“Kendinizin patronusunuz ve sevdiğiniz işi yapıyorsunuz”

Freelance çalışmaya yaklaşık 10 sene önce Sabancı Üniversitesi’nde Görsel İletişim Tasarımı okurken başladım. Tabii o zamanlarda amacım para kazanmak değil, deneyim kazanmaktı. Mezun olduktan sonra bölümümü okuyan çoğu arkadaşım gibi hemen bir reklam ajansında çalışmaya başladım. Türkiye sınırları içinde geleceği garanti olan, öğrenirken yükselebileceğim en iyi kariyer yolu buydu. Reklam ajanslarında önünüze düşen işler genelde sizi tasarımsal açıdan tatmin edecek ya da gelişmeniz için size meydan okuyacak tarzda işler olmuyor. Bu tatminsizliği alt edebilmeniz için de yapabileceğiniz şeyler arasında kendi projelerinizi oluşturmak veya freelance iş almak var. Ben de aynen bunu yaptım. İllüstrasyon serileri çıkardım, kendi kendime posterler tasarladım. Bu süreçte çalışmalarımı görenler benden hem freelance iş istemeye, hem de beni çevrelerine önermeye başladılar. Tam zamanlı ajans hayatı ve kalan zamanları freelance işler yaparak geçirme maceram böylece başlamış oldu. Seneler boyunca bu aşırı yoğun tempo beni ne kadar yorduysa da, bir o kadar da moralimin düşmemesini sağladı. Cebime de ekstra para girmesi cabası…

İlk ajansımdan sonraki ajansımla freelance olarak anlaştım. 1.5 sene boyunca evimin konforundan, şirket içi gerginliklerden uzak bir çalışma hayatım oldu. İstikrarlı bir asosyal olarak, benim açımdan freelance çalışmanın en büyük dezavantajı bu durumun ekstrem bir seviyeye çıkması oldu. Ama insanların bu konuyu benim kadar ağır yaşayacaklarını düşünmüyorum. Bu deneyimimden sonra artık insan yüzü görmem gerektiğini düşünerek tekrar bir ajansa girdim, fakat freelance çalışmayı asla bırakmadım. Bir dönem fark ettim ki freelance olarak kazancım mevcut maaşımı geçmeye başladı. Ve yeniden tamamen freelance’e dönme kararı aldım.

Tabii sigortanızı, öğlen yemeklerinizi ödeyen yok; happy hour’lar, partiler yok; kazancınızda aylık olarak öngörebileceğiniz bir rakam yok. Bazı aylar gerçekten stresli geçebilir, bu şekilde çalışacaksanız “akmasa da damlar” zihniyetine tamam olmanız lazım. Bu noktada da internetin bize sunduğu avantajları değerlendirmek lazım. Fiziksel olarak bir müşteriniz olmasa da freelance iş yapmanıza yardımcı olacak birçok site var. Çok çalışmanız gerekse de her adımda kendinizi geliştiriyorsunuz.
Günün sonunda şu açıdan bakmak lazım; kendinizin patronusunuz ve sevdiğiniz işi yapıyorsunuz. Tamamen freelance çalışmaya başladığımdan bu yana 1 ayda portfolyoma koyacak değerde çıkardığım iş sayısı, 1 sene boyunca bir şirket altında çıkardıklarımın neredeyse 3 katına ulaştı. Bu şekilde çalışırken beni en çok mutlu eden şeylerden biri de, işi teslim ettiğimde müşterimin sevincini deneyimlemek. Arada kimse olmadan o tepkiyi alabilmek şahane bir şey.

İyi bir freelancer olmak için çok çalışma motivasyonunuz olması lazım. Müşterilerinizle açık ve net iletişim kurabilmeniz lazım. Pozitif olmayı bırakmamanız lazım. Biraz sabırla her şey rayına oturuyor.

Douglas Adams’ın bir sözüyle bitireceğim: “To give real service you must add something which cannot be bought or measured with money, and that is sincerity and integrity.”

Gülce Baycık
Art Director & Illustrator

Bu yazı, Campaign Türkiye 93. sayısında yayınlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin
1 yorum
  1. Burak Durmaz diyor

    Harika bir içgörü: “Beni en çok mutlu eden şeylerden biri de, işi teslim ettiğimde müşterimin sevincini deneyimlemek. Arada kimse olmadan o tepkiyi alabilmek şahane bir şey.“

    Ajanslar client-facing görevi olmayan çalışanlarının motivasyonunu bu kadar ufak bir şeyle bile arttırabilir. Maalesef çoğu zaman müşteri ekipleri ve yöneticiler tarafından atlanıyor bu kritik detaylar.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.