Gelecek için daha yaşanabilir bir dünya bırakmak…

Sürdürülebilirlik kavramının bugüne kadar birçok kez tanımlaması yapılmıştır. Genel anlamda herhangi bir sistemin sonsuza kadar devamlılığını sağlayacak şartların sağlanması olarak tanımlanabilir. Ancak en yalın tanımlamalardan birisi Ekonomist Herman Daly tarafından 4 ana prensip çerçevesinde yapılmış olandır. Bu prensipler; insanoğlunun doğanın sınırları ve kapasitesi çerçevesinde hareket ediyor olması, teknolojik ilerlemenin verimliliği artırma odaklı olması, yenilenemeyen kaynakların ancak yerine farklı bir alternatif kaynak yaratıldığı oranda kullanılması ve yenilenebilir kaynakların ekosistemin kapasitesi ölçüsünde kullanılmasıdır.

Günümüzde sürdürülebilirlik kavramının önemi, üretimden hizmet sektörüne tüm alanlarda dikkate alınmakta; çevresel, Sosyal ve Kurumsal Yönetişim (ESGEnvironmental, Social and Governance) faaliyetlerini de ana faaliyet alanlarına entegre etmekte. Birçok şirket yıllık raporlamalarında artık sadece finansal rakamları değil farklı indikatörleri de içeren entegre bir raporlama sistemini kullanmakta. Bu rapor ile şeffaf bir şekilde finansal ve sürdürülebilirlik başlıkları arasındaki bağlantı ortaya konuyor ve yıllar içerisinde şirketin bu yolda atmakta olduğu adımlar ve doğayla dost yönetim ve işletme anlayışı net bir şekilde vurgulanıyor.

Bu raporlamalar, Birleşmiş Milletler tarafından 2030 yılına kadar erişilmesi hedeflenen 17 ‘Sürdürülebilir Kalkınma Amacı’na (SKA) nasıl katkı sağladığını da somut olarak ortaya koyabilmeleri için bir fırsat yaratıyor. SKA, gelecek nesillerin yaşamını sürdürülebilir biçimde iyileştirmek için, bugünden doğru seçimleri yapacak şekilde ortak akılla hareket ederek, yoksulluğu ortadan kaldırmak, gezegenimizi korumak ve tüm insanların barış ve refah içinde yaşamasını sağlamak için evrensel bir çağrı.

Bu evrensel çağrıya cevaben 2000 yılında sürdürülebilir ve kapsayıcı bir küresel ekonomi yaratmak i.in kurumların iş birliği ile harekete geçmelerini teşvik etmek amacıyla UN Global Compact inisiyatifi kuruldu. 160’tan fazla ülkede 9.500’ün üzerinde şirketin katılımı ile dünyanın en büyük kurumsal sürdürülebilirlik inisiyatifi… Global Compact Türkiye, 2013 yılında TÜSİAD ve TİSK ortaklığında bir platform olarak kurulmuş ve her yıl düzenli olarak faaliyetlerini de raporlamakta.

Global Compact dışında sürdürülebilirlik çerçevesinde kurulan birçok inisiyatif ve standart belirleyen uluslararası kurumlar bulunmakta ve bu belirlenen standartlara göre raporlamalar da yapılmakta. Şirketler bu şeffaf raporlamalar sayesinde hem müşterilerin hem de yatırımcıların çevresel ve sosyal açıdan birçok sorusuna kolaylıkla yanıt bulmasını sağlıyor. Şirket faaliyetleri için tüketilen enerji, su ve hammaddenin ne kadar verimli kullanıldığı, ne kadarının geri dönüştürülebildiği ve yeniden kullanıldığı, ne kadarının kaynağının yenilenebilir sistemler olduğu, iklim değişikliğine sebep olacak emisyonların salımı, çalışanlarına uygun fiziksel ve ekonomik şartlar sağlayıp sağlanmadığı bu başlıklardan öne çıkanlar.

Gençlerin katılımıyla yapılan birçok araştırma gösteriyor ki; çevresel ve sosyal değerlere sahip olmayan firmalarda çalışmaktansa, bu değerlere sahip firmalarda daha düşük ücretlerle çalışmak tercih ediliyor ve bu değerlere sahip firmalar, çalışanların bağlılığı üzerinde de pozitif bir etki yaratıyor.

Global Shapers tarafından 18 ila 35 yaşları arasındaki gençlere yapılan anketin sonucunda, iş fırsatlarını değerlendirirken gençler için iki önemli kriterden biri, mali konular %49 paya sahipken, bir amaca hizmet etmek ve bu amacın toplum üzerindeki etkisinin %41 paya sahip olduğu bu yıl Davos’ta yapılan Dünya Ekonomik Forumunda tartışılan konular arasındaki yerlerini aldı.

2017’de Morgan Stanley tarafından Amerika’da 1000 kişilik bireysel yatırımcı grubu ile yapılan araştırmada yatırımcılar, yatırımlarını kendi sosyal ve çevresel önceliklerine göre özelleştirmeye başladı. Araştırmaya katılanların %75’i sürdürülebilir yatırımlara yöneleceğini belirtirken, Y kuşağı için bu oran %85 seviyesine çıkmış. Deloitte’in 2020 yılında yapmış olduğu araştırma da yeni jenerasyonun sürdürülebilirlik ve çevre konusundaki endişesini ve hassasiyetini ortaya koymakta; Y ve Z kuşağının en önemli iki endişesi olarak iklim değişikliği ve çevrenin korunması ile sağlık konuları olduğunu raporlamakta.

Gençlerin ve yatırımcıların çevresel ve sosyal değerlere sahip şirketleri tercih etmelerinin nedenlerine bu şirketlerin uzun vadede çevresel, sosyal şoklar ve stresler karşısında daha dayanıklı olmalarını da ekleyebiliriz.

Gençler, iklim değişikliğiyle ve çevre ile ilgili endişelerini dikkate alan, bu konularda hassas davranan, aksiyon alan şirketlerde çalışmayı talep ettikçe güçlü çevresel, sosyal ve yönetişim kimliğine sahip olmayan şirketler, çalışan bulmakta giderek daha fazla zorlanır hale gelecekler.

Çalışanların iklim konusundaki hassasiyetlerine en güzel örneklerden birisi de Amazon çalışanlarının nisan 2019’da yaklaşık 9000 imza ile yönetime yaptıkları çağrıdır. Bu çağrının sonucunda şirketin aksiyon aldığı ana başlıklar; şirketin sıfır karbon politikasını açıklaması, %100 yenilenebilir enerji kullanımına geçmesi, şirketin aldığı tüm kararlarda iklime olan etkilerin değerlendirilmesi, iklim değişikliğinin etkisini en fazla hisseden bölgelere ve kırılgan gruplara öncelik verilmesi şeklinde oldu.

Sürdürülebilirliğin sağlanması ve gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmak için birey olarak hepimizin benzer davranışlar göstermesi, sürdürülebilirlik esaslarına uygun, kaynağı izlenebilir, çevre dostu ürünleri tercih etmesi, yavaş yavaş tüm firmaları bu şekilde davranmaya teşvik edecektir. Ürün veya hizmet satın aldığımız şirketlerin sosyal kapsayıcılığı ve katılımı destekleyip desteklemediğini, etik değerlere uygun şekilde yönetilip yönetilmediğini ve doğa üzerindeki etkilerini bilmek hepimizin hakkı değil mi?

Evrim Atalas

Arup Türkiye Çevre Grubu Lideri

 

 

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 110. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.