Etik Eğitimciler

Trendwatching bu defa yeni teknolojilerin ve uygulamaların ön yargılarımızdan nasıl etkilendiğine dikkat çekerken bu ön yargılarımızı nasıl yansıttığımızı da ortaya koyuyor.

18. yüzyılda Fransız siyasetçi Joseph de Maistre şöyle demiş: “Demokraside her millet hak ettiği şekilde yönetilir.” Son yaşanan olaylardan sonra bu sözü şu şekilde güncellesek daha iyi olacak: “Her şeyin birbirine bağlı olduğu bir çağda, insanlar hak ettikleri interneti alırlar.”

Az ya da çok ne kadar olduğu hiç fark etmez, insanlar Google’ı kontrol etmiyor. Ya da Facebook’u ya da Airbnb’yi… Ama temel seviyede bağlı olduğumuz cihazların ekranları bir ayna gibi çalışıyor ve bize nasıl görünüyorsak onu yansıtıyorlar. Ancak artık 2016’da bu durum o kadar da hoş olmamaya başladı.

Nisan ayına yeniden dönersek; bir Twitter kullanıcısı Google’a “unprofessional hair” yazdığında görsellerde aratınca karşısında orantısız sayıda siyahi kadın görseli çıktığını gördü. Ve bunu yazdı. Paylaşımı viral hale geldi ve şiddetli bir tartışmaya neden oldu: “Yoksa Google arama algoritmaları ırkçı mı?” Bu sorunun cevabı evet de olabilir hayır da. Google sonuçlarının ırkçı olarak dönmesi aslında toplumda hala var olan ırkçı ön yargıların bir yansımasından ibaret. Hatta Google görsel sonuçları kısmen de bu görselleri nasıl adlandırdığımızla ortaya çıkıyor. “Unprofessional hair” yazdığımızda başlıca görsellerin siyahi kadınlardan oluşmasının nedeni; gerçekte yine bizlerin bu görselleri bu başlıkla adlandırmamızın sonucu. Buna benzer bir hikaye de Microsoft’un Tay ve Al chatbot’unda yaşandı. Microsoft’un geliştirdiği yapay zeka ürünü Tay, etkileşimle öğreniyordu. Ve 24 saat içinde Twitter kullanıcıları bu chatbot’a ırkçı, homofobik ve cinsiyetçi cümleler sarf ederek onun da bu şekilde cevaplar vermesine neden oldular.

Daha iyi bir insan olma arzusu

Bu tip hikayelere alışmamız gerek. Ama tabii ki bu, markalar ya da tüketiciler olarak bunları kabul etmek zorunda olduğumuz anlamına gelmiyor. Daha iyi bir insan olma arzusunun büyüdükçe etik değerler de girmeye başlıyor. Tüketiciler markalarda kendilerine bilinçsiz bir ön yargı ile hitap etme ve zarar verme davranışlarını fark ettirecek ve hatta düzeltmek için yardım edecek yeni araçlar, platformlar ve deneyimler arayacak. Kısacası “Etik Eğitimciler” diye isimlendirebileceğimiz markalar arayacaklar.

Bir örnek mi? 2016 Mart ayında yayınlanan EquiTable uygulaması, Amerika’da kullanıcıların lokantadaki hesaplarını cinsiyet ve ırklarına göre oranlıyordu. Uygulama, Çalışma Bakanlığı’ndaki istatistikleri de kullanarak Hispanik kadınların beyaz erkeklerin ortalama %54’ü kadar kazandıklarını ortaya koydu. Ücret eşitsizliği tartışmalarına başlamak için ilginç bir nokta.

Sanal gerçekliğin geleceği

Gelişmekte olan diğer teknolojiler ise tüketicilerin empati yetilerini artırabilecek. Sanal gerçeklik şu anda eğlence amaçlı kullanılıyor olabilir ama kullanıcılara sonunda empati eğitimi aldıkları bir deneyim yaşatma yeteneğine de sahip. Şunu düşünün: 6×9, bir VR deneyimi. İnsanlara, bir hücreye yalnız hapsedilme deneyimi sunarak bu tip bir cezada olanların durumlarını etkileyici bir şekilde ortaya koyuyor.

Yine benzer bir şekilde 2016’nın Nisan ayında NFL, Stanford Üniversitesi Sanal İnsan Etkileşimi Laboratuvarı ile beraber çalışarak VR deneyimini ön yargıyı azaltmak için kullanacaklarını duyurdu. Bir sanal vücut takası deneyimi ile kullanıcı Afro-Amerikan bir kadının gözünden beyaz bir kişi tarafından taciz edilmeyi görebilecek.

Ama bu “Etik Eğitimciler” her zaman yüksek teknolojiye sahip olmak zorunda değiller. 2016 yılının Şubat ayında Amerikalı geliştirici Cathy Deng arementalkingtoomuch.com’u ortaya çıkardı. İnternet sitesi insanlar toplantıdayken kadınların mı yoksa erkeklerin mi daha çok konuştuklarını kıyaslayabilecekleri ekranda zaman göstergesinin olduğu basit bir site yaptı. Evet, eğlenceli. Ama yine aynı ön yargı ve sistematik haksızlığın içine girmiş.

Bu nedenle bir dahaki sefer kendinizi geliştirmek istediğinizde yeni sınırları düşünmelisiniz. Pazar iyi beslenme, zinde olma ve zihinsel olarak iyi hissetme uğruna geliştirilmiş uygulama, platform ve ürünle dolup taşmış durumda. 

Neden tüketicilerinize onların etik kişisel gelişim arzularına yardım ederek ne kadar aydınlanmış ve açık fikirli bir marka olduğunuzu göstermiyorsunuz?

Bu yazı Campaign Türkiye’nin Aralık 2016 tarihli sayısında yayınlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.