İşte iş, evde iş, uykuda da iş

Uzun yıllar aldığımız eğitimin ardından hepimizin hayali güçlü bir kariyere sahip olmak ve hayat standartlarımızı bizi mutlu edecek seviyeye taşımak. Ancak kariyer yoluna girip o yolda başarılı olmak adına harıl harıl çalışırken, arada bir şöyle durup hayatımızın gidişatına baktığımızda ne görüyoruz? Gerçekten bizi tatmin eden bir hayat mı, yoksa bir şeyler hep eksik kalıyor gibi mi? Yaptığınız tüm o mesailer, aldığınız terfiler ve zamlar, uykusuz geçen geceler, işinizi en iyi şekilde yapmak için verdiğiniz ödünler… Tüm bunlar sonucunda el ettiğiniz başarı sizi tatmin etmeye yetiyor mu? Yoksa bu işte bir yanlışlık olabilir mi?

Son yıllarda iş-yaşam dengesi konusunda artarak devam eden bir serzeniş söz konusu. Özellikle reklam ajansları çerçevesinde çok fazla duyduğumuz “çalışma saatlerinin esnekliği” konusu, birçok genç çalışanın bu sektörle ilgili başlıca şikayetlerinden biri. Ancak durum yalnızca reklam ajansları için değil, diğer sektörler için de benzer şekilde ilerliyor. Mesailerin giderek daha esnek bir hal alması, çalışanların da giderek daha fazla “zamansızlıktan” yakınır hale gelmelerinin bir sebebi. Çünkü ne zaman telefonunuzun çalacağını ve sizden bir işi tamamlamanızın isteneceğini bilmiyorsunuz. Çünkü cuma günü bitmeyen ve pazartesiye yetiştirilmesi gereken bir iş varsa bellidir ki siz hafta sonu da “zorunda olmasanız da” çalışıp onu yetiştirmeye uğraşıyorsunuzdur. Normalde mesaiden sayılmayan ve belki de güneşli ve güzel olan bu günlerin de bilgisayar başında (ya da elinde telefonla) geçiyor olması zaman içinde “kendinize vakit ayırma ihtiyacını” daha da artırıyor ve motivasyonu düşürüyor. Kendinizi giderek bir kavram karmaşasının içinde bulmanız da bu durumda kaçınılmaz hale geliyor.

Bazen siz de günler kısalmış gibi hissediyor musunuz?

Peki çalışanların sosyal ve profesyonel hayatlarını bugün büyük ölçüde etkileyen “zamansızlık” çıkmazı sadece bir algı olabilir mi? Tüm bunların sebebi sadece zamanı iyi yönetemiyor oluşumuz mudur dersiniz? Muhtemelen zamanı yönetme konusunda da sıkıntılarımız mevcut ancak reklamcıların da sürekli yakındığı “akşam gelen revizyonlar” örneği bile iş süreçlerinde bir şeylerin düzene girmesi gerektiğine bir kanıt olabilir. Tüm günü ofiste geçirdikten sonra bir de sabahlamanız beklendiğinde ve bu durumlar da “arada olur öyle” algısı yaratılarak “işin fıtratında var”a dönüştürülmeye çalıştığında ya elinizi masaya vurursunuz ya da paşa paşa işin başına dönersiniz. Ama bunun aşılması gereken bir sorun olduğu da bir gerçek.

Öte yandan, çalışanlarına yaşam alanları sunan firmalar da son yıllarda revaçta. Çalışanlarının gerek işlerine gerekse sosyal hayatlarına fayda sağlayacak çeşitli birimleri bünyelerinde barındıran şirketler, son dönemde oldukça çekici görülüyorlar. Bu durumda diğer şirketler de farklı noktadan kızışan bir rekabet ortamına ayak uydurmak üzere paçaları sıvıyor.

Bu durumda akıllarımıza gelen bir soru da şu oluyor: Bu bir çözüm mü yoksa çalışanları iş yerinin coğrafyasında tutması sebebiyle ilerisi için tehlikeli olarak görülebilir mi? Şimdilerde bu durumun bir tehlikeden ziyade; çalışanlarına yoğun işlerin ardından kaçabilecekleri ya da eksik hissettikleri noktalarda kendilerini tamamlayabilecekleri fırsatlar olarak görüldüğünü biliyoruz. Geleceğin neler getireceğini ise hep birlikte bekleyip göreceğiz.

İşte iş, evde iş, uykuda da iş

Evet birçoğumuz stresli bir dönemdeyken uykumuzda bile işlerle uğraşmışızdır, en azından bir kez. Kabuslar birbirini kovalar durur. Ama yeni nesil bu ritme ayak uydurmaya pek de niyetli değil gibi görünüyor. 

Genç kuşak için işin dışında bir hayatı yaşayabilmek, daha fazla okumak, gezmek, görmek ve öğrenmek ama hepsinden önemlisi “deneyimlemek” hem işlerine daha fazla katkı sağlayabilmeleri hem de kişisel gelişimleri için çok daha fazla önem taşıyor. O nedenle bunlara vakit ayırmak için, çalışma hayatına yönelik farklı bakış açıları da geliştiriyorlar. Part time ya da freelance çalışmaya; teknoloji alanına olan talep artışını ve start-up’ların her geçen gün giderek artmasını bunun sonuçlarından bazıları olarak değerlendirmek yanlış mı olurdu dersiniz?

Her birinin görüşlerine detaylıca yer verdiğimiz İK profesyonelleri, bakalım bu konularda neler düşünüyorlar…

Sezai Kayaoğlu – Mesel zaman yönetimi değil, enerji yönetimi

Canten Akdağ – Uzun saatler çaışmak verimsiz çalışmanın göstergesi

Kerem Gümüşkanatlı – Eskiden dayatma vardı, şimdi ne istediğimiz soruluyor

Ebru Odabaşı – Çalışanları şirkete bağlayan şirket kültürüdür

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye Nisan 2017 sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.