Gaye Sınmaz: “Günümüzde her mecraya özel içerikler markaların daha fazla isteyeceği bir yöntem olmalı”

Geometry Genel Müdürü Gaye Sınmaz, değişen halkla ilişkiler dinamikleri ve PR 2.0 hakkında konuştu.

Public relations kavramı aslında günümüzün en eski mesleklerinden birini temsil ediyor. 1900’lerin başında ABD’de toplumu yönlendirmek üzere şirketlerin talebiyle başlayan, televizyonla birlikte daha hızlı ve görüntülü bir hale dönüşen bu dünya, internet ile birlikte yepyeni bir hal aldı. 2010’a gelindiğinde ise artık tek taraflı ve geniş kitlelere iletişim yapmanın tek başına yeterli olmadığını görmeye başladık. 80 sonrası doğan Millennials’ların tüketici olarak baskın olması, daha fazla etkileşim ihtiyacını ortaya çıkardı. Artık marka ile doğrudan konuşabilen, bunu talep eden bir nesil ortaya çıktı. Tabii bu davranış biçimi sadece bu neslin bir özelliği olarak kalmadı. Sürekli bağlantıda olan herkesin içinde olduğu, akıllı telefonlarıyla yatağa girenlerden oluşan C(onnected) jenerasyonu tamamen belirleyici bir hal aldı.

Bu C jenerasyonuna sadece gazete, TV ve radyolar üzerinden ulaşmak mümkün değildi. Onları dinlemeyen, onlarla özel iletişim kurmayan markalar aforoz ediliyordu.

Bu dönüşen dünya ve hedef kitlenin varlığı, iletişimin de çok daha dinamik hale gelmesini sağladı. Bizler artık çok daha geniş bir kitleyi takip ederek hedef kitleyi etkileyecek kişileri belirlemeye çalışıyor -kimileri buna influencer marketing’i kendileri icat etmiş gibi davransa da- eskiden gelen kaslarımızla iletişimde en uygun araçları ve mecraları belirliyoruz. Sosyal medyayı hem hedef kitleyi anlamada hem de doğrudan kurulan iletişimde kullanıyoruz. Doğru data kullanımıyla hedef kitleye daha çabuk ve doğrudan ulaşabilme şansımız oluyor. Şirketin kendisini daha iyi anlatabilmesi için derinlemesine bilgiler içeren blogların oluşturuyoruz. Yazılı metinler yerine daha fazla görsel ve video içerikleri üretir hale geldik. İnfografikler, podcast’ler ve animasyonlar artık hayatımızın önemli bir parçasını oluşturuyor.

Bir basın toplantısı yaptığımızda ilk haberleri ertesi gün gazetede görürken, bugün toplantı sırasında haberler medyada yer almaya başlamakta. İnsanlar haberleri sadece medyadan değil, Twitter vb. dijital platformlardan alır oldular. Artık haberi olayın olduğu herhangi bir vatandaştan alabilir olduk. Artık herkes birer potansiyel haberci.

Bizler PR danışmanları olarak baştan sonra hayatımızın tüm noktalarında yer alan bu mecraları bir arada değerlendirip bütüncül bir marka deneyimi sunmakla mükellefiz.

 

Tek format her mecrada yer alamaz

Dünyanın değişen dinamikleri, çok daha fazla paylaşımcı, etkileşime açık bir toplum yapısının ortaya çıkmasının yanı sıra dijitalleşme PR dünyasını değişime zorladı. Sürekli internete bağlı C jenerasyonuna ulaşmak ve taleplerini karşılayabilmek için TV, basılı medya, radyo gibi geleneksel medya ile birlikte sosyal medya, influencer’lar, podcast’ler ve diğer tüm dijital platformlar da bir arada düşünülmeli.

