Kahramanlar: Serdar Tabur

Ogilvy İstanbul copywriter’ı Serdar Tabur kahramanın kim?” sorusuna yanıt arıyor:
“Var olan kahramanlarda sevmediğim şey, onların insanüstü niteliklere haiz görülmeleriydi.”

 Serdar Tabur                                   Copywriter, Ogilvy İstanbul

Söze çok sevdiğim Gündüz Vassaf’ın Cehenneme Övgü kitabından bir alıntıyla başlamak istiyorum. 

Tarihimiz, özgürlükten kaçınma yolunda bir çabadan ibarettir. Çoğunlukla, direnmek ya da yaratmaktan çok, uyum sağlamaya çalışmışızdır. O direnen, bir şey yaratan ve hatta bu uğurda yaşamlarını feda eden birkaç kişi, bizim olmadığımız her şeyi içinde toplayan bir yalana, bir söylenceye dönüşüyor. Bu yalanların somut temsilcisi olan kahramanlar, bizim tutsaklık arzumuzun birer kanıtıdır…”

Bu yazıyı yazmadan önce köşe bucak, enlemesine derinlemesine iyice düşündüm. Kendime bir kahraman bulamadım. Bulamamamın sebebi kahraman kıtlığı olmasından değildi. Tam tersine kahraman olarak görülebilecek, ilham veren, kurgu veya gerçek pek çok şahsiyetle bu dünyayı paylaştık, paylaşıyoruz. Fakat bir türlü birini seçemedim. Sonra Cehenneme Övgü’nün kahramanlarla ilgili bölümünü okurken Gündüz Vassafa ne kadar çok hak verdiğimi hatırladım. 

Var olan kahramanlarda sevmediğim şey onların insanüstü niteliklere haiz görülmeleriydi. Superman uçabilirdi, zamanında cebinde bir doları olan bir iş adamı sıfırdan kendi işini kurabilirdi, bir başkası tüm dünyayı karşısına alıp ölüme korkmadan yürüyebilirdi. Bu hikayelerin hepsi etkileyici yalan yok. Benim sevmediğim nokta hikayelerinin iki boyutlu ve onlara dair bildiklerimizin sadece bilmemize izin verilen kadar olması. 

Mesela bir kahraman annesine nasıl davranırdı? Bilsek ayıplar mıydık? Nasıl şaka yapardı? Oda buz keser miydi? Garsona bahşiş verir miydi? Çaya şeker katar mıydı? Yolda görsek selamımızı alır mıydı? Yalan söyler miydi? Arkadaşını satar mıydı? Halı sahada bu hafta golü var mıydı? Bilmiyorum ki! Bilsem belki kendime şöyle karizmatik bir kahraman seçerdim. Şimdi tanımadığım kişilere de bu benim kahramanım demeyeyim. Yarın bir gün hiç meydanda olmayan bir politik doğruculuğa kurban giderler, bizim başımız yanar. 

Sonra madem kahramanlık kontenjanı açıldı tanıdıklara torpil yapayım dedim. Sonuçta benim kahramanlığımı yapacakları için bu pozisyonda pek liyakate önem vermedim. Benim kahramanlarım, benim yiyemeyeceğim naneleri yemeye cesaret eden, benim göremediğim şeyleri gören, bazen tükenen aklımı görüp bana akıl veren, benim iyiliğimi benden önce düşünen, çok sevdiğim arkadaşlarım, ailem. (Burada uzun uzun isim versem siz sıkılırsınız, eksik yazsam onların canı sıkılır. Onlar kendilerini biliyorlar.)

Benim kahramanım, kombimi onaran ustam, beni onaran doktorum, bilgisayarımı düzelten ITim, karnımı doyuran simitçim, gözümü açan kahvecim, ferahlık veren gazozcum. 

Size biraz pragmatist bir yaklaşım gibi gelebilir fakat ben bu insanları az çok tanıdığım için, bende olmayan şeyleri bünyelerinde barındırdıkları için seçtim. Bir Endgame” olsa bu kadroyla giderim. 

 

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye’nin 118. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.