İş yeri kültürüne ne olacak?

MediaCom Chief Transformation Officer’ı Sue Unerman pandemiyle beraber evden çalışmaya başladığımız bu süreçte iş yeri kültürünün korunması ve devam etmesi gerektiğini hatırlatıyor.

Geçtiğimiz birkaç ayda birçoğumuz için ofislerimiz iş yeri olmaktan çıktı ve devasa bir ev çalışma platosuna sahip olduk. Hatta pek çoğumuz evden çalışmayı sevdik ve COVID öncesindeki normale geri dönmek de istemiyor.

Evde çalışmayı, en azından bazı zamanlarda ofiste olmaya tercih ediyoruz. Forbes’un hazırladığı bir rapora göre çalışanlar, eski masalarına dönmek için pek de acele etmiyor. ABD, İngiltere ve Avustralya’da uzaktan çalışmaya geçiş yapan her beş çalışandan üçü evden çalışmayı tercih ettiklerini söylüyor. Ve 55 yaşın altındaki her dört çalışandan sadece biri ofise geri dönmek istiyor.

Çalışma şeklinde yaşanan bu geçişten sonra ise evden çalışanların çoğunluğu (%59) kalıcı olarak hem ofiste hem de evde çalışmayı sağlayan karma bir çalışma sistemine geçmek istiyor. Şirketler iş yerlerinde yaşanan bu kültürel değişimi başarmış gibi görünüyor. Anketi yanıtlayan katılımcıların yaklaşık %41’i şirketlerinin artık personele bir süre uzaktan çalışma seçeneği sunduğunu belirtiyor.

Peki ya iş yeri kültürüne ne olacak? Artık iş yeri olarak adlandırdığımız ofisler olmayacaksa bu kültürü devam ettirmeyi nasıl başaracağız?

Bazı işletmeler iş yeri kültürünü ofis içinde kontrol edilip izlenebilen ve beslenebilen bir şey olarak görüyor. Hatta böylece duvarlara veya asansörlere kurumsal değerler çizebileceklerini düşünürler. Atıştırmalık olarak tatlılar veya daha sağlıklı bir seçenek olarak muz sunarlar. Toplantı odalarında yaratıcılığı teşvik eden puflar bulundururlar. Açıkçası, bu hamleler, asla iyi bir kültür

sağlamak için yeterli değil. Bir kat boya ve iyi bir halı atmosferi canlandırabilir evet, ama duygusal kültür doğru olmadığı sürece bütün bunlar gerçeği maskelemekten öteye geçmez.

Bir de ofis ritüelleri vardır. Medyaya sektöründe çalışmaya başladığımda, öğleden sonraları bir ritüel olarak ofiste kriket oynanıyordu. Bu eğlence kavramı benim eğlence anlayışımla pek de örtüşmediği için bu ritüel beni sadece dışlanmış hissettiriyordu.

Evden çalışma ve hibrit ofis modellerini konuştuğumuz bu günlerde iş yeri kültürü oluşturmak adına zorluklarla karşılaşacağımız gibi fırsatların da bizi beklediğini unutmamak gerek. Kapsayıcı, herkesin sahiplendiği ve paylaştığı bir vizyon etrafında olmak önemli ve hiç de basit değil. Bu, herhangi bir liderin ekibine aktarabileceği bir şey de değil. Bu yüzden CEO’lara daha fazla iş düşüyor.

Keşfedilmemiş bir dünyadayız, daha çok iş yerindeki etkileşimlerle kazandığımız anlayış, bilinç, yeni normalde nasıl devam edecek pek bilemiyoruz. Eskiden golf sahalarında ya da barlarda inşa edilen kariyerler, yapılan beyin fırtınaları golf oynamayı sevmeyenleri ya da alkolle arası çok da iyi olmayanları geride bırakıp onları çoğu zaman görmezden geldi.

Sadece gerçek anlamda bir kültüre sahip olan işletmeler, düşünce çeşitliliği açısından ödülleri topladı. Sıradan karşılaşmalar veya tesadüfi toplantılar gelecekte daha az olası hale gelirse, ofisteki sosyal hayatımız devam etmezse CEO’ların bu konudaki rolü çok daha önemli olacak. Her türlü yeteneğin teşvik edildiği, kimsenin kendini dışlanmış ya da görmezden gelinmiş hissetmediği, kapsayıcı bir kültür yaratmak artık onların elinde.

Sue Unerman
CTO, MediaCom

 

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye’nin 102. sayısında yayımlanmıştır.
Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.