Hikâyeler anlatın

MediaCom’dan Sue Unerman görüntülü görüşmelerin dezavantajlarından bahsederken, daha etkili toplantılar ve konuşmalar yapmak için nelere dikkat etmemiz gerektiğini anlatıyor.

Senin kokunu alamıyorum, sana dokunamıyorum, seninle göz teması kuramıyorum… Beni hâlâ motive edebileceğini düşünüyor musun?

Yönetmen John Boorman, Conclusions isimli kitabında film çekimlerinde filmin yıldızının performansından çok daha iyi yararlanabilmek için çekimden hemen önce oyuncunun saçlarında küçük bir düzeltme yaptığından bahseder. Bunun nedenini ise oyunculara kendileri için en iyisini istediğini göstermek ve güvenlerini kazanmak olarak açıklar.

Şu anda hiç film çekimi yapılmıyor; ancak buradaki mesele güven kazanmak için küçük bir dokunuşun (tabii ki #MeToo etiketine konu olacak ürpertici bir dokunuştan bahsetmiyoruz burada) ne kadar önemli olduğu ve şu anda ne kadar imkansız olduğu…

Kokunun etkisi

Koku çok derin bir duygu. COVID-19’dan muzdarip ve iyileşen insanlar, koku kaybının ne kadar sıkıntılı ve insanın yönünü kaybettiren bir şey olduğundan bahsediyorlar.

Tanıdık bir koku pek çok anıyı canlandırabilir. Ayrıca birisinden etkilenme nedenimiz, nasıl göründüğü kadar nasıl koktuğu ile de ilgili. Patrick Süskind’in Parfüm romanını hatırlayın: Bir kişi kokusu ile etkisini nasıl da değiştirebiliyordu. Koklamak… Bunu bilinçli olarak yapmasak da şu an toplantı yaptığınız hiç kimsenin kokusunu alamıyorsunuz.

Göz teması yok. Bu dönemde yaptığınız toplantıların hiçbiri gerçek hayatta yaptığınız toplantılar gibi değil; bire bir karşılıklı değilsiniz. Haliyle de mikro ifadelerin okunması çok daha zor, hatta yanlış okumanız bile söz konusu. Özellikle de zayıf Wi-Fi ile geciken görüntüler ve konuşmaları da hesaba katarsak… İletişimin %10’undan çok daha azı sözlü gerçekleşir. Oysa Zoom ile görüşmelerde vücut dili büyük oranda kayboluyor. Birine nasıl tepki verdiğimizin büyük bir parçası olan mikro ifadeler sadece birkaç saniye sürüyor ve bu ifadeler şu anda ya kayboluyor ya da yanlış yorumlanıyor.

Nasıl görünüyorum?

Kathryn Jacob ile yaptığımız Glass Wall konuşmalarda sık sık ne düşündüğümüzü tam olarak söyleyebilmekten; kendimizi açıkça, çekinmeden ifade etmekten bahsediyoruz. Aslında insanlar bir toplantıdayken söylediklerinizi yargılamazlar, onlar daha çok sıra kendilerine geldiğinde nasıl karşılanacaklarına, görüneceklerine odaklanırlar.

Ve şu anda kelimenin tam anlamıyla video konferanslarda gerçekleşen toplantıların hepsinde nasıl göründüğümüzü izliyoruz. Şöyle düşünün; gerçek hayatta yani pandemi öncesindeki normal hayatımıza döndüğümüzde yapacağımız toplantılarda herkesin kendi kişisel aynası olsa nasıl olurdu? Bütün bunlara rağmen duygusal bir bağ kurmak hâlâ mümkün, ama biraz farklı düşünmeniz gerekir. Bir bakıma, küçük bir tiyatroda oyuncu olmaktan film yıldızı olmaya geçmek gibi… Sör Michael Caine’nin verdiği derslerden yakın planla ilgili kısım, şu an hepimiz için yararlı olabilir.

Video görüşmeleri için üç ipucu:

Biriyle videolu bir görüşme gerçekleştirirken yüzüne değil, kameraya bakın. Toplantıda altı kişi varsa ve siz sadece ekranın ortasına bakıyorsanız, kimseye bakmıyormuşsunuz gibi görünür.

Toplantıya katılan insanlara sorular sorun. Uzun bir monolog gerçekleştirmeyin. Çoğu insan gerçek hayatta bile dikkatini uzun süre veremezken, videolu görüşmelerde bu, çok daha zor olacaktır. Hatta bazıları, kendi görüntülerine bakmaktan kendini alamayacak ve yaptığınız uzun konuşmada onları en başta kaybedeceksiniz.

İnsanların dikkatini çekmek için hikayeler, ama kısa hikayeler anlatın. Lee Child’ı düşünün; sürükleyici romanlarıyla pazara oldukça hakim bir yazar. Peki siz kimseyi zorlamadan nasıl sürükleyici bir teknik geliştirebilirsiniz? Kendinizin her karesinde dram, kahkaha veya duygusal yansımalar olması gereken bir Amerikan televizyon şovunun senaristiymiş gibi düşünün.

Sue Unerman
Chief Transformation Officer, MediaCom

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 101. sayısında yayımlandı.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.