Kerimcan Akduman: Büyük bir plansızlık var

Influencer marketing’in 2017’nin yükselen değeri olduğu ortada. “Türkiye’de markalar influencer’larla çalışma fikrini kavradı mı? Marka iş birliklerinde yaşanan zorluklar neler” gibi soruların cevaplarını PR ajansları, influencer ajansları ve önde gelen influencer’larla görüştük.

Kerimcan Akduman

icantravel

Influencer’larla çalışma fikrini kimi marka kavradı kimi marka kavramadı. Aslında markaların pazarlama departmanlarındaki insanların vizyonlarıyla alakalı bir durum bu. Hala ajansını veya pazarlama projelerini satın alma müdürüne onaylatan şirketlerden böyle bir vizyon beklemiyorum. Özgün kalma ihtiyacı bir zorunluluk. Takipçiler kimseyi kaşının gözünün hatırına takip etmiyor. Ya duygusal bağ ile empati kuracakları veya bir fayda edinecekleri içerikler nedeniyle oradalar. Bu nedenle özgün olmayan içerik etkileşimsiz kalmaya mahkum. Bunu anlayan markalar da içeriğe saygı duyuyor ister istemez. Trendler bazında elbette ki çok kısa sürelerle gelip geçen estetik akımları oluyor. Sadece içeriğin stili değil içeriklerin disiplinleri de bu akımlardan etkileniyor. Mesela seyahat içeriklerinde 3-4 sene önce şehir keşifçiliği, kahvecilik, yereller burada takılıyorculuk yürürken içeriklerde, bu dönem doğa, kampçılık çok daha fazla ilgi görüyor. Şehirlerden kaçma, doğaya dönme akımı söz konusu.

Yeni jenerasyon influencer’ları eski ve daha social star konumundaki influencer’larla karşılaştırdığımızda, social star olmuş influencer’ların günümüzde yaşadığı sıkıntı ürkeklik. Elde ettikleri kitleyi, popülariteyi ve çeşitli alanlardaki statülerini kaybetmemek adına adımlarını ürkek atıyorlar. Risk almaktan, fikirlerini açıkça ifade etmekten, sivrilmekten veya yeni deneyimlerden korkuyorlar. Ancak sizi özgün hale getiren aslında bunlar. Üstelik bizim halk olarak yeniliğe ve yenilenmeye karşı hep bir negatif tavrımız vardır. Düzen bozmak istemeyiz pek. Aynı şey burada da geçerli. Yeni neslin en kötü tarafı ise bence içinin biraz boş olması. Popülist damarlar bulup, biraz ajitasyon yaparak başarı elde edince buradan yürümeyi tercih ediyorlar.

Açıkçası siz içerik üreticisini ne kadar serbest bırakırsanız o size o kadar etkili içerik getirir. Markalar bunu anlamıyorlar. İlla ürünüm kabak gibi ortada görünsün, illa içerik benim olsun derdindeler. Ancak öyle olursa senin marka sayfandan ne farkı kalacak buranın? Influencer’ın marka pazarlamasındaki yeri nedir önce onu belirlemesi lazım markaların. Büyük bir plansızlık var. Mesela bana bir marka proje yapmak için e-posta yolluyor. Benim ilk sorularım şu oluyor genelde: Bunu neden yapıyoruz? Amacımız ne? Kime ne anlatmak istiyoruz? Buna cevap verebilen marka o kadar az ki… Bütçeden, içerik adedinden, içerik niteliğinden önce bunları belirlemen lazım.

Tüketicide ters bir algıya sebep olmasına engel olmak adına çok fazla reklam almıyorum. Markalarımı dikkatli seçiyorum. Açgözlülük boşa en büyük günahlardan biri kabul edilmemiş insanlık tarihi boyunca. Öte yandan takip eden insanlar salak değiller. Sizin memnun kalmadığınız veya kullanmayacağınız bir ürünü kendinizi parçalasanız da aynı samimiyetle başkasına alması konusunda anlatmanız mümkün değil.

Birini 1 milyon insan da 100 insan da takip etse onun içeriği iyiyse o yerini bulacaktır. Otomatik beğeni almalar, takipçi satın alımları bunlar her mecrada yaşanan şeyler. Markalar da iş yapacakları insanları bir süre izleyip, o insanlarla bire bir görüşerek bu işi yapmalı belki de. Dikkatli gözle bunlar kısmen de olsa yakalanabiliyor. Bir de işin ahlaki yönü var tabi. Geçenlerde bir marka temsilcisi çalıştığı ve son dönemde oldukça patlayan bir seyahat influencerı gence “Takipçi mi aldın?” sorusunu soruyor ve aldığı cevap “Kim almıyor ki?”. Bu zihniyetle başa çıkmak pek mümkün değil.

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye Eylül 2017 sayısında yayımlandı.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.