“İyi iş yapmak için çalışıyor herkes”

İngiltere macerasına başlayarak, yurt dışında illüstrasyonlarını yapmaya devam eden Berat Pekmezci Londra’ya taşınma hikayesini anlatıyor.

“2004 yılında Marmara Üniversitesi grafik bölümüne girdiğimde hayalim dergi, kitap tasarımı ve illüstrasyon yapmaktı. O yıllarda illüstrasyon, çocuk kitapları haricinde görünür bir mecrada yer bulamıyordu. Bant dergisinde bir süre çizdikten sonra çizdiklerimi kendime saklayıp bütün grafik mezunlarının kaçınılmaz sonu olan reklam sektörüne girmeye karar verdim. Okul devam ederken TBWA/Istanbul’da staj yaparak reklamcılığa başladım. Sonrasında Art Grup, DDB&Co ve Alametifarika’da çalıştım.

Junior iken sektör keyifliydi. İyi bir reklamcı olma hedefim vardı. Geceli gündüzlü çok çalışıyordum. Cannes Young Lions film kategorisini yazar arkadaşlarım Odisseas Sevsevme ve Güldeniz Şeşen ile iki kez kazandım. Ödüllük işler ve Cannes işin çirkin taraflarını örtüyordu ama senior oldukça senden beklenti ajansa daha para kazandıran keyifsiz işler yapman oluyor. Yıllar geçtikçe kodamanları daha da zengin etmek için kendi sağlığımı feda etmenin anlamsızlığını idrak ettim.

2012 yılında Kadir Çöpdemir’in suratını dekupe etmekten yıldığım bir gün Levent Cantek’in Dumankara çizgi roman antolojisi için çizer aradığını Twitter’da görüp başvurdum. Bu kitapta çizdiğim iki hikayeden sonra kimyamız tutunca, önce Emanet Şehir (2014) sonra da Uzak Şehir (2015) grafik romanlarını yaptık. Sonrasında da artık illüstratör olarak hayatımı sürdürebileceğime inandığım için reklamcılığı bıraktım.

İllüstratör olarak hem yayınevlerine hem de reklam ajanslarına çalışıyordum. İyi bir çevrem olduğu için iş konusunda bir sorunum da yoktu. Ama 2016 yılı Türkiye’de hiç kolay geçmedi. İki kez bir saat farkla terör saldırısından kurtuldum. Darbesiydi, patlamasıydı, referandumuydu derken bu ülkede kendim için bir gelecek görmüyordum artık. Ağzını açsan vatan haini olarak seni yargılayan bir devletin elinde güvende hissetmiyordum kendimi. Yurt dışında çalışma alternatifleri ararken bir kaç arkadaşımın da yararlandığı Ankara anlaşması olarak bilinen ECAA vizesini araştırıp başvurdum.

Hem dili ve kültürü hem de illüstrasyon alanındaki imkanlarıyla İngiltere en mantıklı seçimdi. Önceki yıllarda tatil amaçlı bir çok kere gittiğim için alışma süreci de kolay olacaktır diye düşündüm. Taşınma ve iş kurma süreciyle zorlu geçen ilk 1-2 ay sonrası giderek artan bir tempoyla çalışmaya devam ediyorum. Bir illüstratör olarak Türkiye’de büyük bir çoğunlukla sektörden tanıdıklar veya sosyal medyadan bilinirliğin özerinden iş yapılıyordu. Buraya geldikten sonra şirketlerle çizerler arasındaki bağlantıyı kuran temsilciler ve menajerler dünyası ile tanıştım. Özellikle yayıncılık alanında kapıyı çok sıkı tuttukları için seni temsil eden bir menajerlik şirketin yoksa büyük yayınevlerine iş yapman imkansız gibi bir şey. Ben de Londra’ya taşındığımdan beri Bright Agency tarafından temsil ediliyorum.

İngiltere’ye ilk gelme amacım kariyer yapmaktan çok Türkiye’den kurtulmaktı. O yüzden daha düşük seviye işlerle hayatımı sürdürmeyi göze almıştım. Ama zamanla beklediğimden daha iyi bir ivme kazandım. Scholastic, MacMillan, Oxford University Press gibi dev yayın evlerine kitaplar çizdim, dünyanın en büyük mobil oyun firmalarında Supercell için illüstrasyonlar çiziyorum ve şu anda da Amerika’nın en büyük çizgi roman yayınevlerinden biri için çizgi roman çiziyorum.

Bu araya geldikten sonra iş hayatında dikkatimi çeken önemli fark işe ve insana hak ettiği zamanı tanımaları. Yapılacak proje için kimse acele etmiyor. Ya da müşterisine şov yapmak için çalışanlarına iş yükü bindirilmiyor. İşi yapmış olmak için değil iyi iş yapmak için çalışıyor herkes. Çünkü rekabet çok fazla. İyi bir işle sıyrılamazsan kaybolup gidersin. Bu yüzden ajans da, müşteri de, yayınevi de öncelikli olarak iyi iş çıkartma amacında. Bir iş bir hafta veya bir yılda da yapılması gerekiyorsa ona göre gerekli planlama ve kaynaklar hazırlandıktan sonra işe başlanıyor. Çalışanlar da verilen işleri onayladıkları zaman diliminde bitirmekle yükümlü. Bunun bilinciyle gün içinde verimli çalışmalı. Yoksa yerine buluna bilecek binlerce alternatif insan var.

Türkiye’de yaratıcı sektörlerde üretici ve tüketici sayısı nüfusa oranla çok küçük. Bu yüzden illüstrasyon alanında aynı insanlar ve tarzlarda bir döngüde devam ediyor işler. Türkiye’de birden çok çizerin dahil olduğu projelerde yer aldığımda bakıyorum CC’deki insanlar hep aynı. Çok fazla sayıda yetenekli çizer var ama profesyonel seviyeye gelemiyor çoğu. Bunun nedeni şartlar yüzünden illüstrasyonu yan iş veya hobi olarak devam ettirmeleri. Tam zamanlı bir emek harcayıp kendini geliştirmedikçe işin profesyoneli olmak zor. Az sayıda çizer olunca her çizer her türlü işi yapıyor. Amerika veya Avrupa’da ise çizerler kategorilere ayrılıyor. Reklam, kitap, infografik, vektör, piksel vs. aklınıza gelebilecek her çeşit tarzda uzmanlaşmış çizerler var. Belli bir tarzda illüstrasyon ihtiyacı olduğunda o işin illüstratörüyle çalışıyorlar. Menajerler ve temsilcilerde çizerlere portfolyolarını belirli bir tarza göre şekillendirmeleri gerektiğini söylüyor. Hatta belirli bir tarzı olmayan çizerleri bünyelerine almıyorlar.

Londra şehir olarak da imkanlarıyla çizerleri besleyen bir yer. Müzeleri, galerileri festivalleriyle sürekli size ilham verecek bir şey çıkartıyor karşınıza. Parklarının varlığı bile COVID yüzünden eve kapandıktan sonra bu dönemi atlatmakta yardımcı oluyor.

Dünyada hiç bir yer cennet değil. Ama özellikle kaostan inanılmaz zevk alan biri değilseniz eğer, ülke sınırlarının dışında yaşayacak ve çalışacak çok yer var.”

 

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye’nin 102. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.