İncir çekirdeği

Uğur Nalbantoğlu hikaye anlatımının insan beyni üzerindeki etkisinden yola çıkarak iletişim üzerindeki gücüne değiniyor ve hangilerinin iz bırakan türden olduğunu açıklıyor.

Bütün bu olanların sonu bir yere bağlanacak. 

Nasıl biteceğini biliyoruz. 

Öleceğiz. 

.- Çok mu sert oldu ?

Bir daha yazalım.  

Öleceğiz. 

Kötü haber şu. 

Sevdiğimiz herkes de ölecek. 

İyi haber şu. 

Geride hikayelerimiz kalacak. 

Bizi iyi insan yapan şeyler hikayelerdir. 

Günlük hayatımızı bile neredeyse hikaye gibi yaşıyoruz. 

Her saat, bir satır. 

Kelimeler de her zaman yeterli olmuyor. 

Frederic Bartlett

Kültürel psikolojinin öncülerinden biri. 

‘Hayaletlerin Savaşı’ adında bir Kızılderili hikayesini, bir deneyinde katılımcılara okuyor. 

330 karakterlik kısa bir hikaye.

Bir çocuk, savaşcı bir grubun arasına katılmak zorunda kalır. 

Savaş sırasında bir asker, çocuğu vurulduğu konusunda uyarır. 

Çocuk üzerine bakınca bedeninde herhangi bir yara göremez.

Ertesi sabah uyanır, ağzından siyah bir sıvının aktığını fark eder ve düşüp ölür. 

Bartlett’in anlattığı bu hikayeyi dinleyen katılımcılar İngiliz. 

Onlara tanıdık gelmeyen içerikler var hikayenin satırlarında. 

Hikayeyi anlattıktan sonra katılımcılara ne hatırladıkları soruluyor. 

Fark edilen şu… 

Değişik, şaşırtıcı veya tanıdık gelmeyen konuları katılımcılar kendi algılarıyla farklılaştırıyor, dolduruyor.

Etrafımız artık belirsizlikler ve karmaşık bilgilerle dolu.

Algımız tüm bunları anlaşılır kılmaya çalışıyor. 

Psikolog Jonathan Haidt: ‘Beyin bir mantık işlemcisi değil, bir hikaye işlemcisidir’ diyor.

Ensemizin hemen üzerinde yer alan bu biricik organ tamamıyla ait değildir, aslında mirastır.

Beyin karışık bir hikayenin metnini düzeltmeye çalışan bir editörün yaptığı gibi; o bilgileri düzeltmeye, derlemeye, kurgulamaya başlıyor. 

Toparlıyor.

Kelimeleri anlam bütününe dönüştürüyor.

Yeniden. 

Frederic Bartlett’in bu çalışmasına başka bir yönden bakmamız lazım 

Hikaye anlatmak iletişimi güçlendirir.

Paydaşların algılarını açar ve etkilenmeye hazır bir duruma geçirir.

Doğru.  

Ancak algı bir boşluğu yönetmek gibidir. 

Hikayenizi iyi anlatmazsanız, paydaşlarınız – insanlar – kendi hikayelerini icat eder, ve her zaman da o boşluğu sizin adınıza doldurur. 

Bu nedenle ‘Algı ve İletişim Yönetimi’ serbest düşüşe bırakılmayacak kadar kıymetlidir.

Bu nedenle hikayeler – kelimenin tam anlamıyla – yaşadığımız dünyayı yaratırlar. 

Bu hem bireyler hem de kurumlar için geçerlidir. 

Sözcüklere ne anlam yüklüyorsak ona dönüşür.

Steve Denning. 

Avustralyalı. 

Uzun süre Dünya Bankası’nda çalışmış. 

Bankacı yani. 

6 kitabı var. 

Bir tanesinin başlığı: ‘Liderin Hikaye Anlatma Rehberi’

İş dünyasının kurumsal hayatında hikaye anlatma sanatı ve disiplini üzerinde ustalaşmaya ve derinleşmeye odaklanmış bu kitapta. 

Finansal hizmetler sektöründen gelen biri için hayli zor bir konu seçmiş. 

Denning; ‘Liderlik, özünde bir etki yaratmak görevidir. İnsanların akıllarını ve yüreklerini kazanmaya odaklanır. Hikaye anlatmak bu nedenle liderliğin doğasında yer alır. Eğer bir grup yöneticiyi ikna etmek zorunda kalırsanız, gözle görülür bir değişimi yaratabilmek için, hikaye anlatma gücünün her zaman işe yarayan tek şey olduğunu göreceksiniz.’ diyor.

Nefis. 

Kurumsal hayatta değişim yönetiminde de ilk önce hikâyeni değiştirmelisin çünkü insan beyni hikayeleri, bilgi ve sayılardan tam 22 kez daha fazla algılıyor. 

İkna etmek, etkilemek ve öncülük yapmak için hikayenin bu gücüne odaklanmamız yanlış bir seçim değil.

Başka bir perspektiften bir sağlama yapalım 

Robert McKee.

Yazar, senarist, öğretim görevlisi ve senaryo danışmanı.

Hollywood’un en ünlü hikaye anlatıcısı.

Neredeyse tüm senaristlerin ‘hocası’.

Birçok televizyon yazarına, film yapımcısına, senariste, edebiyatçıya, kurumlara, üst düzey yöneticiye, reklamcıya, metin yazarına, aktöre, prodüktöre, yönetmene ve oyun yazarına ilham kaynağı olmuş.

‘Hikaye’ adı altında kusursuz bir senaryo yazımı kitabı var.  

 Meraklısı inceleyebilir. 

“Zihnimizin dili hikaye dilidir. Eğer bir kişi kendi düşüncelerini hikayelerle sunmak isterse dinleyici buna direnmez aksine anlatanı kucaklar.” diyor.

Hikayeler, özgün dili ve kurgusuyla, insanların zihnindeki savunma mekanizmalarını zekice yönetip aklımıza ve yüreğimize ulaşır. 

Akılları ve yürekleri kazandırır. 

Liderin hikayesinin satırları arasında ‘çünkü’ olması gerekir, ‘sonra’ değil. 

Sebep-sonuç ilişkisi olmayan, iyi kurgulanmamış hikayeler incir çekirdeğini doldurmuyor.  

Aynı abartılı söylemlerin çevresinde dolaşmaktan da öteye geçmiyor. 

Üreten keyif aldığını zannediyor, paydaşların aklında ve yüreğinde bir yansıması olmuyor. 

Hikayeler paydaşlar içindir, hikayeyi anlatanla hiçbir ilgisi yoktur.  

Büyük usta Ferhan Şensoy’un dediği gibi, 

‘İncir çekirdeğine bile eziyet ediyoruz’

… 

Bitti.

Uğur Nalbantoğlu

İstanbul Bilgi Üniversitesi Öğretim Görevlisi

 

 

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 111. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.