Fikirler yıpranmazlar, yerleşirler

Her zaman geçen yılın kampanyasını ortadan kaldırmaya ve yerine yeni bir şey koymaya çalışıyoruz. Peki neden filmler, diziler ve podcast’leri örnek almıyoruz? Game of Thrones bu konuda iyi bir örnek.

Game of Thrones.

Dokuz yıl.

Sekiz sezon.

Yetmiş üç bölüm.

4282 dakika.

Neredeyse üç gün boyunca kesintisiz izlenecek içerik.

Game of Thrones bundan ibaret. Eğer izliyorsanız, muhtemelen bunun nedeni Jon Snow veya Daenerys Targaryen’e olan aşkınız değil. Daha derin bir şey.

Bizi eğlendiren şeyleri tüketme şeklimiz evrildi. Bir yanda dopamin zıplamalarına ve dikkat eksikliğine bağlı hızlı kas seğirmeleriyle sosyal medya var. Buna tepki olarak daha derin bağlar kurmak, içine kaçmak için daha anlamlı ve tamamlanmış dünyalar yaratmak istiyoruz.

Box set’ler bu boşluğu ve biraz daha fazlasını doldurdu.

Filmlerin rekabet edemeyeceği seviyede bir derinlik sunuyorlar. Karakter gelişimi seviyesini daha da ileri taşımak isteyen yazarların ve yönetmenlerin deneyim açlığını doyuruyorlar. Hikaye anlatımının ritmini değiştiriyorlar. Acele etmek gerekmediği hissini alttan alta yediriyorlar. Eğer yeteri kadar iyiyse, kimse kalkıp gitmeyecek. Böyle de özgüven sahibiler.

İzleyicinin dikkatini iki saniyede çekmeyi iyi uygulama olarak gören reklam mecralarının suratına gülüyorlar.

İyi fikirler Levi’s 501 gibidir

Zamanla daha iyi oluyorlar. Levi’s 501 gibi – onu ne kadar uzun süre giyer, hayatınızın ne kadar iniş çıkışını üzerinizde o varken yaşarsanız, o da hayatınızın kilit noktalarına nüfuz eder, kişilikleriniz birleşir, pantolonunuz sizin bir parçanız, kimliğinizin bir göstergesi olur. Daha rahat olurlar. Yıpranmazlar, yerleşirler.

Podcast’lerde de aynı durum geçerli. Desert Island Discs 1942’den beri yayında ve hâlâ her hafta en popüler yayınlar arasında ilk üçe girmeyi başarıyor. Programda ilgi çekici ünlüler en sevdikleri kayıtlardan, bu albümlerin onlara ne ifade ettiğinden bahsediyor.

İyi, basit bir fikir. Daha iyisini bulmak için uğraşmak gerekir.

İlk dinleyici kitlesinin torunları, kollarına taktıkları iPhone’larıyla Hyde Park’ta dolaşıp en yeni bölümleri dinlerken, programın eskimesi gibi bir tehlike göremiyorum.

Ve tabii filmler de var. 2016’da en çok gişe yapan 15 filmin 14’ü Harry Potter, Star Wars ve Marvel serilerinde olduğu gibi devam bölümleri ve orijinaliyle bağlantılı hikayelerdi.

Tanıdıklık hissi küçümsemeye neden olmuyor. Tam aksine, serilerle bağlantılı içerikler büyük ilgi uyandırıyorlar. Nesilleri ve sınırları aşıp hayranları bir araya getiriyorlar. Eskime gibi bir durum kesinlikle yok. Sorular bir sonraki bölümün yönetmeninin kim olacağı, hangi karakterlere odaklanılacağı, hikayenin dönüm noktaları, bir önceki bölümden neleri yeni bölüme taşıyacakları ve açıkta kalan hangi noktaları çözecekleri üzerine şekilleniyor.

Kurallar neden farklı olmalı?

Şimdi bu işin reklam kısmına gelelim.Yanlışsam düzeltin, reklamlar da bize eğlence dünyasının popüler içerikleriyle aynı mecralardan ulaşıyor, bizi eğlendirmeye ya da bilgilendirmeye çalışıyorlar.

Aynı telefonlar, aynı bilgisayarlar, aynı televizyonlar, aynı sinemalar…

Üstelik aynı insanları ve beyinleri hedef alıyorlar.

O halde neden kuralları farklı olmalı ki?

Reklam sektörü yeniden keşfetme takıntısında direniyor. Çünkü ödül çok çekici.

Her zaman bir yıl öncesinin kampanyasını ortadan kaldırmaya ve yerine yeni bir şey koymaya çalışıyoruz çünkü insanların önceki kampanyadan sıkıldıklarını düşünüyoruz. Oysa muhtemelen kitlenin Richter ölçeğinde ancak bir karıncanın geçişi kadar sarsıntıya neden olmuştur.

İşin aslı, kitleler o kampanyadan sıkılmış değil. Asıl sıkılanlar bizleriz.

Eğer elimizde iyi bir fikir varsa neden onu daha da ileri götürmeyelim ki? Onu sadece 60 saniye inceledik. Tutup başka bir noktaya taşıyalım, hikayeyi zenginleştirelim, karakterleri sevilebilecekleri kadar iyi işleyelim. Popüler kültürün bir parçası olmak, kalplere ve akıllara kazınmak, içe işlemek ve hatırlanmak zaman isteyen bir iş.

Bir şeyi yerleştirmek için çaba harcayın. Eminim henüz yıpranmamıştır. Benim 501’lerim yıpranmadı mesela. Aynen Jon Snow ve Daenerys Targaryen’ın eskimemeleri gibi.

Andy Fowler

Brothers and Sisters Kurucusu

 

 

 

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye’nin Mart 2018 sayısında yayımlandı.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.