Hey şey, veridir

Harbour’dan Flora McKaig, verinin anlamını yeniden sorguluyor ve veriyi yorumlarken, kullanırken ona çok daha geniş bakılması gerektiğini anlatıyor.

Veri her tarafımızı sarmış durumda; onu insanlarda merak uyandırıp konuşmalar başlatmak için kullanmalı, sonlandırmak için değil. Google’a göre, veri şu şekilde açıklanabilir: “Referans veya analiz amacıyla toplanan olgular veya istatistikler.” Gayet basit görünüyor, değil mi? Pek de değil.

Verinin sorunu kesinliğidir; hatasızlık hissidir. Çoğu zaman entellektüel bir zırh olarak kullanılır. Stratejik veya yaratıcı bir “bu yoldan geçilmez” demek için giyilen, sayılar, olgular ve şekillerden oluşan delinmez bir zincirli zırh. Çoğu zaman, konuşma başlatacağına, konuşmanın sonunun getirir.

Bana öyle geliyor ki veri, merakı sonlandırmak için kullanılacağına merak uyandırmak için kullanılabilir. Gerçekten de (Google’ın veri tanımına geri dönmek gerekirse), vurgu “referans” ve “analiz” kelimelerinde olmalı. Diğer bir deyişle, veri sağlam kanıt göstermektense yoruma açık olup destek amacıyla kullanılmalı. Ve bunu akılda tutmak hem şirketlerin hem de müşterilerin sorumluluğu. Tabii, bu demek değil ki verinin stratejik bir düşünceyi veya yaratıcı bir yapıyı paketleme potensiteli yok. Spotify’ın “eskiden olduğu gibi dinle” kampanyası yaratıcı yapının müzikle ilgili nostaljik kültürel eserleri veriyle biçimlendirerek kullanması sonucunda ortaya çıktı ve son derece de başarılı oldu. Keskin bir sezgiye dayanan kampanyaların güçlü oldukları apaçık ortada. Fakat son ana dek verinin doğruluğunu sorgulamak ve bundan şüphe duymak da kendi içerisinde bir avantaj sağlar. Üstüne üstlük, veri anlayışımızı genişletmekte de fayda var.

Veri” kelimesini duyunca aklınıza ilk ne gelir? Şahsen aklıma grafikler, sayılar ve yüzdelikler geliyor. Belki bu sizin için de böyle. Ancak veriyi sadece sayılar olarak görmeyi bırakmanın vakti geldi; Subreddit’lerdeki doğal, insani konuşmaların, bir Twitch kanalındaki yorumların ve umumi tuvaletlerde yazılı grafitinin de data olarak kullanılmasına izin verilmeli.

Nora Ephron’un annesinin söylediği “her şey kopyadır” sözünü, veriye daha değişken bir tanım vermek için uyarlayabiliriz. Eğer “her şey veri” ise, etrafımızda analiz etmemiz ve anlamamız gereken daha görmediğimiz çok veri ve daha yapmadığımız pek çok ilginç konuşma var.

Ben uzun süredir cinsiyetin grafiti üzerine olan etkisiyle ilgilendim; tuvalet aynalarındaki ve kabinlerindeki kaba yazıları aklıma not etmeye hâlâ devam ederim. Duvarlardaki karşılıklı notlaşmalardan özellikle bir kardeşlik seziliyor. “Kinci kadın” düşüncesine karşı gelen bu durum, dünya görüşümüzü oluştururken her türlü kültürel materyelleri araştırıp bulmaya devam etmemiz gerektiğinin bir örneği sadece.

İnsanlar doğuştan çelişkilidir. Neredeyse sürekli kastetmediğimiz şeyler söyleriz ve asla yapmayacağımızı söylediğimiz şeyler yaparız. Daha fazla kaynaktan daha fazla veri de insanların acayipliklerini daha iyi anlamamızı sağlar sadece.

Ve bu koronavirüs döneminde veriyi kuşku ile karşılayıp konuşma bitirmektense başlatma amaçlı kullanma kabiliyeti daha da mühim. Her an, tüketicilerin amaçları değişiyor ki fikirlerinin, ihtiyaçlarının ve isteklerinin de benzer bir hızda değişmesi gayet doğal.

Veriyi özgürleştirici ve sonuçlandırı olarak görmeye başlamamız gerek; yoksa, dağınık yaşantılarımızı ve sürekli değişen kültürlerimizi sütunlu grafiklere indirgemeyi göze alıyoruz demek. Ve kimse bunu istemez, değil mi?

Flora McKaig
Planlamacı, Harbour

 

Bu yazı, ilk olarak Campaign Türkiye’nin 103. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.