Dünyada rakamlara bakıldığında PR harcamalarının arttığını görüyoruz. PR’ı pazarlama ve iletişim dünyasının merkezine oturtan birçok markanın varlığı, bu yatırımın artmasında  öncü oluyor. Türkiye’de PR sektörü kendini yenilemekte zorlanırken, tüm bu dönüşüm içerisinde bütünlükçü bir bakış açısına sahip olmayan markalar da sektörün gelişimine pek destek olmuyor. PR hizmeti veren ajanslar kendilerini bu dijital ve sosyolojik dönüşüme hazırlarken, markalar da PR ajanslarının bu değişime göre kendilerini yenilemelerini talep etmeli. Yalnızca bu sayede tüm sektör olarak günü yakalayabiliriz.

Bugün mecralardaki çeşitlilik, mecraların kullanım şekilleri düşünüldüğünde tek bir formatın aynı şekilde tüm mecralarda yer almasını beklemek gerçekçi değil. Basın bülteninin içeriğindeki ana mesajı sabit tutarak, hedef kitlelerin takip ettiği mecralarda o ürün/hizmetle ilgili, mecranın içeriğine göre alakalı mesajların öne çıkartılması gerekmektedir.

Günümüzde her mecraya özel içerikler yayıncıların da tercih ettiği gibi markaların da daha fazla isteyeceği bir yöntem olmalı. İletişimin en başından beri var olan “storytelling”, günümüzde değerini artırmaya devam ediyor. Artık gerçekten okuyucuların da ilgisini çekecek bir hikâye oluşturulmalı ve mecralar üzerinden marka deneyimi aktarılmalı.

 

PR’ın kapsamını genişletiyoruz

PR’ın söylem olarak kendisini yenilemeye ihtiyaç duyduğu aşikâr. Tüketicilerin farklı yaşam biçimleri, tüketim alışkanlıkları, ilişkiler, medyanın değişimi, iş yapış şekildeki değişimler, teknolojinin yaygınlaşması, sosyal medya tüketimi, influencer’lar, ekonomi ve güven faktörleri direkt olarak PR sektörünün işleyiş biçimini etkileyen ana faktörler. Bugün geleneksel PR hizmeti vererek markaları hedeflerine ulaştırmak yeterli olmayacaktır. Bütün bu yeniliklere ve değişimlere ayak uyduran, farklı mecralarla onarın lisanından konuşabilen yeni nesil PR ajansları bundan sonra PR bayrağını taşıyabilir.

Geleneksel PR ile yeni nesil PR’ın işleyiş şeklindeki farklılıklardan dolayı, insan kaynağındaki arayış da değişmelidir. Artık sadece etkili bir sunum hazırlayan, düzgün Türkçeli bir bülten yazan değil, iyi hikaye yazan, yaratıcı kasları kuvvetli ajanslar aranacaktır. Dijital geçmişi olan, bu dünyalara hakim, insan biliminden ve sosyolojisinden anlayan elemanların yer aldığı kadrolara ihtiyaç olacaktır.

Günümüzün etkileşime ihtiyaç duyan, artık geniş kitleler yerine her bir bireyin isteklerine uyacak özel iletişimin geliştirilmesi için ortaya çıkardığımız sosyal ilişkiler kavramı 3 önemli bileşen üzerinde duruyor: Artık markayı farklı kılacak hikayeler üretilmeli, bu hikayeler konuşulur ve paylaşılır olmalı ve marka deneyimi “Omnichannel” yaşanabilmeli. Bu doğrultuda sunulan deneyimin geleneksel medyadan yeni nesil dijital araçlara kadar her yerde etkili ve anlamlı olacağına inanıyoruz.

Sektörün, hem çağımızın değişen oyuncularının taleplerini karşılamak hem de markaların yeni dünyaya ayak uydurmasına yardımcı olacak bir bakış açısı geliştirmesi gerekiyor. Biz, yeni nesil araçlar ve hedef kitle ihtiyaçlarına göre PR’ın kapsamını genişletiyoruz ve artık “social relations” (sosyal ilişkiler) diyoruz.

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 83. sayısında yayımlandı.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.