Kahramanlar: Quentin Tarantino

Hollywood filmlerini Osmanlı minyatürlerine çevirirken iki farklı kültürü ustaca birbirine uyarlayan illüstratör Murat Palta, kahramanım dediği Tarantino’yu hem yazdı hem de minyatürle anlattı.

Murat Palta, kahramanım dediği Quentin Tarantino'yu anlattı.
İllüstrayon: Murat Palta

Herkesin “kahraman” olarak adlandırabileceği sözcüğün karşılığı bende aynı mı açıkçası bilemiyorum fakat Tarantino, birçok yönden beni etkiledi. Başarısından, yaratıcılığından, yeteneğinden bahsetmeden önce sinemanın kendisine olan tutkusu ve zevki, bende kendisine karşı bir sempati uyandırdı. Kabul ediyorum; Christopher Nolan, Woody Allen, David Fincher gibi isimler harika yönetmenler. Ama oturup konuşmaya başlasak muhabbetinden en çok keyif alacağım adam Tarantino’dur (Ridley Scott da muhabbeti güzel bir insana benziyor ama yine de Tarantino daha bir kafa adam gibi geliyor bana). Çünkü bu adamın keyifle izlediği filmleri ben de babamla küçük yaşta oturup izliyordum. Ben çok küçükken yarım yamalak anlayıp pek bir şey hatırlamadığım Pulp Fiction’u saymazsak ilk izlediğim filmi Kill Bill’di. Bu filmi de babamla izlemiştim. Game of Death filminde Bruce Lee’nin Kareem Abdul-Jabbar ile dövüşünü defalarca izlemiş biri olarak çok benzer mekanda aynı kıyafetler içinde Uma Thurman’ın canlandırdığı karakteri görünce nasıl keyif aldığımı zor anlatabilirim.

Buradan tav olduğum yetmezmiş gibi filmde flashback sahnesini animeyle yapması, düşmanı görünce göze zoom yapıp alarm sesi vermesi, bir anda siyah beyaz görüntüye girmesi gibi deneysel yöntemler bende bu ilgiyi arttırdı. Filmlerdeki hemen hemen her karakterin bir karşılığı var. Ben bunu en net The Hateful Eight’te gördüm. Düşününce, hikaye aslında çok basit. Fakat bu hikayeyi karakterlerin özgeçmişiyle kuvvetlendiriyor. Üzerine diyaloglarla seni kilitlemeyi başarıyor. Emin değilim ama galiba bu filmi, en güzel hikaye anlatıcılığı barındırıyor. Fikirsel yönden bu kadar kuvvetliyken pratik açıdan da oldukça başarılı.

Şimdi bakınca açıkça görünüyor ki müzik olsun, sinema olsun, imge olsun bu tip keyif aldığı şeyleri kendi anlattığı hikayelerinde yer vermesi ve bunları çok farklı yöntemlerle kullanması şunu net bir şekilde işaret ediyor: Tarantino her ne kadar klasikten beslense de bir şeyleri eğip büküp deneysel şekilde risk alarak ilerlemesini biliyor. Şahsen bir sanatçı olarak benim için çok hoş bir şey bu. Sanatçılığın tek yönü buradan ibaret değil. İş bitip insanlara sunduğunda gösterilen aptalca yorumları da savuşturmayı başarıyor. Bu, yapılan işin arkasında durabilme açısından da çok önemli.

İzlediğim bir röportajında Django Unchained üzerine ve filmin anlattığı dönem hakkında güzel açıklamalarda bulunurken röportajı yapan kişi konuyu alakasız yerlere taşıyıp “Neden şiddet içeren filmler yapmaktan hoşlanıyorsunuz?” gibi sorular sormaya başlıyor. “Bilmiyorum, komedi filmleri yapan birine neden komedi filmleri yaptığını sormak gibi saçma bir soru bu” cevabı yeterli olmuyor ve zorluyor. Sonunda Tarantino “I’m shutting your butt down” diye muhabbeti sonlandırıyor. Bunu tam olarak çeviremem ama dublaj türkçesiyle “O lanet kıçını susturuyorum” gibi bir şey oluyor. İşte bu kadar. Aptal sorulara verilebilecek cevap bu anca…

 

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye Ekim 2017 sayısında yayımlandı.

 

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.