınların sayısı 17, çoğu sakallı orta yaş üstü (kimi hipster görünümlü Şahin de olsa) erkeklerin sayısı ise 58! Ben de utandım, çok utandım. Kota koyabiliriz; pozitif ayrımcılık yaparak kadınlara sayfalarımızda %50 yer ayıracağız, diyebiliriz. Veya her Mart ayında kapağımızı kadın liderlere ayıracağız, diyebiliriz (Women to Watch bla bla).

Kolaycı bir yaklaşım mı? Evet. Peki sorunu çözer mi? Elbette, hayır. Aksine üstünü örter. Çünkü Campaign,  yaratıcı endüstrilerin aynasıdır. Olanı, gerçekliği yansıtıyor. Karar vericiler ve fikir önderleri sayfalarımızda yer bulabiliyor. Campaign’in sayfalarındaki kadınların oranı %50’yi aştığı gün, yaratıcı endüstrilerin yönetiminde kadınların gerçekten eşit paya sahip olduğu ve endüstrinin gerçek gücüne kavuştuğu gün demektir.

Peki bu neden önemli? Yaratıcı endüstrilerin tüm diğer sektörler arasında, sosyal, politik ve ekonomik alanda öncü role sahip olduğuna inanıyorum. Yaratıcı endüstrilerin bir bariyeri yıkmasıyla kısa sürede tüm ekonomiye ve ülkeye  yayılacağına sadece inanmıyor, bağnazlık dozajında tapıyorum. Gelin kolaycı yaklaşımlardan uzak durarak sorunu önce fark edelim, sonra içselleştirelim ve birlikte çözümler üretelim. Biz göreve hazırız.

Kim bilir belki bir gün, biz de Hindistan’dan 1 yıl önce gelen alttaki fotoğrafta yaşanan anın bir benzerini yaşayabilir, fezaya çıkabiliriz.

Hindistan Uzay Araştırmaları Örgütü’nün (ISRO) yönetim kadrosu Mars’ın yörüngesine ilk kez bir Hint uzay aracı yerleştirilmesini kutluyor. Aracın adı Mom. Önemli olan erkek teknisyenlerin patronlarını gıpta ile izlemesi değil; Hindistan’ın kızıl gezegene ulaşması. 

Tolga Tuna

Campaign Türkiye Genel Yayın Yönetmeni

@tolgabigkahuna

 Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye dergisi Eylül 2015 sayısında yayımlanmıştır.

 

 

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.